Lock Up – Demonization

Eğer daha önce Lock Up ismini duymadıysanız ve bu cehaletten dolayı kendinizi duvarlara vurarak cezalandırmanız bittiyse Lock Up’ın NAPALM DEATH ve BRUJERIA gibi davarlıklar insanı Shane Embury’nin yan projesi olduğunu belirterek başlıyoruz; haydi çabuk geçin, geçin; içeride çıkarırsınız.

90’ların sonunda hayata geçmesine rağmen bir yan proje ve goygoy ortamı olarak görülmesinden kaynaklanan lakayıtlık sebebiyle aradan geçen neredeyse yirmi yıla toplamda yalnızca dört albüm sıkıştırabilmiş olmasına rağmen Lock Up, süper grup kavramı bile henüz ortada yokken vokalde HYPOCRISY‘den tanıdığımız ve benim evde her gece sunağın başına oturup mumlar yakarak kendisine dualar ettiğim, dehasını biz fanilerle paylaştığı için şükranlarımı sunduğum Peter Tagtren‘i, davulda liseli kardeşlerimin ne yazık ki tanıyamayacağı, onlarca grupla çalışmış, kusursuz stili ve gün geçtikçe büyüyen hacmiyle Nicholas Barker’ı ve grindcore türünün isim babası ve zaten ilk icracılarından biri olan, bu tür için yazılabilecek en iyi gitarların çok büyük bir kısmını yazmış ve ne yazık ki 2006’da aramızdan ayrılmış olan Jesse Pintado gibi bir dehayı barındırmış, akıl almaz bir oluşum.

Sonraki iki albümde vokale geçen, yine hakkında sonsuza uzayan övgü cümleleri kurabileceğim, bana göre gelmiş geçmiş en iyi beş death metal vokalistinden biri olan AT THE GATES ve daha nicelerinin insanı Tomas TOMPA Lindberg ve Jesse’nin zamansız terk-i diyarıyla yerine gelen Brujeria gitaristi Anton Reisenegger (kendisi aynı zamanda son At the Gates albümünün başında yer alan, Ernesto Sabato’nun dilimize “Krallar ve Mezarlar” şeklinde çevrilmiş kitabından alıntılanan bölümü seslendiren kişi; t-t-t-trivia şoov)  ile ihtişamını korumayı büyük ölçüde başaran Lock Up’ın Mart ayında çıkmasına rağmen eşek kafam nedeniyle yeni yeni dinleyebildiğim 2017 albümü Demonization’da ise Tompa – eski BRUTAL TRUTH vokalisti Kevin Sharp değişikliği haricinde Shane-Nicholas-Anton üçlüsü yerini koruyor.

İnsan biyolojisinin sınırlarını zorlayan davulculuğu ile Nicholas Barker’ın tempoyu belirlediği, Shane-Anton ikilisinin önceki albümdeki İsveç tınılarını tamamen terk ederek daha Amerikan, daha imansız, izansız, zalim ve gaddar bir yol belirledikleri gitar-bas saldırısı altında Kev’in -elbette ki- seleflerinin gerisinde kalmasına rağmen albümün yapısına cuk oturan müthiş vokaliyle zihinlere kazınan, death metal ve grind türlerinin müthiş bir harmanı şeklinde özetlenebilir Demonization.

Bahsi geçen isimlerin nelere kadir oldukları hakkında ufak bir fikre sahipseniz Lock Up’ın öyle dümdüz sağa sola sıka sıka giden bir müzikten fazlasına sahip olacağını kestirmişsinizdir çoktan ama ben de bir kere daha Demonization’ın ne gitarında ne de davulunda herhangi bir tekdüzeliğe, sıkıcılığa, kendini tekrara rastlayamayacağınızı teyit etmiş olayım. Kendisinden konuşmaya başlarsam durmayacağımı bildiğim için çok girmek istemiyorum ama Nicholas Barker gerçekten de insanlık dışı bir performans göstermiş yine ve işin fantastik -ve sinir bozucu- tarafı bu adamın standartının bu olması. Ne kendisine, ne müziğe nefes aldırmayan müthiş seri ataklarıyla, ekstrem metal davulculuğuna dair aklınıza gelebilecek her ritmi kusursuz bir hakimiyet ile ve tam da olması gerektiği yerde kullanan gerçek bir davul azmanı kendisi. “Blood and Emptiness” girdikten çok kısa bir süre sonra zaten ne menem bir gövde gösterisinde bulunduğuna çok daha yakından şahit olacaksınız ama sırf Nicholas Barker için bile Demonization’ın defalarca dinlenebileceğini bilgilerinize arz ederim arkadaşlar. Seni sevimli kel ayı seni ya.

Grindcore ve death metal gibi insanı tedirgin eden ve genellikle kendinden uzak tutan bir türde olduğunu biliyorum ama konu Lock Up olunca işin rengi çok değişiyor. Zira Demonization da tıpkı diğer Lock Up albümleri gibi öyle üstün müzisyenlerin elinden çıkma bir albüm ki, kırk dakikayı aşan süresi boyunca birkaç şarkıdaki fade-in/fade-out kısımlar dışında neredeyse nefes aldırmamasına rağmen çok yüksek bir dinlenebilirlik ve tekrar oranına sahip. Beste yapıları, doğru anda müziğe nefes aldıran geçişler, Barker’ın olağanüstü (öve öve bitiremiyordu) kontrolü yüzünden albüm akıp giderken bir an bile “iyi hoş ama kafa bu da usta, çek sağa inecek var,” moduna girmiyorsunuz.

photo1

Açıkçası Demonization’ı gözden kaçırmış olmama inanamıyorum. Aylardır bu albümü dinleyebileceğim o kadar çok an yaşadım, o kadar harika -tabii ne kastettiğimi bilenler bunun harika olmadığını anladılar- ruh hallerine girdim ki, resmen heba olmuş tüm o yaşadıklarım. Neyse, en azından bundan sonra sinir bozucu bir şey yaşadığımda, yurdum insanının büyük kekoluklarından birine şahit olduğumda takarım Demonization’ı, ne gam kalır ne kasavet. Velhasıl siz siz olun benim yaptığım hatayı yapmayın; Demonization’ı ıskalamayın.

90/100

 cover_1485183963486876

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir