On Thorns I Lay – Threnos
2015’te yenilenmiş kadrosuyla 13 yıl aradan sonra sahalara dönen Yunan death-doom grubu On Thorns I Lay, son olarak 2018’de Aegean Sorrow ile Ege kıyılarında bu müziğin nasıl yapıldığını göstermeye çalışmış, büyük oranda da hayranlarını tatmin etmeyi başarmıştı. Herhalde aradan geçen sürede elde çok materyal birikmiş olacak ki daha iki sene geçmeden yeni albüm Threnos’u ortamlara saldı komşu. Aegean Sorrow‘u epey beğenmiş, biraz da nostalji kafasıyla bakıp grubun sadece sadece türün gerekliliklerini yerine getirip görevini layığıyla yerine getirdiği bu albümü haddinden fazla övmüştüm. Fakat Threnos için ne bir beklentim vardı ne de aman şöyle sözlük tanımı death-doom açayım da üzül üzül kahrolayım modundaydım, o yüzden biraz daha mesafeli ve sert yaklaşıyorum bu defa.
The Song of Sirens, birçok grubun defalarca kullandığı, denizcilerin aklını çelip gemilerini kayalıklara yönelterek parçalanmalarına neden olan güzel sesli mitolojik Siren varlıkları üzerinden giriyor. Gitarlardaki efektler melodilerin iyice uzaklardan geliyormuş hissini vererek konsepte oturuyor ve Threnos böylece gayet güçlü bir açılış yapıyor. Kariyerinin bir noktasında alternatif rock türüne kadar düşen bir grubun yeniden böyle yerlerde yuvarlanıp kızgın korların üzerinde yürümelik perişan doom bestelerine dönebilmesi gerçekten ilginç.
Ouranio Deos ise daha ilk dakikada devreyen giren kemanıyla MY DYING BRIDE‘a selam duruyor. Zaten albümün ilk yarısı 90’lara saygı duruşu tadında; 90’larda melankolik ve sert müzik yapan Avrupalı gruplardan birçok referans bulunabilir bu parçalarda. Klavye kullanımında AMORPHIS‘i, genel atmosferde MDB odağında Peaceville Üçlüsü’nü bulmak, hatta (zaten albümün miksajından da sorumlu) Dan Swanö Hoca Efendi Hazretleri’ne kadar ulaşmak mümkün.
Genel gitar işçiliğini başarılı bulsam da bazen çok temelden ilerliyor grup ve bu yılda, bu çağda bayıyor biraz açıkçası beni. Örneğin Misos sanki emekli olmuş AMON AMARTH gibi tınlıyor ve ortasındaki ağır tempolu geçiş kısmı haricinde albümün genel atmosferiyle uyumsuz geliyor bana epey. Temposu düşük bir albüm Threnos ve böyle bir parçayla silkelenip dirilme isteğini anlayabiliyorum rahatlıkla ama biraz ucuz geldi açıkçası bu parça.
Çift gitarın güçlü etkisi ve Dan Swanö’nün prodüksiyondaki becerisinin yanı sıra vokal de çok kuvvetli bence. Özellikle isim şarkısı Threnos‘ta bu üç unsur da şahlanıyor; gitarlar üst üste binip armoninin canına okurken Dan Swanö her şeyin ezici bir ağırlıkta tınlamasını sağlıyor. Vokalist Stefanos ise albüm boyunca sürdürdüğü brutal vokalini iyice death metal çizgisine kaydırıp albümün en sert anlarını yaşatıyor. Albüm boyunca hiç olmadığı kadar yükselen tempo, çiftkrosoğulları davullar ve Stefanos’un böğürtüleriyle geçen Threnos, net favorim. Şöyle bir parça daha olsa başka bir noktada olabilirdi albüm gözümde.
Fakat işin özü eğer ilk andan olan biteni sahiplenip bağrınıza basmazsanız, ileriki şarkılarda olacaklarla ikna olmanız kolay değil. Bu da albümü olduğundan daha uzun hissettiriyor ve son parça Odysseia da tuz biber oluyor; on dakikaya yaklaşan şarkının 90’lar death-doom kültüründen ve yine özellikle My Dying Bride’dan aldığı çok şey olsa da çeşitlilik namına hiçbir şey katmıyor albüme ve son düzlükte böyle bir parçayla veda etmek zorluyor beni açıkçası. Bu arada verse bölümün formülünün hangi MDB parçasından alındığını bulana benden gofret.
Threnos, belli açılardan eksiksiz bir death-doom albümü ama On Thorns I Lay, bu albümü yapmak için şöyle bir 23-24 yıl kadar geç kalmış maalesef. Artık 2020’deyiz ve bu kadar çeşitlilikten uzak, tek bir şeye kanalize olmuş albümlerin alıcı sayısı çok yüksek değil. Yine de türü sevenler için Threnos yılın üst düzey yapıtlarından biri olacaktır mutlaka, çünkü hakikaten yaptığı tek bir şey olsa da onu çok iyi yapıyor.
78/100



Ben de gayet başarılı buldum. Erynies de çok iyi şarkı kanımca.
Biri el atıp komşuyu izlememizi sağlasa.
Hsdhaha daha bu sabah geyiği yapılmıştı Metalperver #3’te On Thorns I Lay mi olsa diye. Bu bir işaret mi yoksa ya?
Gözünüzü seveyim bir tane de İstanbul’da Metalperver organizasyonu olsun. Aşırı istiyorum katılmayı.
Diğer her şeyle olduğu gibi organizasyonlarla da tek başıma ilgileniyorum. Tabii konser günü yardımcı olan, hazırlık aşamasında destek atan harika dostlarım var ama günün sonunda iş bende bitiyor. O yüzden rahatlıkla diyebilirim ki İstanbul şu an için biraz zor. Fakat aklımda İstanbul için güzel bir Ankara çıkartması fikri var, yaz dönüşüne veya sene sonuna öyle bir şeyler olabilir eğer o sırada da savaşta olmazsak.
İple çekiyorum.