Devin Townsend – Terria

Merhaba.

Okur ve PATREON destekçilerimizden Duodenum, Metalperver kitlesine Devin Townsend‘in iç dünyasını aktarmayı sürdürüyor. Terria albümü ve albüm yazımı esnasında Devin’in ruh hali hakkında fikir edinmek için sözü kendisine bırakıyoruz, buyursunlar:


“It’s beautiful, the way it’s meant to be
Beautiful, but it don’t do shit for me”

Physicistin depresyonundan sonra tekrar psikiyatriste götürülen Devin’e bu defa bipolar bozukluk tanısı konmuş ve antipsikotiklere başlamıştı. Fakat ilaçları alırken ot kullanımını da kesmeyen Devin kendini komforlu bir hapishanenin içine koymuştu.

Antipsikotik kullanmak zorunda kalmış olan varsa bilir, duyguları küntleştiren, abartılı hisleri engelleyen ilaçlardır. Bu yüzden bipolar, borderline gibi bozuklukların tedavisinde vazgeçilmezlerdir. Bu ilaçları ve duygudurum düzenleyicilerini yüksek dozda alan Devin, çevresinin şaşkınlığı eşliğinde son 10 yıldır ilk defa normal hissediyor ve davranıyordu. Bir yandan bu durumdan memnundu, hikayesinin bittiğini hissediyordu. Ünlü olmuş, acı çekmiş, intikam almış, hatalar yapmış ve kendini affettirmişti. Artık söyleyecek bir sözü kalmamıştı. Öte yandan mesleği müzisyenlikti ve bunu bırakamazdı. Müziğe bakışını yeniden değerlendirmesi ve yol haritasını çizmesi gerekiyordu.

Bütün bu bileşenlerin toplamı Devin’in yıllar sonra “Konfor alanımdan gerçek anlamda çıktığım üç albümden biri,” dediği Terria ile sonuçlanacaktı (meraklısına, diğer ikisi Ki ve Empath). Terria, oldukça atmosferik, hem müziğin hem de envai çeşit sesin doğal bir akış içinde sunulduğu bir albüm. 72 dakika süresiyle içine girmesi şimdiye kadarkilerden en zoru ama girebilen için harika bir deneyim.

Terria’yı ilk birkaç dinlememde olan bitene pek anlam verememiş, ne gerek vardı ki sığlığında dinlemiştim. Albümün içine girebilmem için Haliç kıyısında bir yürüyüş yapmam gerekiyormuş meğer. Evden çıkıp Eyüp’ten Eminönü’ne kadar yürürken arkada Terria’yı dinlemiştim. Yağmur yağma ihtimaline karşılık yağmurluğumu giymiş, yağmur başladığındaysa derhal çıkarmıştım. Terria’nın içine girmek için kendinizi müziğe tam olarak vermeniz gerekiyor.

Biraz daha işin müzikal kısmına girersek Terria muhteşem tınlayan bir albüm. Katman katman synthler, gitarlar, bukalemun gibi hangi müziği yaparsa yapsın muhteşem icra eden Hoglan davulculuğu, envai çeşit vokal, perdesiz ve perdeli bas gitar, her şey kusursuz ve tertemiz duyuluyor. Devin’in imza ekolu gitar tonunu ilk defa bu kadar güçlü duyuyoruz. Farklı tonlar ve sololar konusunda çeşit çeşit deneyi barındırıyor Terria. Bu rif kalıplarının dışına çıkma durumu Devin’in arka arkaya gelen kutular gibi görünen yaklaşımlardan kurtulmasını ve Deep Peace gibi klasik müzik akışkanlığını andıran besteler yapabilmesini sağlamış. Bu şarkının solosu hayatımda duyduğum en güzel şeylerden biri. Öte tarafta Mountain, Earth Day ve The Fluke gibi görece daha doğrusal ve hit potansiyeli taşıyan şarkılar var. Harika vokal melodileri ve fikirler barındıran bu şarkılar bile dolambaçlı yollardan ilerliyor ve şaşırtıyor. Sözlere baktığımızdaysa ilk defa anlatacak bir derdi olmayan Devin’in bu özgürlüğüyle yeri geldiğinde mizahi, yeri geldiğinde oldukça normal şeyler yazdığını görüyoruz. Memleketi Kanada’nın havasından suyundan bahsediyor, ötenazi yapmak zorunda kaldıkları köpeğini anıyor, fakat arada bir bu hapishanede sonsuza kadar kalamayacağının bilincine varıyor ve isyan etmeye çalışıyor. Bu isyan çabası ise antipsikotikler ve ot tarafından hızla bastırılıyor.

Burada bir paragraf açıp albümün kitapçığından bahsetmek istiyorum. Dijital yayıncılığın CD ve plakların yerini almasıyla birlikte çoğu grup artık ya hiç girişmiyor kitapçık olayına, ya da özenmiyor. Müzik dinlemeye başladığım zamanlarda dijital streaming servisleri olmadığından farklı yollarla edinirdim albümleri ve indirdiğim dosyaların içinden taranmış kitapçıklar da çıkardı genelde. Bunları incelemek, sözleri müzikle birlikte okumak, teşekkür kısmına bakmak, içindeki ufak şakaları farketmek nostaljik bir anı olarak kaldı. Terria’nın Travis Smith imzalı muazzam kitapçığı bende bu nostaljiyi tekrar yaşattı. Gerçekten inanılmaz güzel çizimler var içinde, ne yapın edin bu albümü kitapçığıyla birlikte deneyimleyin.

Terria, sepya bir albüm. Martininize zeytin ister misiniz rahatlığında. Her türlü aşırılıktan kaçan, oldukça doğal bir eser. Öncekilerin duygusal yoğunluğunu, saldırganlığını ve büyüklenmeciliğini taşımıyor ve çok karakteristik bir tınısı var. Yine de zeka dolu besteleri ve akışkan yapısıyla özel bir yerde duruyor. Eğer içine girebilirseniz eşsiz bir deneyim, fakat müziğin bu kadar aceleci ve doğrudan olduğu bir zamanda çekici gelmemesi de anlaşılabilir bir durum. Devin, bu risksiz dünyanın içine giderek yerleşip rahatına bakarken City yıllarında ufacık ofisinde cüz’i bir ücret karşılığında mektupları zarflamak gibi ayak işlerinde çalıştığı Century Media da deliler gibi büyüyordu ve konserler dışında iyice boşlanmış STRAPPING YOUNG LAD’den talepleri olacaktı.

85/100


Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.