Klasik Bir Cumartesi: Darkthrone – Transilvanian Hunger

Darkthrone kritiği yazmak hiç kolay bir iş değil. Hele ki grubun ilk dönemlerine ait ve müziğin üzerinde, herhangi bir değerlendirmeye tabi olmayan o kült albümlerden biri hakkında yeni bir şeyler söyleyebilmek, daha önce bakılmamış bir açıdan bakabilmek veya bugüne kadar kimsenin üzerinde durmadığı, açıklanmamış bir detayı gün yüzüne çıkarmak imkansız. Bu nedenle bu yazıda Fenriz’in 1987’de ismini koyduğu ve sonradan Nocturno Culto ile birlikte, 90’lar itibariyle kuzeyden dalga dalga yayılmaya başlayan black metalin en tavizsiz, en çiğ ve en asil temsilcilerinden biri haline getirdiği efsane grup Darkthrone’u fütursuza övecek, övecek, öveceğim.

İncelediğini kaynağa göre değişkenlik gösterecek yanıtlara ulaşabileceğiniz üzere Darkthrone’un bir black metal efsanesine dönüşmesinin arkasında nasıl bir motivasyonun olduğu aslında tam olarak  belli değil. Genlerine Fenriz’in punk kültürü ve müziğine duyduğu hayranlığın işlendiği grup, kuruluş döneminde revaçta olan death metalin, ilk albüm Soulside Journey‘e fazlasıyla etki etmesine rağmen bir şekilde black metalin en büyük oluşumlarından birine evrildi. Bu evrimi de elbette ki arka arkaya yayınladığı, kutsal olan her şeyi ayaklar altına alan ve sonradan “unholy trio” olarak adlandırılacak üç albümle, kara sancağı en tepede dalgalandırarak başardı.

A Blaze in the Northern SkyUnder a Funeral Moon ve Transilvanian Hunger‘dan oluşan bu üçlünün son parçası olan Transilvanian Hunger, aslında saf black metal söz konusu olduğunda bu albümler arasında en zayıf kalanı. Tabii ki albümle aynı adı taşıyan parça bir black metal klasiği, tabii ki gelmiş geçmiş en iyi black metal riflerinden bazıları bu albümde ve tabii ki daha pek çok şey söylenebilir ancak hem Fenriz’in MAYHEM‘den Dead ile olan ilişkisinin albümdeki yansımaları, hem albümün kimi anlarındaki kasıtlı lakayıtlık (SLAYER‘a ne de güzel selam çakıyor malum yerde mesela ve HELLHAMMER esintili Black’N’Roll’u ne güzel yediriyor albümün orta yerinde) hem de özellikle bahsi geçen diğer iki albümdeki korkutucu, gövde gösterisi boyutundaki saldırı hali bu albümde yok. Tamamen Darkthrone usülü saf black metalden bahsediyorum elbette, bağlamda kalmaya dikkat edelim.

Bağlam demişken, Darkthrone’un diğer gruplara nazaran nasıl çok daha ciddi ve asil bir müzikal kimliğe sahip olduğunu da belirtmek gerek. Grup black metali umursamadığı için yerden yere vurulurken, PUNKTHRONE logoları hazırlanırken ve Fenriz sağda solda rakı sofrasına meze yapılırken de grubun diğer türdeşlerine nazaran nasıl kendi köküne bağlı kaldığını aklı evvellere anlatmaya çalıştıysam da anlamaları biraz zaman aldı. Ne diyodum ya ben. Hah asalet. Kısacası biraz evvel Transilvanian Hunger o kadar da black metal değil derken aslında dönem itibariyle diğer Norveçli grupların olmayı ancak ıslak rüyalarda görebilecekleri kadar black metal elbette. Fenriz ve Nocturno Culto’nun çevrelerinde olan biten hiçbir şeyi umursamayan harika hal ve tavırlarını, diğer grupların gizemli, “kvlt” veya “true” olabilmek için attıkları taklaları düşününce Darkthrone’un bu kadar zahmetsiz bir şekilde diğer grupların kıçına tekmeyi basabiliyor oluşu aklıma geldikçe içim bir hoş oluyor gerçekten. Öyle bir testis düşünün ki Graven Takeheimens Saler‘in ana rifi için “Yahu bu da çok melodik aslında ama neyse, bu da böyle olmuş yapacak bir şey,” diyebilen (şarkının yorumlu versiyonuna bakabilirsiniz), albümün en güçlü şarkılarından birinin ortasına çat diye BATHORY‘i dayayabilen bir tavra sahip Neyse, daha da gaza gelmeden bu konuyu burada kapatalım.

Peaceville’deki kekoları sinir etmek için mi yoksa tamamen vizyoner bir bakış açısıyla alınmış bir karar mı bilinmez, Transilvanian Hunger’ın  mü-kem-mel bir kaydı var ve bu işin o kadar da içinde olmayan kimi kulaklar albümün prodüksiyonundan şikayetçi. E kardeşim sen neden Darkthrone dinliyorsun? Ne gerek var? Başka grup mu kalmadı? Ya da sana mı kaldı Darkthrone? Bu konuda da aparkatı çaktığımıza göre haydi devam. Bugün böyle ya; ateşle oynuyorum bakalım.

Günümüz dünyasında artık uçlarda bulunmak, sınırlarda gezmek gibi kavramlara pek yer yok. Bu nedenle benim metal müzik ile tanıştığım zamanlarda okduğum kritiklerde dikkatimi çeken, sağda solda bir araya geldiğimiz ağır ağabeylerden sıklıkla duyduğum, pek çok albüm için rahatlıkla yapılabilen “sev, ya da nefret et!” değerlendirmesi günümüz albümleri için pek geçerli değil. Artık pek etliye sütlüye bulaşmadan, şişi de kebabı da yakmadan takılıyor herkes. Ayıla bayıla dinlediğimiz ve black metali yeniden şahlandıran pek çok yeni grup bile sanal alemde ya hiç yer almamayı tercih ediyor ya da orada bir karakter ortaya koyacak cesarete sahip değiller. Transilvanian Hunger ve Darkthrone ise hali hazırda kendi döneminde bile var olan pek çok değerin karşısında durabilen dev bir güç timsali iken günümüzde geldiğimiz noktayla mukayese edince bu gücün boyutları iyice sınırları aşıyor.

Pek çok açıdan kağıt üzerinde fiyaskoyla sonuçlanması gereken bileşenlere sahip olan Transilvanian Hunger’ın bir anomaliye dönüşerek mükemmel bir albüm haline nasıl geldiğini bilmiyorum. Count Grishnackh’ın Euronymous’u öldürmesi, Dead’in intiharı, Peaceville’in denyolukları ve Fenriz’in tüm bunlardan beslenerek bir şekilde özlem, pişmanlık ve çöküşü black metal gibi düşük duygulara katiyen yer olmayan bir bağlama, üstelik de mükemmel bir şekilde sokmayı başarması, bunu yaparken de black metalin saf kanını hiç bozmaması beni aşıyor. Sevin ya da nefret edin. Gerçek black metal böyle bir şey.

98/100

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik Bir Cumartesi: Darkthrone – Transilvanian Hunger” için 5 yorum

  • 11 Kasım 2017 tarihinde, saat 08:24
    Permalink

    Oncelikle kalp kalp kalp.

    Bu album bence uclemedeki en iyisi. A blaze ve under a funeral moon un kudretine elbette laf edilmez ama bu album bi tik daha iyi geliyor bana. 2006-07 yillarinda evde annem babam yokken masanin ustunu mumla donatip plague angel, de mysteriis, hvis lyset tar oss, transilvanya bide destroyer albumlerini arka arkaya dinlerken kusana kadar dog killer saraplardan icerdim. Ki bu album ile alakali anilarimdan sadece bir tanesi bu. Cooook ayri cok ozel yeri cok baska bu eserin. Kritigi okurken bile damagimda o gunlerdeki les tatlar belirdi. Neyse zaten bi aksilik olmazsa 13 gun sonra alkol komasina giricem… konuyu daha fazla uzatmiyim. Sonuc olarak, black metal siker…

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir