Klasik Bir Cumartesi: Rainbow – Rising

Dokundukları işlere büyülü bir tını katmayı başaran, müzik tarihinin gördüğü en yetenekli isimlerden Ritchie Blackmore ve Ronnie James DIO hakkında pek çok şey yazabilir, milyonların yaşamına kattıkları konusunda uzun uzadıya övgü cümleleri sıralayabilirim. Fakat özellikle DIO’nun akıl almaz kariyerinin fitilini ateşlediğine inandığım, Rainbow’un ise Ritchie Blackmore’un tekelinden çıkıp başka karakterlerin farklı rollerde ön plana çıkmasıyla gerçek bir gruba dönüşmesini sağladığını düşündüğüm Rising hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.

Herkesin bir başkasına benzetildiği günümüz müzik dünyasında, çok derinlerdeki silik ve uçucu bir DEEP PURPLE benzerliği dışında neredeyse tamamen özgün bir tını yakalamayı başarmış ve müzikte yeni türlerin oluşmasına katkıda bulunmuş bir grup Rainbow. Mistik, fantastik temadaki sözleri neoklasik rock/metal altyapısıyla birleştirerek power metalin, senfonik metalin, speed metalin, neoklasik metalin temellerini atan isimlerden bir tanesi.

Tabii bu ismin ponçikliği ile yaptıkları müziğin ağırlığı arasındaki tezat yüzünden midir, Blackmore ve DIO gibi bir ikilinin bir noktada Kobe-Shaq çatışması benzeri bir uyum sorunu yaşamasından mıdır bilinmez (hepimiz biliyoruz Ritchie’nin içi geçmiş, yumuşak turşu gibi bir adam olduğunu ama şimdi ağzımı açtırmayın bana), hiçbir zaman ana akımda kendine geniş yer bulamasa da Rainbow günümüzde pek çok grubun sık sık adını andığı, saygı duruşunda bulunduğu ve kendi müziği için referans gösterdiği bir grup. Eh, nasıl olmasın zaten? Otuz üç dakikada rock müzik külliyatı oluşturdu bu adamlar.

Adam madam diye hayvan gibi konuşuyorum tabii ama Rising ve Rainbow ile ilgili şöyle de korkunç, yürek burkan bir gerçek var ki 1976 yılında bu muhteşem klasiğe imza atmış beşlinin şu an ne yazık ki yalnızca ikisi hayatta. Geçtiğimiz yıl içerisinde, uzun yıllar boyunca DIO’nun şahsi işlerinde de kendisiyle çalışmış olan Jimmy Bain’i, 16 Mayıs 2010’da (lanet olsun o güne) büyükbabamız Ronnie James Dio’yu ve 1998 yılında yüzlerce davulcuya ilham vermiş, altmışın (60) üzerinde albümde yer almış usta isim Cozy Powell’ı kaybettik. Haliyle artık bir gökkuşağı yükselip faniliğimizi hatırlattığında, evden çok uzakta, zaman bir türlü geçmiyor gibi olduğunda ve ev algısını hepten yitirdiğimiz o flu dakikalarda artık hayat daha da boş.

Kara bulutları dağıtalım biraz. Tam kırk bir sene önce çıkmış bir albümün günümüz standartlarını bile geçen müzikalitesinden bahsederek yapalım bunu. 24 yaşındaki DIO ile 62 yaşında DIO vokali arasında zerre farklılık olmasından, yaşamdan bile daha kıymetli bir sesten bahsedelim. Cozy Powell’ın geleneksel sert müzik davulculuğunu tanımlayan, dönem itibariyle akıl almaz metronomlardaki kusursuz performansına odaklanalım ve elbette Ritchie Blackmore’un -bana göre- kariyerinin zirvesini yaşadığı Rainbow için yazdığı birbirinden mükemmel gitarlar ile kendimizden geçelim. Başka ne yapılabilir ki Rising dinlerken zaten?

Bu arada yanlış anlaşılmasını istemediğim bir konuya da yeri gelmişken gireyim inceden: Her ne kadar çoğu zaman metal müzikte geçmişe bağlı bir adam portresi çizsem ve her Cumartesi bir başka eski albümü çarşaf çarşaf överek bu imajı güçlendirsem de bu bağlılığım öyle körü körüne bir bağlılık değil arkadaşlar. Yani sadece otuz-kırk sene önce yazıldığı için ve tarihte bir dönem hakkında konuşurken günümüz şartları ile değerlendirmeler yapmanın angutça olduğunu düşündüğüm için bir albüm benim gözümde eleştirilemez bir seviyeye ulaşmıyor tabii ki. Eğer gerçekten şarkı yapıları, performansı ve ruhu hakkında eleştirecek bir şey bulamıyorsam kusursuz olur ve açık açık söyleyebilirim ki “A Light in the Black” dinlerken bazen virtüözlük seviyesi yüzünden kafamın içinde yüzlerce oyun olduğunu iddia edip de on tane oyunun başka renk paletlerinde versiyonlarını barındıran aşırı kötü oyun konsolu kasetlerine, tabancayla televizyona ateş edip ördek vurduğum yıllara gidiyor olması dışında bana garip hissettiren, tadımı kaçıran hiçbir anı yok Rising’in ki bu da yıllar içinde dinlediğim yüzlerce çok kötü klavye-gitar atışmasının sonucundaki bir koşullanma aslında.

Neden eleştiremiyorum peki Rising’i? Çünkü neredeyse hiçbir zaman DIO konserlerinden eksik olmamış (bunu önce “olmayan” yazdım, sonra artık başka DIO konseri olmayacağını hatırlayıp “olmamış” diye düzelttim; hay böyle işe be), kozmik introsu ile albüme de enfes bir giriş yapmayı sağlayan “Tarot Woman”, bu müziği hiç bilmeyen birine durumu anlatmak adına mükemmel bir tercih olabilecek, başındaki duygu durumu ile sonunda gelinen nokta arasında dağlar kadar fark olmasıyla insana aklını kaybettiren, “Kashmir” benzerliğinin ZERRE umrumda olmadığı, gelmiş geçmiş en iyi şarkılardan biri “Stargazer”, Blackmore’un bağıra bağıra bizden üstün olduğunu anlattığı, dönem itibariyle hız sınırlarının zorlandığı, ders niteliğindeki ana ve verse rifleri ile “A Light in the Black” gibi şarkılar barındıran, zamanın çok ama çok ötesinde bir albüm Rising.

Bazı albümler vardır ki her ne kadar benim için noksansız olsalar da bir noktada sevmeyeninin de neden sevmediğini anlayabileceğim bir özellik taşırlar. Bunun en güzel örneklerinden biri yine bu seride paylaştığım “Nosferatu”. Neredeyse lise sıralarından beri insanlara bu albümü övüyorum ama biliyorum ki eğer o vokale alışamazlarsa çöpe atacaklar koca albümü. Bunun için de kimseye kızamam çünkü ben de farkındayım durumun. Bunun örnekleri elbette çoğaltılabilir ama yazı uzadı da uzadı zaten. Fakat anlatmaya çalıştığım şey şu ki bir insanın Rising’i neden sevmediğini, Rainbow’u öğrenmeye neden vakit harcamadığını anlamama yardımcı olabilecek, “belki dinlemiştir 1-2 kere ama şu özelliğini sevmediği için üzerine eğilmemiş olabilir,” diyebileceğim hiçbir şey yok elimde. Ne kadar kurcalarsam kurcalayayım, hiçbir açık vermiyor Rising bu konuda. Eh, buna tam puan vermeyeceğim de hangi albüme vereceğim?

Son olarak da şunu söylemek istiyorum: Huzur içinde yat Cozy Powell, huzur içinde yat Jimm Bain ve seni elimizden alan bu dünyanın ben ta gelmişi geçmişini be Ronnie James DIO.

100/100

Huty17601 042

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir