2020’nin En İyi 20 Albümü

Merhaba.

Her şeyden önce 2020’yi atlatıp bu satırları okumak isteyecek kadar, yani hem zihnen hem de fiziksel olarak hayata tutunur halde kalabildiğiniz için tebrikler. Bu sene herhalde kimse için pek iyi geçmedi; diğer birçok derdimizi unutup canımızın peşine düştük yıl boyunca ve umuyorum kendiniz ve çevreniz için biraz daha şanslı, biraz daha sağlıklı ve maddi/manevi açıdan çok hasara uğramadığınız bir yıl olmuştur. Son gelişmeler “kötü günleri atlattık, sırada daha kötü günler var,” diyen dayıyı anımsatsa da en azından tüm bunlar olurken ruhumuzu ayakta tutacak bir şey var hala: Metal.

Mask Halford

Üzerine konuşacak çok şey var tabii 2020 ile ilgili ama iç karartıcı bir seneyi özetleyip daha da iç karatmak istemiyorum, o yüzden gelin biz metalde kalalım. Bu yıl, tıpkı 2019 gibi fazlasıyla tatmin ediciydi ve pek çok türden bir dünya, kaliteli albüm çıktı. Şöyle bir bilgi verirsem daha da açıklayıcı olacaktır eminim: 20 albümlük listemin son sırasında yer alan albüme 87 puan vermişim. Üstelik 87 puanı paylaştığı en az 5-6 albüm daha vardı ve aralarından kendimce bir eleme yapmak zorunda kaldım (o albümleri de kıyamayıp ekledim zaten liste muhabbetinin başına). Elbette puanlama işi biraz da puanı veren insana güvendiğinizde, puanlamanın nasıl yapıldığını bildiğinizde bir anlam kazanıyor ama Metalperver özelinde nasıl güçlü bir sene olduğunu da özetliyor bence bu durum. Metal, tam gaz devam ediyor kısacası. O yüzden kemerlerinizi bağlayın, dev bir yazıya son sürat giriş yapıyoruz şu an!

Öncelikle 2020 Sohbeti başlığına girilen yorumlar üzerinden, Metalperver’i okuyan ve okumakla kalmayıp etkileşime giren okurların tercihleriyle belirlenen listeyi paylaşmak istiyorum. Yorum sayısı arttıkça bu listeler daha sağlıklı bir hal alıyor. Bir kısmınızın gözü korkuyor ve yeterince bilmiyorum tribine girildiğinin de farkındayım ama Metalperver senelerdir bunu anlatmaya çalışıyor tam da. Ne Gerek Var? yazısına bir göz atabilirsiniz kendinizi bu kategoride görüyorsanız. Üşendiğinden veya burada, başka mecralarda olan biteni gizli gizli izleyip kendi takipçilerine satan, influencer‘cılık oynayanlara ise söyleyecek bir şeyim yok, hayırlı işler diliyorum ancak. Sonra mesaj atarsınız sayende buldum X grubunu, sağ ol diye gene, önemli değil.

Neyse, roketler de yollandığına göre gelelim sadede. Huzurlarınızda Metalperver okuyucularının seçtiği, 2020’nin En İyi 20 Albümü:

1- Ulcerate – Stare Into Death And Be Still
2- Sodom – Genesis XIX
3- Anaal Nathrakh – Endarkenment
4- Oranssi Pazuzu – Mestarin Kynsi
5- Gaerea – Limbo
6- Imperial Triumphant – Alphaville
7- Akhlys – Melinoë
8- The Committee – Utopian Deception
9- Panzerfaust – The Suns of Perdition – Chapter II: Render Unto Eden
10- Dark Tranquillity – Moment
11- Necrophobic – Dawn of the Dead
12- Selbst – Relatos de Angustia
13- The Ocean – Phanerozoic II
14- Paradise Lost – Obsidian
15- Benediction – Sculptures
16- Killer Be Killed – Reluctant Hero
17- Sylosis – Cycle of Suffering
18- On Thorns I Lay – Threnos
19- Defeated Sanity – The Sanginuary Impetus
20- Mors Principium Est – Seven


Black metalin egemenliği devam ediyor gördüğünüz üzere okuyucu tarafında da. Metalperver’in en iyilerine geçmeden önce anketi dolduranların oy birliğiyle senenin en iyi kritik yazısının ANAAL NATHRAKHEndarkenment seçildiğini söyleyeyim. SODOM – Genesis XIX ve IMPERIAL TRIUMPHANTAlphaville ile kapışıp burun farkıyla kazandı. En kötü kritik için ise sadece bir kişi yorum yapmış, o da LAMB OF GOD – Lamb of God kritiğine geldi. Devamlı aynı tip yazılar yazmaktan hoşlanmadığım için ve bazen tamamen düşünce balonlarımdan oluşan, soyut şeyler yazmayı sevdiğim için bu tip geribildirimleri değerli buluyorum ama yazılardan memnun gibisiniz. Çok teşekkürler.

Buradan senenin en kötü albümüne geçelim. Epey net bir fikir birliği söz konusu bu kategoride. Lamb of God zorlar gibi olduysa da TESTAMENT‘ın eline su dökememiş. Tabii “En Kötü Albüm” denilince dinlenemez, rezalet bir şey gibi düşünmeyin; ne albümler var Titans of Creation‘a gelene kadar (biri SIX FEET UNDER mı dedi?) ama böylesi efsane bir kadrodan bu kadar ilhamsız, bu kadar heyecansız ve standart bir albüm çıkması, neredeyse hepimizi hayal kırıklığına uğrattı gerçekten. Albümü taşıyacak bir-iki parçaya abanıp gerisini sallamak hiç yakışmadı. Testament, bu kategoride anılmayı hak eden bir grup değil ama üzdünüz bizi kardeşim!!1!bir!1 Benim de oyum Testament’a açıkçası.

Balon albüme geçelim. Bu kategoride yine çoğunluğun fikrine katılıyorum ben de. ODRAZARzeczom albümünü sevmekle bulmakla birlikte AMAN TANRIM BU DA NE BÖYLE?! tarzı coşmalara anlam veremedim pek. Yeterince SHINING dinlenmiyor demek ki diyerek geçiyorum. Yılın balonu, Odraza – Rzeczom seçildi Metalperver okuyucuları nezdinde:

güzel gözlü balon yarim…

Hak ettiği değeri görmeyen albüm kategorisinde her kafadan bir ses çıkmış elbette (doğal olarak). Kabaca SELBST‘ten IMPERIAL TRIUMPHANT‘a, VENGEFUL SPECTRE‘den HAKEN‘a, UNLEASH THE ARCHERS‘tan BYTHOS‘a, FEBRIS MANEA‘dan NERO DI MARTE‘ye uzanan geniş bir keşif listesi çıkarabilirsiniz kendinize buradan. Bythos’u umuyorum 2021’de inceleyeceğim ve bir önceki albümünü çok sevdiğim Unleash the Archers’a vakit bulamadığım için de keyifsizim. Fakat benim oyum da herhalde Vengeful Spectre’ye olacak bu alanda. Black metal bu kadar ön plandayken bu albüm neden atlandı bilmiyorum. Dinlenip beğenilmediyse daha da anlamıyorum hatta, haha. Ayrıca WARBRINGER da büyük bir kesimin ıskaladığı bir isim oldu listelere bakacak olursak; etmeyin, eylemeyin.

Her sene böyle bir parantez açabilecek miyiz bilemiyorum ama bu yıl özelinde konuşmazsak büyük ayıp edeceğimizi düşündüğüm bir konu var: Yerli metal sahnemiz. Bu sene çok üst düzey işler çıktı Türkiye’den. Büyük kısmını Metalperver’de inceledim zaten, ancak tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var. Senenin en iyi yerli işlerinden bazıları şöyleydi efendim:

CIDESPHEREDawn of a New Epoch : Çok bir şey demeye gerek yok ya, şimdi AT THE GATES düşünsün işte.

DEVOURED ELYSIUMExtermination Policies : Slam/brutal death metal gibi zor bir türün giriş seviyesindeki en sağlam işlerden biri. Aradaki melodik gitarlar, ritmik bölümler ve vokalin nefes aldıran düzenlemeleri sayesinde türe uzak olanları bile çekebilir kendine. Çok klas iş.

Hey gidi ya, sanki 5 sene önce yaptım şu konseri. Ulan Pandemi!

MOLESTED DIVINITYUnearthing the Void : Ankara’dan brutal death metal türünde dünya standartlarını yakalayan, o standartların burun kemiğine kafayı oturtan, sert bir aparkatla dişlerini döken, sinsi bir diz darbesiyle testislerini patlatan bir grubumuz var. İnsanın inanası gelmiyor ama Molested Divinity gerçekten de buralı.

METALIUM – Tenebris : 25 yıl sonra döndüler ve daha ilk dinlemeden “neden 25 yıl beklediniz?” sorusunu sordurmayı başardılar.

EXNUN – Decomposition of an Infant Soul : Can Temiz iyi bir Metalperver takipçisi ve deli deli bir insan. Olur olmadık yerde dilime takılan Hayvan Yaralı ile bu albümü aynı yıl içerisinde paylaşması da deliliğinin kanıtı herhalde. Crust punk kafalarından melodik death metale, oradan da death/black kırması bir yere varıyor. Sözler ise ayrı müthiş.

ZİFİR – Demoniac Ethics : “Nasıl yerli? Hangi yerli? Bildiğimiz buralı olan yerli?” soruları sordurtan İzmirli Zifir’in huzursuzluk veren black metali, her albümde daha da gelişiyor. En son kadroyu da zenginleştirmişlerdi, umarım pandemi sonrası sahalarda da göreceğiz kendilerini.

Benim favorilerim kabaca bunlardı ama LEATHERFRANK, CARNATIA, STRIDER, ENGULFED, EDGEFLAME, ARCHAIC VANITY, REKTAL TUŞE, TRENCHWAR, SAILS OF SERENITY, WHATISTEC ve daha birçok yerli gruptan da başarılı albümler, EP çalışmaları geldi bu yıl. Bir kulağınız da yerli piyasada olsun mutlaka, her yıl enfes işler çıkıyor artık.


Eveet, nihayet geldik o malum ana. Metalperver’in seçtiği 2020’nin En İyi 20 Albümü öncesi son olarak hızlıca listeye giremeyen, ancak 20. sıra için epey bastıran KVAEN, THE SPIRIT, MARRASMIELI, BLACK CURSE, SEPULTURA, PROTEST THE HERO, DARK FORTRESS, HAVUKRUUNU ve Spotify’a geldiğinde inceleyeceğim ETERNAL CHAMPION gibi isimlerin de en azından bahsini edip sonradan açıp baktığımızda görelim istiyorum. Misler gibi albümler yaptılar, fakat bazıları onlardan da daha etkileyici işlere imza attı.

Albümlerin incelemelerine büyük harflerle, albüm kapaklarına uygun renklerle yazılmış albüm isimlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz ve işte huzurlarınızda Metalperver’in seçtiği, 2020’nin En İyi 20 Albümü:

20 – CYTOTOXIN – NUKLEARTH

Çernobil temalı teknik brutal death metal. Zaten bu her şeyi yeterince açıklıyor ama Cytotoxin’in slam, groove, teknik ve melodi dengesine hayran kalmamak mümkün değildi. Nuklearth, CATTLE DECAPITATION atmosferini çok daha yıkıcı ve patlayıcı bir müzikle sunarak bu türde yılın en iyilerinden biri oldu gözümde. Tür odağından ayrılmış, ekstrem metali yok saymayan tüm listelerde var neredeyse Cytotoxin ve bence sonuna kadar hak ediyor. Her ne kadar biraz önce yukarıda saydığım birkaç grubu ezerek bu listeye girdiği için biraz üzülsem de Nuklearth, hem teması hem de çıktığı dönem itibariyle küresel felaket temalı hayvanlığıyla 2020’den hatırımda kalacak albümlerden biri oldu net şekilde.

19 – BÜTCHER – 666 GOATS CARRY MY CHARIOT

Bazı listelerde daha da üst sıralarda görebilirsiniz Bütcher’i. Ben gruptan keyif almak için bazı ön koşulların yerine getirilmesi gerektiğine inandığım için (80’ler metali bilmek, speed metal sevmek vs. gibi; detaylar incelemede var) 19. sırayı layık gördüm kendisine. İsmindeki sesli harfin üzerinde iki nokta bulunan tüm metal grupları gibi tam bir serseri metali icra ediyor Bütcher. Black/thrash ve speed metali MERCYFUL FATE gibi bir devin ışığı altında harmanlayan grup, şimdiden bol biralı ortamların vazgeçilmezine dönüşmüş durumda. Bu gruptan keyif alacak kadar metal kültürüne sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum açıkçası.

18 – HELLRIPPER – THE AFFAIR OF THE POISONS

“Eşek oğlu eşeğe bak ya!” Hellripper’in yeni albümünün ilk notalarına verdiğim tepki tam olarak buydu. Kusura bakmasın ama James McBain adında genç bir müzisyenin müthiş üretken projesi Hellripper, uzun zamandır gündemimde olan bir itlik abidesi zaten. 80’lerin SLAYER temelli karanlık müziğini çok çabuk hatmetmiş James ve The Affair of Poisons ile de Hellripper çıtasını çok yükseltti gerçekten. Yine 80’lere, çivili kemer ve banyosuz koltukaltlarına ışınlandığımız bir metal bu. Bütcher’e kıyasla speed metal dozajı daha düşük, daha black/thrash ekseninde ve biraz daha orta tempoda kalıyor Hellripper. Yazıda referans olarak bir ton grup saydım zaten ama kısaca 80’lerin serseri metalini, cadılık ve kara büyü odağındaki karanlık kafaları sevip de Hellripper’ı sevmemeniz imkansız gibi. Kasım’da çıkmasına rağmen yıl içinde en çok dinlediğim albümlerden biriydi.

17 – GODTHRYMM – REFLECTIONS

Epik doom metale yepyeni bir soluk getirdi Godthyrmm. Kadrosunda eski MY DYING BRIDE ve ANATHEMA elemanlarını barındıran, yüzüne de sevgimi dile getirdiğim Hamish’in kurduğu bu yeni grup, 14 Şubat’ta kırık kalpleri iyice burkacak Reflections ile hiç beklenmedik yerden vurdu. Türü seviyorsanız zaten kaçırmayın ama bence her halükarda fırsat verilmesi gereken albümlerden biri. PARADISE LOST ve CANDLEMASS, en büyük iki referans grubu olarak öne çıksa da Hamish’in kendi tınısını yakalayabildiğini düşünüyorum daha ilk albümden. Umarım uzun soluklu bir iş olur ve epik doom türünde açığı kapatan bir diğer isim de Godthrymm olur.

P.S.: Hamish’le yaptığım minik röportajı da bırakayım şöyle.

16 – DRACONIAN – UNDER A GODLESS VEIL

Gotik doom/death metalin kadın vokalli versiyonu neredeyse tümüyle bitmişken İsveçli Draconian’ın inatla “Ne bitmesi kardeşim, biz varız ya!” diyerek birkaç yılda bir kaliteli bir albümle çıkagelmesine alışmıştık zaten ama Under A Godless Veil kadar güçlüsünü beklemiyordum ben açıkçası. Heike Langhans’ın zaman zaman folk tatları veren enfes vokali yetmezmiş gibi Anders’in sismik brutal vokali de çok başarılı. Yunan mitolojisinden bir konsept, dinamik besteler ve duygu dağılımındaki dengeyi de hesaba katınca hem türün hem de Draconian’ın en iyi albümlerinden biri olduğunu düşünüyorum Under A Godless Veil‘in. Bu müziği seviyorsanız bu albümü ıskalamayın derim, üzülürsünüz. Gerçi dinleyince de üzüleceksiniz muhtemelen. Hayat işte arkadaşlar, çok da şey yapmayın.

15 – WARBRINGER – WEAPONS OF TOMORROW

Joe’nun “Firepower Kills!” çığlığından sonra olanları tam hatırlamıyorum bu albümü dinlerken. Warbringer, işin teknik tarafındaki VEKTOR ve daha ciddiyetsiz HAVOK gibi isimlerle birlikte modern thrash metalin en heyecan verici isimlerinden biri. Eğer thrash ölmeyecek, kimi genç gruplar 80’lere öykünen ve o zamanın ruhunu arayan dedebey metalcilere yanlamaya çalışan retro kafa albümlerden fazlasını üretip thrash metali yeniden canlandıracaksa, bunu Warbringer gibi gruplardan ilham alarak yapacaklar. Elbette Warbringer da hala KREATOR‘dan, SLAYER‘dan pek çok şey alıyor ve kritikte de belirttiğim üzere Weapons of Tomorrow hiç de geleceğin silahı gibi tınlamıyor aslına bakarsanız ama saf thrash metale yedirdiği farklı unsurlarla bu türün de çeşitlenebileceğini, gelişebileceğini yeni nesillere iyi gösteriyor Warbringer. Saf thrash seven eski kafalar yüzünden çok ittirilemedi metal basınında ama Warbringer, modern thrash metalin en başarılı örneklerinden birini sundu bu albüm ile.

14 – GAEREA – Limbo

Portekizli grubu ilk albümünden beri takipteyim ve sıçrama yapabileceklerini düşünüyordum zaten ama bu kadar çabuk ve bu kadar güçlü bir şekilde olacağını tahmin etmiyordum. Harika konseptinin dışında yumuşayıp saçma bir halan BEHEMOTH‘un zirve dönemlerini anımsatan müziği sayesinde çok sevildi Limbo. Öfkeli, isyankar bir melankoli atmosferi vermekte, bilindik ve sevilen black metal kalıplarını kendilerine uyarlamakta çok başarılılar ve Limbo, grubun Avrupa’da geniş turlara çıkmasına, büyük festivallerin ufak sahnelerini hıncahınç doldurmasına yardımcı olabilirdi bu pandemi illeti olmasaydı. Polonya black metali seviyorsanız, mizantropi ve melankolinin uyumsuzluk düzeni içinde sunulması fikri, black metal anlayışınızla örtüşüyorsa ve söz kurcalamaktan hoşlanıyorsanız Limbo albümüne mutlaka şans verin.

13 – DEFEATED SANITY THE SANGUINARY IMPETUS

Ne bileyim ya. Hah, bak ilk ne bileyim ya albümü geldi listedeki. İnsanlık ve metal dünyasının ortalama aklı, Defeated Sanity’i kaldıracak kadar gelişmiş değil maalesef. Bunu ben anlıyorum, siz ezikler gidin Metalika dinleyin, gibi kibirli bir yerden söylemiyorum. Bilakis, çoğunlukla ben de anlamıyorum Defeated Sanity müziğini hshah. Bu adamların müziği, müziğin kendisine bir övgü ve aynı zamanda da bu kavrama ihanet olabiliyor aynı zamanda. Müzisyenin dinlediği müzik seviyesinde olmayı başararak böylesi gaddar ve köp-pek bir death metal nasıl mümkün olabiliyor bilmiyorum ama The Sanginuary Impetus‘un her notasından vahşet akıyor bir şekilde. Kritiğin altındaki yorumlara bir bakın mesela; kafanızda neyle karşılaşacağınızı tam oturtamazsanız da şu iki buçuk dakika, Defeated Sanity hayvanlığını yeterince açıklayacaktır eminim:

12 – SELBST – RELATOS DE ANGUSTIA

Ülkesi ve yaşadıklarından bağımsız (Venezuela’nın içinde bulunduğu krizden bahsetmişim kritikte kabaca) düşünülemez ama N.’nin Selbst’i, black metal adına yine harika geçen bu yılda beni kişisel olarak da en çok etkileyen projelerden biriydi. Relatos De Angustia‘daki tutkuyu, ruhu hissetmemek imkansız ve N. de içinde kaynayan hisleri doğru araçlarla müziğe yansıtıyor. Bazen death metal yöntemlerine başvurup şiddeti arttıyor, bazen hatip seviyesinde vokallerle gerçekleri tokat gibi yüze vuruyor, bazen de melodik gitarlarını bir anda tiz perdelere çekip insanı diken üstünde tutmaya başlıyor. Herkesin deneyimi farklı olabilecek, herkesin başka türlü bir bağ kurabileceği kadar iyi Relatos De Angustia. Listedeki diğer black metal albümlerine nazaran biraz daha melankolik olduğu notunu da düşeyim ayrıca.

11 – THE OCEAN – PHANEROZOIC II: MESOZOIC | CENOZOIC

Bir kesim (boomer diyelim haha) esktrem metalde progresif yaklaşımları kabullenemiyor hala ama THE OCEAN, o tarafa bile hitap edebilecek kadar büyük albümler yapmayı başaran bir grup. Black metalden TOOL vari ritim oyunlarına, oradan MANES vari avangart delirmelere, Jonas Renkse desteğiyle KATATONIA kırılganlığı diye başlayıp uzattıkça uzatabileceğim bir liste dahilinde, müzikal olarak hiçbir yere gitmekten korkmuyor The Ocean bu albümde de. Elektronik dokunuşları, viyolonsel ve üflemeli eklemelerini saymıyorum bile. Ha tabii, bu dev müzikaliteyi de İLERİ JEOLOJİ dersleriyle süsleyip başka hiçbir grubun cesaret edemeyeceği bir tematik bütünsellikle sunuyor. Loïc Rossetti’nin ciğerini bıraktığı muazzam vokallere sahip Pleistocene‘e, veya albümün T-Rex’i Jurassic | Cretaceous‘tan etkilenmemek imkansız. Ayrıca hiçbir şeye inanmıyorsanız Spotify dinlenme sayılarına inanın: Kapanış parçası (dinlenme sayıları baştan sona, azalarak gider biliyorsunuz ki) 150.000 defa dinlenmiş bir albüm bu. Bu müzikle bu sayılar da grubun aynı zamanda ne kadar rahat, akıcı ve akılda kalan besteler yazdığının kanıtı aynı zamanda. Yürü be The Ocean.

10 – GULCH IMPENETRABLE CEREBRAL FORTRESS

Kaliforniya hardcore sahnesinin altını üstüne getiren (bunu hem mecazi hem de gerçek anlamda söylüyorum) GULCH, nihayet albümünü çıkardı. Doğaçlama sözleri ve saf enerjisinin yanı sıra hardcore denilince daha anlaşılır, daha tekdüze bir vokal bekleyenleri ters köşeye yatıracak Elliot’ın kükremeleri dışında grubun 80’ler sonu ekstrem metalinden (black/thrash) de fazlasıyla beslendiğini görmek mümkün. Bu albüm ve Gulch için söyleyebileceğim her şeyi söyledim, o yüzden kritiğin son cümlesiyle bitireyim bu yorumu: Odanın ortasını boşaltın, sesi kökleyin ve tepinmeye başlayın!

Açın bir bira ve oynatma tuşuna basın.

9 – CRYPTIC SHIFT – VISITATIONS FROM ENCELADUS

Yazıdan ne kadar geçiyor okuyucuya bilemiyorum ve mümkün olduğunca usturuplu durmaya çalışıyorum ama liste ilerledikçe gaza geliyorum, haha. Her albüm hakkında bir şeyler karalarken o albümden bir parça dinliyorum mutlaka ve şu anda da Moonbelt Immolator çalıyor. Cryptic Shift, atalarının VOIVOD ve ATHEIST olduğu bir müziği en üst düzeyde yeniden üretim bandına sokuyor ve ben bu albümün bu kadar az dinlenmesine gerçekten çıldırıyorum biraz. Daha geçen sene BLOOD INCANTATION ile çıldıran tayfa nerede kardeşim? VEKTOR sevenler, GORGUTS manyakları nerede? Cryptic Shift, daha ilk albümünden bu isimlerle anılacak bir şeyler üretti ve bunu da mükemmel bir hikayeyle sundu. Daha ne olsun ki zaten? Bundan sonra size yanlış yapan karşısında beni bulacak sanırım, lütfen bozmayın kendinizi.

“İzlanda’nın buzul göllerinden Jökulsárlón‘un suları, kandan kıpkırmızı kesilmiş sanki. Fakat Satürn’un en büyük 6. ayı Enceladus’un okyanus yüzeyinde bizi neyin beklediğini kim bilebilir? Ya da belki de bahsedilen Enceladus, Gaia ve Uranus‘ün tohumu olan, Etna Dağı’nın altına gömülü yatan dev Enceladus’tur. Peki ya tüm bunlar, zaman soyguncusu gulyabanilerin işiyse? Çabuk! Kaçış poduna!”

8 – VENGEFUL SPECTRE 殞煞 VENGEFUL SPECTRE

Bu albümün burada olması hiçbir gizli planımın, anlaşmamın olmadığının, bu listelerde vasat vasat şeyleri ittirmeye çalışmadığımın kanıtı herhalde. Çin’den black metalci deli bir grup, kendisini dinlemeye gönüllü insanları 2020’den 638 yılına götürüyor. Çin ve Tibet arasındaki anlamsız bir savaş, gece baskınları ve katliamlar, Vengeful Spectre’nin kendi adını taşıyan bu ilk albümüyle yeniden yaşanıyor adeta. Çiğ black metal ile melankolik Çin folk müziğini birleştiren grubun konsept ve müzik uyumu inanılmaz. Aylardır bağırıyorum Vengeful Spectre dinleyin diye ve muhtemelen bundan sonra da bağırmaya devam edeceğim elime fırsat geçtikçe. Büyük kısmının abartıldığı, birbirinin aynısı black metal albümlerinin arasında inci gibi parlıyor bence bu albüm ve bu nadir cevheri bulacak keşifçilerini bekliyor. Film izler gibi dinliyorum her defasında.

7 – PANZERFAUST – THE SUNS OF PERDITION CHAPTER II: RENDER UNTO EDEN

Kanadalı Panzerfaust, giderek daha da büyüyecek gibi görünüyor. The Suns of Perdition ile çok ağır bir yükün altına girdiler ama ilk iki albüm (iki albüm daha gelecek) itibariyle çok rahat sırtlıyorlar gibi bu yükü. Hiç denk gelmediyseniz ilk bölüm War, Horrid War ve üzerine de Render Unto Eden incelemelerini okuyun mutlaka. Önce grubun temasını, ne anlattığını anlamak lazım çünkü Panzerfaust müziğinin tadını çıkarabilmek için. “Açıyorum, melodi kulağıma güzel gelirse dinliyorum,” dinleyicisi için değil pek ama zaten Metalperver de o dinleyici tipi için değil sanki pek. İnsanlığın en karanlık anları gerimizde kaldı. Şimdi mesele, yaradılış ve varoluşa dair ikilemleri yüze vurmada. Böyle devam ederlerse tetraloji tamamlandığında grup iyice büyüyüp black metalle alakası olmayan insanların da diline düşer, ben de 2020’de neredeydiniz kardeşim diye artistlik yaparım, haha.

6 – HAKEN – VIRUS

Çıktı mı çıkacak mı gene mi ertelendi derken biraz yordu bu sene Haken bizi ama Virus, beklediğimize değdi doğrusu. Modern progresif metalin zirve gruplarından biri bu adamlar ve artık yeni nesiller progresif denilince “DREAM THEATER gibi mi aağbi?” demiyorsa Haken gibi gruplar sayesinde kesinlikle. Single parçaları birkaç milyon, en zayıf görünen parçası 400-500k dinlenmiş Virus için hak ettiği değeri görmedi demek çok doğru değil tabii ama bizde pek karşılık bulamadı gibi hissediyorum çoğunluktaki progresif fobisi nedeniyle. Haken’in her albümde üzerine koyup bir progresif devine dönüşmesini izlemek çok keyifli açıkçası ve Messiah Complex beşlisi, 2020 içinde dinleyebileceğiniz en görkemli bestelerden biri.

5 – ORANSSI PAZUZU MESTARIN KYNSI

Psikodeli ve black metal üzerine birçok şey söylenebilir ama Oranssi Pazuzu her ne kadar sınırlı bir kitleye hitap etse de herkesin aklıyla oynayabilecek kadar muktedir Mestarin Kynsi‘de. O yüzden iş dönüp dolaşıp buna ne kadar izin vereceğinize kalıyor. Eğer o izni verirseniz Mestarin Kynsi, uzun süre hafızasınızda yer edebilecek bir albüm, orası kesin. Hiç kendini zorlamadan, şova girmeden, imaj kasmadan black metalin en temel doğrusunu en güçlü şekilde gerçekleştirebiliyor Oranssi Pazuzu. Yazıda da belirttiğim gibi bu adamların bu müzikle bu kadar büyüyebilmelerine, 11 sene gibi kısa bir süreye sıkıştırdıkları 5 albümde henüz formüllerini zerre eskitmemelerini ve tüm bu deliliği bir tanıdıklık kalıbına yerleştirmeyi başarıp Oranssi Pazuzu müziği diye bir şey var etmelerini çok değerli buluyorum.

4 – ANAAL NATHRAKH – ENDARKENMENT

Kritiğin sonunda da söylemiştim zaten ama tekrar etmekte fayda var. Ne diyordu Dave Hunt: “Yanlış olduğumu düşünüyorsanız siktirin gidin!

Son parçalara doğru hafif bir düşüş olmasa, onu da geçtim Endarkenment seviyesinde bir-iki parça daha olabilse (The Age of Starlight Ends ve Libidinous (a Pig with Cocks in its Eyes) enfes parçalar ama Endarkenment bir hit oldu resmen) tarihe geçecekti Anaal Nathrakh herhalde. İngiliz nüktedanlığı, tek bir tür çatısı altında değerlendirmesi imkansız ölçüde zengin bir müzik, muazzam vokal performansı ve dünyayı yöneten domuzlarla onların peşinde koşan aptallara dair nokta atışı eleştiriler… Bu Anaal Nathrakh daha ne yapsın kardeşim?

3 – SODOM – GENESIS XIX

Senenin özetini çıkaracağım derken kendi canımı da çıkardım gibi oldu ama en keyifli sıralara, zirveye geldik artık. Enerjimin düştüğü, yorgunluktan gözlerimin kuruduğu noktada ise imdadıma 2020’nin en iyi 3. albümü Genesis XIX yetişti. Teutonic thrash denilince ilk akla gelen isimlerden Sodom, gider ayak tüm listeleri karıştırdı Genesis XIX ile. Yıllar sonra gruba dönen Frank Blackfire’ın etkisi mi, Tom Angelripper’ın içindeki 80’ler ateşini yeniden harlaması mı, yoksa gezegenlerin doğru hizaya gelmesi midir sebep bilmiyorum ama her neyse lütfen tekrar olsun en kısa zamanda ve Genesis XIX gibi bir, mümkünse birkaç albüm daha dinleyelim Sodom’dan. Bu nasıl enerji, bu nasıl saldırganlık arkadaş? Hadi hepsini geçtim; BU NASIL BAS GİTAR?

Hiç lamı cimi yok, thrash gibi thrash yaptı Sodom. Elinize, ayağınıza sağlık ağabeyler. Sizi yetiştiren analara kurb… Neyse.

2 – IMPERIAL TRIUMPHANT – ALPHAVILLE

Bu sene zor tüketilen, türler arasında geçişler yapmaktan çekinmeyen, bambaşka yerlerden ilham bulan garip albümlerin yılıydı. New Yorklu üç deliden oluşan Imperial Triumphant ise bu alanda senenin en iyi albümünü yaptı Alphaville ile. Çivili bileklikleri, kurşun kemerleri, yamalı yelekleri bir kenara bırakın; Caz Çağı’nın şatafatı, distopya öyküleri, insanın kendine koyduğu sınırlar, Charlie Chaplin, e biraz da Tomas Haake ve ahenk bağımlılığı tedavisinde kullanılacak kadar çarpık besteler… Kritiği yazarken Platon’un Devlet’i falan acaba bu kadar yukarıdan girince insanları soğutur muyum gruptan? diye çekinmiştim ama Imperial Triumpahnt gerçekten de ortalama metalcinin çok üzerinde bir müzik yapıyor, bunu kabul edip ona göre devam etmek lazım. İstanbul Bienali’nde sergilense yeriydi.

1 – ULCERATE – STARE INTO DEATH AND BE STILL

Dün itibariyle bu listenin ilk sırasında kimin olacağını açık etmiş oldum tabii ama zaten az çok tahmin ediyor olmalıydınız. Albüm çıktığı günden beri, Ulcerate’i zorlayacak bir grup çıkacak mı diye bekledim durdum ve kritik de bu yüzden gecikti bu kadar ama uzun zamandır kafamdaki puanı belliydi Stare Into Death And Be Still‘in. Ulcerate, ekstrem metalin zirvesinde duruyor ve her yeni albümüyle yerini daha da sağlamlaştırıyor. Bir kısmı kurgu olmakla birlikte, albüm ile ilgili yazdıklarımın fazlasıyla gerçeklik payı vardı ve ben gerçekten de Ulcerate’den korkuyorum. Bir grup için bundan daha büyük bir övgü cümlesi kuramam sanırım.


Buraya kadar yazılan her şeyi okuduysanız gerçekten bravo ve artık benden bu kadar bu sene için. Bu yazıdan sonra birkaç gün siteye uğramayı düşünmüyorum açıkçası, haha. Tabii yorumları onaylayacağım, arada da duramayıp Tek Atış‘a bir şeyler paslarım herhalde ama ufak bir tatilin vakti geldi. Umarım 2021 hepimiz için daha sağlıklı, daha normal ve kayıpsız bir sene olur. Bir yeni yıl hediyesi vermek, Metalperver’de yapılanları takdir etmek isterseniz PATREON projem devam ediyor hala, bir göz atıp destek olmayı düşünebilirsiniz. İyi seneler, görüşürüz.


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

10 thoughts on “2020’nin En İyi 20 Albümü

  • 27 Aralık 2020 tarihinde, saat 13:06
    Permalink

    Batan sona okudum Korhan abi, teşekkürler eline sağlık. Listedeki grupların yarıdan fazlasını tanımıyormuşum. Anlaşılan öğrenilecek, dinlenilecek bir sürü albüm var. Biraz da extreme metal pek dinlemediğimden olsa gerek.

    Yanıtla
  • 27 Aralık 2020 tarihinde, saat 13:10
    Permalink

    Metalperver farkını gösterdi ya gene. Eline sağlık abi çok çok iyi yazı. Bi de Kvaen ilk 20ye giremese de gönüllere girdi :d

    Yanıtla
  • 27 Aralık 2020 tarihinde, saat 14:06
    Permalink

    Her yerde o kadın fotoğraflı kapak. Bıkhtıkh ya bıkhtıkh…

    Yanıtla
  • 27 Aralık 2020 tarihinde, saat 20:34
    Permalink

    Bâ’a – Deus Qui Non Mentitur

    hiçbir yerde bu albümden bahsedildiğini görmedim ama bu sene en sevdiğim black metal albümü olabilir bu. özellikle mgla-vari nihilist black metal sevenler çok sevecektir bence, tarz olarak mgla gibi cayır cayır dümdüz black metalden ziyade birazcık daha dinamik ve değişken parça yapıları var, sözleri de ne derece nihilist bilmiyorum çevirilerine bakmadım ama taş gibi albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor

    Yanıtla
    • 27 Aralık 2020 tarihinde, saat 20:43
      Permalink

      Doğrudur, ben de ilk defa şimdi dinliyorum açıkçası. Bu vesileyle Osmose Productions ile iletişime geçme vaktinin geldiğini öğrenmiş oldum haha. Mahrum kalmayalım bu tip işlerden.

      Yanıtla
      • 28 Aralık 2020 tarihinde, saat 00:00
        Permalink

        Osmose demişken, yeni HATE FOREST albümünü yayınlamışlar. İndirdim ama henüz dinlemedim, yorumlar epeyce olumlu gözüküyor. 2020’nin son vurgunu olabilir.

        Yanıtla
  • 28 Aralık 2020 tarihinde, saat 16:50
    Permalink

    Genel anlamda kötü olsa da çıkan albümler bazında iyi bir yılı geride bıraktık. Önceki senelere göre daha fazla yeni albüm dinleyebildim, güzel keşiflerim oldu. Bu keşiflerin içinde ”Metalperver” de var. Özellikle ülkemizde, rock/metal dergiciliğinin sona erdiği şu dönemde grupları ve albümleri takip etmek adına bu gibi sitelerin değeri ortada.
    Liste olayına geri dönersek hâlâ dinleyemediğim tonla albüm kaldı haliyle. Yıl sonu listeleri bu açıdan güzel oluyor işte. Birçok kişinin eleğinden geçmiş, belli kalitenin üstünde albümleri keşfetme şansı doğuyor.

    Son yıllarda daha da koyulaşmaya başlayan ekstrem türlerin hakimiyeti mevzusu bu yıl da kendini göstermiş durumda. Özellikle black metal albümlerinin oranındaki artış dikkat çekici. Black metalin altın çağı denilemez belki ama bir hakimiyet söz konusu. Bunun sebeplerini irdelemek lazım, bence önemli bir dosya konusu. Heavy, thrash adına da güzel albümler çıkmadı değil ama eski ağırlığı kalmadığı ortada. Daha karışık, türler arası geçişlerin olduğu işler daha bir kıymete binmiş gibi. Belki bir başka yazı altında bu konuyu tartışabiliriz.
    Metal güzel bir şey. 🤘

    Yanıtla
  • 29 Aralık 2020 tarihinde, saat 08:17
    Permalink

    Listede Serpent Column olmaması…
    Şaka bir yana eğer deli falansanız “Mathcore mu dinlesem black metal mi?” diyorsanız Endless Detainment tüm ikirciklerinizin çözümü olacak. İlk dinlemelerde içine girmeyeceksiniz büyük ihtimalle o yüzden deliliği seviyorsanız mutlaka anlamaya çalışın son yılların en orijinal eserlerinden biri.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.