The Devin Townsend Band – Accelerated Evolution

Merhaba.

İki gün önceki SYL yazısı tanıtımında da belirttiğim üzere deli kelimiz Devin Townsend’in kariyerinde 2003 yılındayız. Okur ve PATREON savunucularımızdan Duodenum, Accelerated Evolution‘ı ile Devin Townsend’i deşmeye devam ediyor. Okuyalım bakalım ne diyor:


SYL incelemesinde Devin için 2003 yılının arkaplanından biraz bahsetmiştim. Aynı sene STRAPPING YOUNG LAD ile bir albüm çıkarmak yetmemiş, gerçekten istediği müziği yapmak için bir sene içerisinde hiçbir profesyonel tecrübesi olmayan, sadece yerel gruplarda çalmış dört müzisyen toplayarak The Devin Townsend Band’i kurmuş, aynı sene içerisinde bu ekiple Accelerated Evolution’u yazmış, bu da yetmezmiş gibi Project EKO adıyla bir de enstrümantal EP kaydetmiş ve Accelerated Evolution’un ikinci diski olarak sunmuştu. Devin’in kariyerine baktığımızda gördüğümüz Cooked on Phonics – Heavy as a Really Heavy Thing, Ocean Machine City, InfinityPhysicist gibi birbirinin antitezi albümlere iki albüm aynı anda ekleniyordu. Zamanının yarısında başından savarcasına SYL üzerinde çalışan Devin, diğer yarısında naif, heyecanlı, kendisine hayran müzisyenlerle Accelerated Evolution’a kafa yoruyordu.

Terria’dan sonra adını epey duyurmuş bir müzisyen olarak InsideOut Records’la bir kez daha anlaşmış, Terria gibi deneysel bir iş değil Ocean Machine gibi daha vurucu, standart şarkı yapılarına uygun, pazarlanabilir bir albüm yapma sözü vermişti. Accelerated Evolution’daki müzikte Devin bu amacı büyük ölçüde yerine getirebiliyor. Peavey 5150 diye bağıran alev alev bir gitar tonu eşliğinde devasa ses duvarlarından oluşuyor albüm ve sonunda Devin’in yıllardır arzuladığı stadyum prodüksiyonuna ulaştığını duyuyoruz. Bu ses duvarı şarkıları tek tek dinlendiğinde heyecan verici kılsa da bütün albümü dinlemek ciddi anlamda kulak yoruyor. Kick ve trampetin muazzam duyulduğu albümde klavye de arkaplanda sürekli bir şeyler yapmasına rağmen her şey o kadar gürültülü ki ne yaptığını, hatta neden orada olduğunu anlamak pek mümkün olmuyor çoğu zaman.

Daha açılış şarkısından itibaren standart şarkı yapılarına çok daha bel bağladığını gösteriyor Accelerated Evolution. Depth Charge’ın muazzam köprüsü “Who’s behind the door”dan Slow Me Down’ın sonuna kadar harika vokal melodileriyle dolu. Royal Albert Hall performansıyla ünlenmiş her saniyesine taptığım, ikinci yarısında Devin’in tanrılaştığı Deadhead albümün zirvesini oluştursa da Storm gibi, Suicide gibi şarkılarda bu görece basit müzikte ne kadar iyi olduğunu göstermekle kalmıyor, aynı zamanda sonrasında Devin Townsend Project adıyla yapacaklarına da temel hazırlıyor. Zayıf noktası ise vokallerin taşıdığı şarkılardan uzaklaşıp daha deneysel sulara girdiği anlar. Sekiz dakikalık süresine bir türlü anlam veremediğim Away örneğin, uzun süresi boyunca hiçbir yere gitmiyor. Bu bir yere gitmeme olayı neredeyse her şarkıda farklı derecelerde var. Harika başlayıp uzadıkça uzayan Random Process, Sunday Afternoon gibi şarkılar albümün zayıf tarafını oluşturuyor.Bu uzadıkça uzama durumu bahsettiğim prodüksiyon tercihleriyle birleşince Accelerated Evolution baştan sona dinlemesi oldukça yorucu bir albüme dönüyor. Stadyum, görece basit dediğime bakmayın, Devin’den beklenilebileceği üzere çok fazla şey oluyor albümde. Sadece prodüksiyon tercihleri ve şarkı yapılarındaki, o da önceki işlerine kıyasla bir basitleşme bu. Sözlerde ise arada daha karanlık şeylerden bahsetse de SYL’e kıyasla çok daha iyimser bir çerçeve çiziyor, insanlara güvenmek istiyor, aşk şarkıları söylüyor Accelerated Evolution. Sonuçta elimizde içinde güzel şarkılar olsa da baştan sona değerlendirildiğinde görece zayıf iki albüm kalıyor.

The Devin Townsend Bande kadar SYL kadrosuyla konserlerde solo işlerinden şarkılar da çalan Devin, artık turneleri ayıracaktı. Bir tarafta Century Media tarafından büyük bir bütçeyle desteklenen ve harika müzisyenlerden oluşan, ama içine girmekten korktuğu Strapping Young Lad, diğer tarafta amatör müzisyenler, daha kısıtlı bir bütçe, ama yapmak istediği müzik vardı. 2003’te çıkardığı iki albümse kazanmaya başladığı ünün de etkisiyle Devin’in ilk defa olumsuz eleştiriler almasına sebep oluyordu. Hayranlar ve eleştirmenler internette Devin’in psikiyatrik ilaçlar kullanıp daha temiz yaşamaya başladığından beri eski yeteneğini kaybettiğini söylüyordu. Bütün bu çatışmaların ortasındaki Devin’se hiç beklemediği bir haber alacaktı: bir oğlu oluyordu. Devin buna hiç hazır değildi.

75/100


2 thoughts on “The Devin Townsend Band – Accelerated Evolution

  • 30 Temmuz 2021 tarihinde, saat 16:02
    Permalink

    Açıkçası bu serideki hiçbir albümü dinlemedim ve bir süre daha dinlemeyeceğim sanırım ama bu yazıları okumaya bayılıyorum. Sanki bir yazar kitabının kısımlarını her hafta bir dergide yayınlıyor da onu takip ediyormuşum gibi hissettiriyor.

    Yanıtla
    • 30 Temmuz 2021 tarihinde, saat 22:09
      Permalink

      Çok teşekkürler. SYL’in City ve Alien albümlerini şiddetle tavsiye ederim, ikisi de benim gözümde klasik. Aslında hikaye kısımlarını ağırlıklı olarak Devin’in podcastinden alıyorum ben de. Spotify ve Youtube’da mevcut. Her bölüm 1.5 saat yaklaşık ama albümler etrafında daldan dala atlıyor, bir sürü şey hakkında konuşuyor. Podcast dinlemeyi seviyorsan Devin zaten dünyanın en sevimli insanı şu anda. Ben de podcast serisine başlamadan önce City, Alien ve Transcendence’yi adamkıllı biliyordum sadece. Onları çok seviyordum ama diskografisinin genişliği sebebiyle erteliyordum dinlemeyi. City’yi yazmak için podcastleri dinlemeye başlayayım dedim, sonra fanı oldum adamın.

      Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.