Gojira – Magma

Merhaba.

1996’da Fransa’nın güneyinde bir yerlerde kurulan küçük bir gruptu Godzilla. İlk albümle birlikte Gojira ismine geçtikten kısa bir süre sonra ise metalin güncel fenomenleri arasındaki en eklektik, en egzotik ve ilginç gruplardan birine dönüşmeyi başardı. 2000 sonrası ana akımda metali taşıyan MESHUGGAH, LAMB OF GOD, MASTODON, OPETH gibi devlerin arasındaki yerini alması için From Mars to Sirius‘u yapması yetmişti ve tıpkı Opeth gibi Gojira’nın da Avrupai tarafı, yani hem sanatsal hem de kırılgan bir doğasının olması, Amerika kıtasında daha da çok ilgi görmesine neden olarak grubun popüleritesini arşa çıkardı. The Way of All Flesh sonrasında ise Gojira, tıpkı bu saydığım listedeki grupların bazıları gibi sivriliklerinden kurtulup daha sade, daha kolay tüketilebilir ve daha rahat pazarlanabilen bir kalıba soktu müziğini.

Yalnızca bugünün konusu olan Magma albümünden bahsetmiyorum. Öncesindeki L’enfant Sauvage‘ın da beste açısından geçmişe göre çok daha güvenli, maceracılıktan uzak olduğunu anlamak için profesör olmaya gerek yok. Geçtiğimiz hafta yayımlanan Fortitude‘un incelemesine geçmeden önce bunları konuşmamız gerek, çünkü 2000-2010 arasına damga vuran, müthiş bir ivmeyle yükselen, o kontrol edilemez patlayıcılıktaki progresif death metal neferi Gojira ile bugünün Gojira’sı arasında çok az bağlantı var. Aradaki farkı konuşmak, ithal bir tabirle odadaki file işaret etmek için ise 2016 çıkışlı Magma‘dan daha iyi bir seçenek olamaz.

Hepimiz sevdiğimiz bir grubun yeni albümü çok iyi olsun, yerlere göklere sığdırılamasın ve böylece hem gruba olan hayranlığımız haklı çıkarılmış olsun hem de gönül rahatlığıyla albümü övmeye devam edebilelim istiyoruz. Dinlediğimiz her grupta değil ama kulağımıza, kalbimize en çok hitap edenlerin yeni albüm haberlerinde bir küçük endişe, ortak bir kaygıyla “umarım saçmalamazlar,” hissi yaşıyoruz mutlaka. Bir şeyler yolunda gitmediğinde de telaşla etrafta koşturmaya, bahaneler aranmaya başlıyoruz. Çıktıktan bir süre sonra, özellikle de eleştirildiği ortamlarda, mecralarda, Magma ilgili en çok duyduğum/okuduğum cümle neydi, biliyor musunuz?

“Yok şöyle, yok böyle diyorsunuz ama kayıttan hemen önce Mario – Joe Duplantier kardeşlerin annesi vefat etmiş.”

Eh, bu insanlar robot değiller ve ürettikleri şey de mekaniklikten çok uzak. Hatta tam tersi müzik yaşayan, yaşamın tüm enerjisiyle çevrelenmiş bir şey. Duplantier’lerin kaybının boyutunu sadece hayal edebiliyorum, çünkü kendim böyle bir tecrübe -şükürler olsun ki- yaşamadığım için asla nasıl etkilendiklerini bilemem. Ne var ki zaman sadece ileri doğru hareket ediyor ve dışarıda hayat her daim devam ediyor. Müzik, diğer pek çok alana göre daha özgür bir faaliyet sahası belki ama kimse başınıza kötü bir şey geldi diye sizi sorumluluklarınızdan azat etmez; hele ki kıta değiştirip orada kendi stüdyonuzu kuracak kadar para kazanmış, her gün bu müziğin en büyük medya organlarında yer alacak kadar tepeye ulaşmış, endüstrinin çok büyük bir parçası olmuş ve Roadrunner Records gibi bir devle çalışmaya başlamışsanız.

Kısacası “…Çünkü işte annele…” diye uzayan cümleler bana biraz iş hayatından uzak kişilerin kuracağı cümleler gibi geliyor. Tabii ki Magma‘nın bu kadar uçucu, bu kadar rüya alemindeymiş gibi bir atmosfere sahip olmasında, şarkı sözlerinde ve genel anlamda albümün üzerinde bu yaşanan trajedinin etkisi çok net bir biçimde hissediliyor, fakat kabul edelim ki bugün Gojira’nın ticari açıdan en başarılı iki şarkısı olan Stranded ve Silvera, hiç de öyle kendini bir akışa kaptırıp duygu dünyasının içinde kaybolmuş gitmiş bir halde yazılmış gibi tınlamıyorlar. Net bir plan, net bir amaç ile yola çıkılmış ve Magma da rastgele olayların neticesinde ortaya çıkmış bir albüm değil. Ortalama şarkı süresinin dört dakika civarında tutulmasından neredeyse her şarkının tek bir fikir üzerine kurulup deneyselliğin büyük oranda törpülenmesine, ekstrem metal köklerinden kulak dostu kalıplara geçilmesinden Low Lands gibi Joe’nun doğrudan annesiyle konuştuğu, klibinde Duplantier’lerin çocukluk evlerinin kullanıldığı duygusal parçalara kadar Magma‘yı Magma yapan detayların hiçbiri, gelişine şeyler değil. Haliyle topu buralara atmak gruba da merhum hanımefendiye de saygısızlık gibi geliyor bana biraz. Şimdi bu parantezi kapatıp müziğe odaklanabiliriz artık sanırım.

Joe Duplantier’in temiz vokalleri yüzünden daha ilk saniyeden hayranları ikiye ayırmayı başaran The Shooting Star, trajediyle şekillenmiş yaratıcılığın profesyonel ellerde yeni bir kimlik edinme aracına nasıl dönüştürülebileceğinin en güzel kanıtı. Hayranları olarak biz yaptıkları şeye bayılsak da bu dörtlünün müziği bir şekilde genişleyip boyutlanmalıydı, yoksa hızla “bunlar da her albüm aynı terane,” kategorisine itileceklerdi. Joe’nun temiz vokaliyle keşfedilen bu yeni boyut ise Magma‘nın bel kemiği. Elbette hala ilk günlerinden beri sahip oldukları birçok fikri ve yöntemi tekrar tekrar kullanıyorlar, fakat Magma‘nın hiçbir şey değilse bile en azından konfor alanından uzak bir albüm olduğunu söylemek gerek. “Gojira öldü, yaşasın yeni Gojira!” demek isteyeni tutamayız yani bu saatten sonra. Ha, sevmeyenin de elinde sevgisizliğini haklı çıkarmak için çok sağlam bir koz oldu tabii, onu da atlamayalım.

Grubun müzikal evreni içerisinde çeşitli atıflarda ve alıntılarda bulunmaktan çekinmediği gibi müziğini damıtma sürecinde araya ekstrem günlerinden küçük sekanslar sıkıştırmayı da beceriyor Gojira. Silvera, The Cell, Pray gibi şarkılar, sıklıkla da Mario’nun triplet bas-davul ritimlerinin ve grubun markası haline gelen endüstriyel gitarların aşkına, yine boyun diski kaydırmalı, coşkulu anlar barındırıyorlar. Albümün ruhunu ise bu sert ve patlayıcı bölümler değil, yumuşak başlı, ruhani, maddesiz ve ana akım dostu anlayış şekillendiriyor. Ne yazık ki bu anlayışta, ekstrem metalde olduğu kadar başarılı değil Gojira.

İster Metallica’nın Black albümüyle, ister Mastodon’un rafine albümlerinden biriyle kıyaslayın; Magma, Gojira’nın metalden en uzak, geçmişinden en arıtılmış albümü. Bunda bir sorun yok aslında. Zaman akıyor, insanlar değişiyor ve bir müzisyeni neden hep aynı şeyi yapmıyor diye yargılayacak olsam bu siteyi bugüne taşıyamazdım herhalde. Ne var ki Magma inişli çıkışlı, dağınık ve savruk bir albüm olarak anne meselesinde tartıştığım o amaç doğrultusunda hedefini tutturduysa da gönüllerde çuvallayıp kulaklarımızda buruk bir tat bıraktı. Doğru, Stranded sayesinde kendi Enter Sandman‘ini buldu grup resmen -Grammy adaylığı da geldi hemen zaten- ve Silvera da “bakın, henüz o kadar yumuşamadık,” diyebilmeyi sağladı; ancak yirmi senedir duymaya alıştığımız riflerin sulandırılmış versiyonları, hem nicelik hem de nitelik bakımından düşüşe geçmiş gitar işçiliğini örtbas etmeye yetmedi.

“Business” olarak (dilimizde bu kelimenin tam karşılığı olmaması üzücü) doğru, fakat diğer her açıdan tutarsız, istikrarsız ve bazen de dümdüz sıkıcı. Sıkıcı, çünkü bundan on sene önce kim Gojira’nın bir gün Stranded‘ın nakarat rifi kadar uyduruk bir rifle çıkageleceğini öngörebilirdi ki? Haliyle albümün değeri giderek düştü ve Fortitude‘dan bağımsız konuşmak gerekirse bugün fanboy/fangirl kimliğininden sıyrılmış, kemik çerçeveli gözlüğünü ve fularını çıkarıp “ben çok müthiş ve farklı biri olduğum için üst sanata alışkın kulaklarımla her şeyi sizden daha iyi duyuyorum,” tavrını bırakmış herkes, Magma‘nın en kötü Gojira albümü olduğu konusunda hemfikir.

Sayısı giderek azalan bir kesim kısıtlı cephanesi ve yetersiz askeriyle Magma‘yı savunmaya çalışsa da mevzi çoktan düştü aradan geçen beş senede. Dinlenme/satış sayıları ise tamamen Kuzey Amerika piyasasının içinde, devasa bir pazarlama çarkının ortasında olmakla ilgili ve on tane Grammy de alsa, daha geçen gün Gojira’yı “son on yılın en önemli grubu” ilan eden Metal Hammer gibi uşak medya sadece 2016’nın değil her senenin en iyi albümü olarak da seçse Magma, sıradan bir albüm. MagmaFortitude karşılaştırmalarının ise hiçbir anlamı yok bu yüzden ve sağda solda gördüğüm “Magma’dan iyi en azından,” gibi cümleler, benim için bir övgüden ziyade “hey gidi hey, neyle neyi kıyaslar olduk…” gibi düşüncelerle Gojira’ya dair hayal kırıklıklarımı daha da derinleştiren ifadelerden başka bir şey değil. Şimdi benzer bir pazarlama ve hype kültürü Fortitude için yaratılmış durumda ve geçtiğimiz hafta içerisinde artık içim dışım Fortitude oldu. YouTube’un en büyük davul eğitim kanalını açıyorum, “Yeni Gojira albümünden Amazonia’yı çaldık!” diye video düşüyor önüme. Elitist progresif metal sitesine bakıyorum, “Fortitude Gojira’nın en iyi albümü bikere tamammı çünkü çevre konularında aktif ve dünyamızı korumamız gerektiğini haykırıyooo,” diyen, güya müzik inceleyen yazılar çıkıyor karşıma… Kısacası şöyle geri çekilip hem biraz Fortitude‘dan uzaklaşayım hem de hazır fırsat çıkmışken Magma kritiğini de aradan çıkarayım istedim. Birkaç gün içerisinde Fortitude‘u da konuşacağız elbette, sevgiler.

63/100


Patreon’da hedef: 27/35
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.