Sylosis – Cycle of Suffering

Merhaba.

Sylosis ilginç bir grup. Josh Middleton’ın 15 yaşında kurduğu İngiliz melodik death/thrash esintili metalcore topluluğu, 2000 yılından beri aktif ve özellikle son beş-altı yıldır da hayli saygı gören, festivallerde üst düzey gruplara ayrılan saatlerde sahne alan bir isme dönüşmüş durumda. Üstelik kariyerine metalcore gibi pek de sevilmeyen bir türle başlamasına, ana akıma yakın durmasına, ergen metali damgası yemesine rağmen birçok yeraltı metalcisi de Sylosis’i ayrı bir yere koyuyor artık. Grubun thrash ve progresif metal ile harmanladığı modern metalcore, çıkış albümlerinde onları diğerlerinden ayırırken zamanla aslında grubun vokal melodileri ve prodüksiyon haricinde metalcore ile çok bir ilişkisi olmadığı anlaşıldı. Ayrıca standart mi düzeniyle hala beton gibi metal yapılabileceğinin bu yüzyıldaki en iyi örneklerinden biri oldular.

Kurucu Josh Middleton, aynı zamanda arkadaşı olan ARCHITECTS gitaristi Tom Searle‘nin vefatından sonra Sylosis’e ara verildiğini ve Architects’e destek olacağını duyurdu. Bir yıl kadar grupla turladıktan sonra ise tam zamanlı eleman olarak İngiliz topluluğa katıldığını açıkladı. Haliyle Sylosis’in geleceği belirsizdi ama geçtiğimiz haftalarda grup 5. stüdyo albümü Cycle of Suffering ile geri döndü ve şunu rahatlıkla ve direkt söylemek gerekiyor ki 2020’nin iddialı albümlerinden biriyle karşı karşıyayız.

Suratınıza tokat gibi çarpan dev bir prodüksiyon ile karşılıyor Cycle of Suffering insanı. Empty Prophets ile gümbür gümbür açılan albüm hemen ne kadar melodik ve hızlı olacağını, tansiyonun nasıl yukarılarda dolanacağını belli ediyor. İlk ve en büyük single parçası I Sever, ağırdan girip sonradan yabancıların chugga chugga dediği cıncırı festivaline dönüşüyor. Zaten dikkatli dinleyince bu iki şarkı itibariyle albüme çekilmemek biraz zor.

Kolayca steril ve mekanik tınlayabilecek, ruhsuz bir şeye dönüşebilecek müziğe klavye eklemek kimin fikriydi bilmiyorum ama Middleton’ın klavyesi albüme hem derinlik katmış hem de çok daha doğal tınlamasını sağlamış. O küçücük eklentinin ne kadar büyük bir etki yarattığını I Sever‘in ikinci yarısında veya isim şarkısı Cycle of Suffering‘de görebilirsiniz fazlasıyla.

Grubun kısa, dramatik anlar yaratıp duyguyu verdikten sonra parçaların geri kalanında at koşturması, iyi bir denge yaratıyor. Hala thrash köklerine fazlasıyla bağlı olsalar da birçok modern ekleme ile alışılmışın dışına çok da çıkmadan farklılaşmayı başarmışlar. METALLICA da duyuyorsunuz, AS I LAY DYING de, TRIVIUM da ama özünde Sylosis’in detaycılığı ve 12 şarkı boyunca sürdürmeyi başardığı istikrarı, albümü bilindik formülleri ters yüz edip insanların önüne temcit pilavını dayayan sözde modern grupların albümlerinden biraz da olsa ayırıyor. Albümün son parçası Abandon, her ne kadar süper başarılı bulmasam da gayet deneysel ve Middleton’ın Architects’ten bazı şeyleri Sylosis’e taşıdığı bariz ortada.

Peki ne yani dünyanın en iyi albümü mü bu Cycle of Suffering? Değil tabii. Öncelikle gitar işçiliği hem ritim hem de sololarda üst düzey olsa da aslında o kadar da yaratıcı değil. Arada daha teknik numaraların döndüğü parçalar ve anlar var elbette (Calcified ve Indivia gibi) ama özellikle standart mi düzenindeki işlere alışık metal kafalar için çok bilindik sularda geziyor Sylosis. Fakat bu açığı tam da o tanıdıklık üzerinden kapatıyor. Açıkçası albüme dair en çok takdir ettiğim şey bu kadar basit kalıp bu kadar etkileyici ve akıcı olmayı becermesi zaten. Tabii akılda kalıcılık konusunda biraz bocalıyor ama rif üzerine rif ile ilerleyen bir yapıdayken eğer Metallica, Gojira vs. değilseniz o kadar da olacak artık. Son olarak da birkaç şarkının yapısal olarak tekrara düşüp etkileyiciliğini yitirdiğini de ekleyeyim. Evet, sana diyorum Arms Like a Noose; o minik gitar numarana rağmen dümdüz şarkısın, hiç kusura bakma. Devils in Their Eyes, sen de akıllı ol. Bırakın artık şu tırt tırt dur-kalk kafalarını ya.

Son düzlükte yine biraz coşar gibi oldum ama aslında eğrisiyle doğrusuyla grubun şimdiye kadar yaptığı en iyi albüm bence Cycle of Suffering. Hem sert, hem derinlikli hem de tatmikar derecede teknik altyapısı kuvvetli. Eksikleri veya fazlalıkları var ama zaten bu yılda bu müzikle kusursuz bir iş çıkarmak pek kolay değil ve Sylosis elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını hissettiriyor fazlasıyla. Core kelimesini duyunca titreme gelmiyorsa mutlaka birkaç tur çevirin, 2020’nin üst kalibre işlerinden biri Cycle of Suffering.

85/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

7 thoughts on “Sylosis – Cycle of Suffering

  • 2 Mart 2020 tarihinde, saat 01:24
    Permalink

    Josh Middleton’un gitara yaklaşımını çok seviyorum. Gitar çalıp da Sylosis sevmemek çok saçma bir şey zaten. Mükemmel bir gitar müziği. Zaten youtube kanalına bakanlar tam bir gitar nerdü (bildiğin inek işte ne nerdü, inekler dayanışsın destek olalım birbirimize) olduğunu farkeder. Cycle of Suffering biraz da endişeyle beklediğim bir albümdü. Josh’un Architects’te geçirdiği yıllardan sonra açıkçası Sylosis soundunun metalcorea evrilmesinden korkuyordum. Neyse ki korktuğum olmadı. Çünkü Josh üzmez. Architects’ten ister istemez gelen bazı etkilenmeler (ilk örneği Empty Prophets 0:46) de müziğe harika yedirilmiş. Müziklerindeki bütün gereksiz uzatmaları kırpmışlar, taş gibi kaya gibi albüm yapmışlar. Birisi bana gelip tek albümde metal müziği özetle dese aç Cycle of Suffering dinle derim. Aşırı özgün başyapıt falan değil kabul ama benim gözümde gerçekten o başyapıt mertebesinin çok yakınında duruyor. Sözleri de duyduğum en içten sözlerden bazıları ve Josh’un vokali de mükemmel aktarıyor o hüznü. Çıktığından beri neredeyse her gün deli gibi dinliyorum. Bu açıdan Korhan’ın yerinde olmak istemem hiç, neredeyse her gün bir kritik yazıyor ve çok sevdiği gruplara istediği vakti ayıramadığına da adım gibi eminim. ADAM KENDİNİ PARALIYOR ÜNİVERSİTEDEN SONRA METALİ BIRAKMAYALIM DİYE ULAN!

    Yanıtla
    • 2 Mart 2020 tarihinde, saat 11:23
      Permalink

      Metalin özeti denilince de benim aklıma Vader – The Art of War EP’si geliyor uzun zamandır. Cycle of Suffering revizyonist bakışla geçmişin metalini bugünde çok iyi yapıyor gibi sanki. Öyle olunca da metalle içli dışlı olan herkesi inanılmaz coşturdu normal olarak.

      Bu arada yorumun son kısmına baya güldüm, hshdha. Fakat maalesef doğru; bazı haftalar görece boş geçtiğinde içten içe seviniyorum epey. 🙂

      Yanıtla
  • 12 Mart 2020 tarihinde, saat 00:07
    Permalink

    Kusura bakmayın Sylosis Edge of the Earth’den beri metalcore yapmıyor, neden ısrarla metalcore demişsiniz anlamadım. İlla bir kalıba sokulacaksa melodik ya da progressive thrash denilebilir. Bu albüme gelince, gerçekten kalite akıyor. Sadece Josh’un son birkaç albümde asamadigi bir nakarat tıkanıklığı devam ediyor. Tam gaz riffle devam ederken çat diye yavaslayip tekdüze vuruşlara dönmesi bazı şarkılarda hevesini kursağında bırakıyor insanın.

    Yanıtla
    • 12 Mart 2020 tarihinde, saat 00:48
      Permalink

      Merhaba. Yazının giriş paragrafında grubu tanıtırken kariyerine metalcore ile başladığını, sonrasında ise metalcore ile pek bir bağının kalmadığından bahsediyorum. Hatta cntrl+f ile ararsanız yazının devamında bir defa bile metalcore ibaresinin geçmediğini de görebilirsiniz. Sevgiler.

      Yanıtla
  • 12 Mart 2020 tarihinde, saat 02:22
    Permalink

    Albümdeki sözler çok güzel ama her okuduğumda Josh’un akıl sağlığı için endişe ediyorum. Eğer kendini anlatıyorsa sözlerde umarım dönemsel bir durumdur ve bizi müziğiyle beslemeye devam eder.

    Yanıtla
  • 5 Aralık 2020 tarihinde, saat 23:59
    Permalink

    Albüm çok güzel. Tek sevemediğim kısım vokalin sesi. Sanırım o yüzden tam kaptıramıyorum kendimi.

    Yanıtla
  • Geri bildirim: Persephone’s Last Breath – Until You Fall – Metalperver

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.