Century – Sign of the Storm
Merhaba.
Düşük ihtimallere, tek gidiş biletli yolculuklara, büyük fedakarlıklar ve bekleyecek tek bir an dahi kalmamış olmasına, kalbi kararmış büyücülere edilen intikam yeminlerine ilişkin, kılıç kuşanıp yaklaşan fırtınanın üzerine kahkahalarla at süren heavy metalin tadı sizce bir başka değil mi ya? Ne bileyim, geleneksel heavy metal denildiğinde olumsuz çağrışımlara davetiye çıkarıyor gibi geliyor bana; eskimiş, hantal, köhne, bağnaz, sıkıcı gibi sıfatlar da beliriveriyor insanın zihninde. Oysa ki bu sayfalarda sevdiğimiz her şeyin temelindeki o dümdüz heavy metali biraz da dandik hayatlarımızdan kaçış gibi düşününce hiç de sıkıcı veya hantal değil. Aradan on yıllar geçse de heavy metalin saflarına devamlı yeni neferlerin katılması, bu konudaki görüşlerimi destekliyor. Genç müzisyenler, o döneme atıfta bulunan işler yapmak için ciddi çaba gösteriyorlar. Neredeyse her yıl, yeni yetme bir grup çıkıp sanki bir boyut kapısından 80’lere geçmiş, büyük ustalardan hızlandırılmış heavy metal kursu alıp geri gelmişçesine nostalji kokan, güçlü bir epik heavy metal albümü çıkarıyor artık. 2015’te VISIGOTH‘un enfes ilk albümü The Revenant King, 2016’da Kuzey Amerika’da ses getiren ETERNAL CHAMPION şaheseri The Armor of Ire, epik olmasa da hayli düz bir albümle 2019’da SPIRIT ADRIFT veya 2022’de pek çoklarının ıskaladığı enfes VENATOR albümü, ilk anda aklıma gelen örneklerden sadece bazıları. 2025’in ilk haftaları itibariyle bu kategorideki kontenjana İsveçli Century aday diyebiliriz.

2023’te çıkardıkları enfes debut The Conquest of Time ile yeraltında belirli bir heyecan yaratmışlardı zaten, o nedenle son dönemde sağda solda Century adına sık denk geldiyseniz bunun beklentiler doğrultusunda normal bir durum olduğunu söyleyebilirim. DARKTHRONE vari bir duo yapısı üzerinden kvlt puanları da toplayan grubun çok bariz ve tarife arif gerektirmeyen bir tarzı var. RAINBOW‘un Rising‘inden girin, NWOBHM gruplarından çıkın işte. CIRITH UNGOL da duyar isteyen, JUDAS PRIEST de, SATAN da. Henüz tarzların keskin sınırlarla belirlenmediği bir dönemden ilham aldıkları için parça parça başka gruplara benzeyebiliyorlar. Bunu ucuz bir özellik gibi düşünmemek lazım ama, çünkü Century hem beste kalitesi hem de çiçek gibi prodüksiyonuyla gayet Century gibi tınlıyor. Son şarkının belli bir bölümü hariç hiç Leonardo DiCaprio’nun şu meşhur hareketini yapmadım mesela. Hatta albüme dair genel hislerimi bir başka Leo gif’iyle ifade etmem gerekirse daha çok şu gibi. Herhalde Leo ve Century’nin bir arada konuşulacağı dünya üzerindeki tek yazı bu olacak.
Açılış parçası Sacrifice‘ın enerjisi, şimdilik albümün hit parçası gibi dursa ve nakaratı direkt akla kazınsa da şahsen o kadar coşmadığım Children of the Past, ulan gitara elektrik vermek ne kadar iyi fikir dedirten cızır cızır Necromancer derken ilk yarı epey güçlü top oynuyor Century. 10 şarkıyla 40 dakikaya bile ulaşamaları, ne kadar direkt ve sonuç odaklı çaldıklarının bir göstergesi olsa da bu kompakt, hızlı besteciliğe rağmen örneğin The Chains of Hell‘in girişinde, isim parçasının genelinde bayağı epik, hacimli anlara da şahit oluyoruz. Bol gallop ritimli, vokalin başı çektiği bu anlarda Century gerçekten eskinin büyükleri gibi tınlıyor. Gallop demişken; Fly Away ya. Fly Away yani dostlar.
Kapanışı yapan enstrümantal Sorceress ise albümün enteresan bestelerinden biri. Hiçbir döngüsü bulunmayan, herhangi bir kısmın tekrarlamadığı parçanın devinim hali ve akıcılığı keyifli olmakla birlikte grubun IRON MAIDEN gibi NWOBHM devlerinden ne kadar etkilendiğini görmek adına da iyi bir örnek. Son bölümündeki akustik gitarlarla iyice epik bir final yaşatması da cabası. 6 telli, üzerine 12 telli, onun üzerinde synthesizer derken büyüdükçe büyüyor albümün son anları. Bir röportajda okuduğum üzere elemanlar parçayı kayıt sırasında bitirmişler bu arada, bu da ilginç bir detay. Kayda gireceğiz artık, bitirmemiz lazım deyip stüdyoda bağlamışlar ki o spontanlıktan mis gibi bir kapanış çıkmış.
Geleneksel heavy metalin yeni dalgası, son 10 yılda birbirinden keyifli işleri beraberinde getiriyor ve Century, The Conquest of Time ve Sign of the Storm ile bu dalgayı yakalamayı başardı. İlk albüm veya yazının başında bahsi geçen diğer işler kadar tesirli, ilerleyen yıllarda da hafızalarda yer edecek güçte değil belki ama Century’i suyun üzerinde tutmaya yeter. Bu dalganın üzerinde ne kadar kalırlar, bu sörf ne kadar sürer bilemeyiz ama anın tadını çıkarıp keyfimize bakabiliriz pekala. Sign of the Storm, görece biraz yavan ve kısır geçen Ocak ayının güçlü işlerinden; hele bir de epik heavy metal benim gibi dinlerken sizi de çok eğlendiriyor, modunuzu yükseltiyorsa kayıtsız kalmamanızı öneririm.
80/100



Şu ana kadar senenin en iyisi benim için.
Yalnız şu İskandinav gruplarındaki kalite standardı nedir arkadaş? Üstelik nerdeyse metalin her türünde standart belirleyen albümler yapabiliyorlar.