Dishearten – Portal of Anatolia

DISHEARTEN’la tanışmak ve “Portal of Anatolia“yı dinlemek Türkiye metal dünyasında yıllardır beni çok rahatsız eden ve aslında oldukça bariz bir eksikliğin giderilmesini sağladığı için çok güzel bir tecrübe oldu, oluyor. Dünyanın dört bir köşesinden gruplar kendi kültürlerini, geçmişlerini metal müziğin, bilhassa black metalin, içine harmanlayıp ortaya nefis eserler çıkartırken; Türkiye gibi sürekli farklı birçok kültürün bir araya geldiği, jeopolitik öneme sahip (buradan lise hocalarıma selam gönderiyorum) bir noktada bulunan bir ülkeden bu konuda bu kadar az çalışma çıkması beni epey üzüyordu. Tamam, elbette ki “Anatolia“yı falan unutmuş değilim; ama PENTAGRAM’ın bu tarz çalışmaları ekstrem metal dönemlerinde değil de neredeyse düz heavy metal yaparken ortaya çıkartması gibi faktörler bir şekilde bu konudaki açlığımın bastırılmıyor olması anlamına geliyordu.

Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki DISHEARTEN bu boşluğu kolayca dolduruyor. Zaman zaman ufak doom metale kaymalar olsa da genel olarak bir black metal grubu olan DISHEARTEN’ın Türk folk ezgilerini müziğine yedirme biçimi gayet profesyonel, ve gayet akıcı. İtiraf etmem gerek ki ah uzun olur gemilerin direği dizelerini bir metal şarkısının ortasında ilk duyduğumda epeyce irkildim ve garipsedim; ama sonra fark ettim ki bu yalnızca kullanılan ezgilere önceden aşina olduğum, sözlerini anlayabildiğim ve daha ötesi önceden bildiğim içindi yalnızca. Kendimden bir adım geriye atıp sanki Türk değil de dilini, kültürünü bilmediğim bir ufak ülkeden çıkma bir grup dinler gibi yaklaşmaya çalıştığım zaman, DISHEARTEN’ın istediği harmanı yakalamakta bu konuda isim yapmış gruplardan bir eksiği olmadığını düşünmeye başladım, ve bu fikrim sabit.

Albümde dikkatinizi çekeceğine emin olduğum bir nokta da aralardaki kısa süreli, çoğunlukla enstrümantal ve akustik şarkılar. Oldukça temiz çalınmış bu parçaların devamı varsa sadece bunlardan oluşan bir neofolk albümü dinlemeyi çok isterdim doğrusu. Portal of Anatolia (kısa olan) parçasında olduğu gibi bazen maalesef aksan kulak tırmalasa da genel manada harika bir ruh yakalanmış buralarda.

Akustikleri ve aşırıya kaçılmamış; fakat albümün temel taşlarından biri olduğu konusunda şüpheye yer bırakmayan Türk folk ezgilerini bir kenara bırakınca geriye kalan da kimi zaman melodik, kimi zaman ise (bilhassa Pale Winter Soul’da olduğu gibi) akla kesin bir şekilde DRUDKH’u getirecek, repetitif bir black metal albümü kalıyor. Bu kalan kısmın çoğunlukla iyi kotarıldığını düşünsem de, prodüksiyonun burada albüm bütünlüğüne biraz zarar verdiğini düşündüğümü eklemek gerekiyor. Özellikle çiğ ve hatta “lo-fi” bırakılmış gibi gözüken daha ekstrem kısımların yanında tüm akustik ve geleneksel pasajlar fazlasıyla temiz kalıyor ve bunlar arasındaki geçişler biraz fazla sırıtıyor. Hazır eksik gördüğüm bir yandan bahsetmişken şikayet edebileceğim bir başka şeyi de araya sıkıştırayım. Sertleştiği yerlerde müzik bazen fazla basit kalıyor. İki gitar, klavye ve hatta kemane bile kullanılan bir albümde daha temiz pasajlar epey zengin tınlarken, sanki işin metal yönü fazlaca ikinci planda bırakılmış gibi hissettiriyor bazen. Halbuki süre olarak “Portal of Anatolia” hala net bir metal albümü.

3540428776_photo

Fazla didikliyor gibi görünebilirim albümü; fakat inanın ki Türkiye’den beklediğime bu kadar yakın bir albüm çıkmasının sevinciyle üzerine fazla eğildiğimden. Çoğu aktif olmasa da 20 yıllık bir grup olan DISHEARTEN henüz ilk albümünü çıkartmış olmasına rağmen eminim ki albümün namı biraz yayılmaya başlayınca kendisine sağlam bir takipçi kitlesi edinecektir. Biliyorum ki en azından ben olacağım.

85/100

m1000x1000

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Dishearten – Portal of Anatolia” için bir yorum

  • 8 Eylül 2017 tarihinde, saat 19:36
    Permalink

    Albümü Hammer Müzikte Enis dinlediği için keşfettim.Çok seveceğin albümlerin ne zaman karşına çıkacağı hiç belli olmuyor.
    Black metalde kabak kemane harika olmuş.Müzik ise bana Dimmu Borgir in ve Dissection un ilk zamanlarını hatırlatıyor.

    Grubu canlı olarak da izledim.Albümü birebir stüdyo kalitesinde çaldılar.İddia ediyorum ki bu grup avrupa metal sahnesinde çıksa insanların dibi düşer.

    Maalesef ülkemizde black metal dinleyicisi çok az.Az olmakla birlikte dinlediği müziğe de sahip çıkmıyor.

    Umarım grup dağılmaz ve böyle harika albümler çıkarmaya devam eder.

    Kritiği okuyınca benim gibi düşünenler var diye de çok mutlu oldum.Kalemine sağlık Bircan

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir