Hellripper – Coronach
Merhaba.
James McBain’in HELLRIPPER‘ı, son yıllarda Metalperver olarak en çok gözettiğim, heyecan duyduğum, desteklediğim işlerden biri. Paçozluğu paçalarından akan, promili yüksek, mezarlık tozuna bulanmış, retro kafalı black/speed/thrash harmanlarına karşı zaafım olduğu bilinen bir gerçekken Hellripper’a kayıtsız kalma şansım zaten sıfırdı ama McBain serserilikle müzisyenlik arasında o kadar güzel bir denge yakaladı ki, sadece itlik & serserilik müessesine bağlığımızdan değil, kaliteli bir şeyler dinlemek, osuruktan bir tabirle müzik dinlerken hoşça vakit geçirmek için de Hellripper çok üst sıralarda bir seçenek son yıllarda.

McBain’in bu tarz çalan diğer müzisyenlerden ayıran en büyük şey, seçenekleri kısıtlı bir türde körü körüne aynı formüllere saplanan veya ağır ağabey gibi gözükeceğim derken kendi karikatürüne dönüşen pek çok ismin aksine bakış açısını geniş tutarak black metalin sınırlarını aşmaktan çekinmeyen besteler üretmesi. Bu sayede Hellripper, 80’ler kafasını seven ama black metale varan ekstremliklere mesafeli dinleyici için de oldukça çekici bir hale geliyor. Salt MOTÖRHEAD seven, black metalin kötücül karanlığına o kadar yükselmeyen insan da gayet keyif alabilir mesela Hellripper’dan ki bunu türdeki benzer gruplar için söylemek zor. McBain’in melodiden, ilginç geçişlerden, dinamizmden ve çeşitlilikten korkmayan beste tarzı, Hellripper’ın en büyük avantajı.
Açılışı yapan Hunderprest, enerjisini ve odağını black/speed metalin akrobatik yaklaşımına yoğunlaştırsa da arkasından gelen Kinchyle, önce Motörhead vari gitarları, ardından çete vokalleri ve en önemlisi de şarkının ortasındaki akustik gitar geçişi ve METALLICA vari yarı-zamanlı bölümüyle direksiyonu farklı yerlere kırarak tıpkı Warlocks Grim & Withered Hags‘de olduğu gibi McBain’in yine çeşitlilik, zenginlik peşinde olduğunu gösteriyor. Elbette yeni, gerçek anlamda farklı hiçbir şey yok ama zaten burada mesele o değil; kendi içindeki dolgunluğu, Hellripper parçalarını pek çok isimden ayırmaya yetiyor da artıyor.
Jess Townsend’in keman desteği verdiği Baobhan Sith (Waltz of the Damned), ilk kez önceki albümde yer alan I, the Deciever parçasında duyduğumuz (ve çok yakıştırdığım) gaydasıyla işin içine bir kez daha folk esintileri katan Antonio Rodriguez’in kapanışı yapan epik Coronach‘taki gaydası, İlk günden beri Hellripper parçalarına ek vokal katısı veren Marianne’in sesi derken parçalar ilerledikçe bunun sıradan bir black/speed albümü olmadığı da kendini belli ediyor. Öte yandan McBain’in sololarındaki rock ve blues etkisi, Sculptor’s Cave veya Mortercheyn‘in punk ruhu da aşırı keyifli. Özellikle Sculptor’s Cave‘i araç kullanırken filan dinlemek lazım.
Sırası gelmişken, albüme adını veren Coronach, İskoçya’nın Highlands bölgelerine özgü yas parçalarına ve cenaze ağıtlarına verilen genel isimmiş. Sadece bir üzüntü ifadesi değil, aynı zamanda ölen kişinin toplum içindeki yerini onurlandıran bir veda ritüeli de sayılıyormuş. Haliyle albümün üzerinde ağır, melankolik bir hava yok pek; McBain’in albümün karanlığını, black metal havasını direkt bir şeytan övücülük yerine kendi hayatından, kültüründen bir şeylerle oluşturması ve belli belirsiz bir folk katmanıyla albümü derinleştirmesine tam puan. Ha, albümde Blakk Satanik Fvkkstorm adında bir parça da var bu arada, direktlik demişken bundan daha net olunamazdı herhalde haha.
Peş peşe aynı iki albümü çıkarmadan, kendi tarzını ve stilini koruyarak her albümde üzerine koyabilme kabiliyeti, Hellripper’ı türdeki diğer güncel isimlerin önüne taşıyor benim için. Coronach, bugüne kadarki en zengin Hellripper albümü ki Warlocks Grim & Withered Hags de aynı şeyi söylemiş, o black/speed paçozluğundan ödün vermeden derinleşebilmesini çok takdir etmiştim. Aynı şey Coronach için de birebir geçerli. Belki 3-5 dakika kırpılabilir, bazı tekrarlardan kurtulunabilirdi ama o kadarı da olur diyor, senenin en keyifli albümlerinden biriyle sizleri baş başa bırakıyorum.
86/100


