Vulture Industries, Foscor, Fortnight Circus – Münih – Almanya, 9 Ekim 2017

Pek sevdiğim VULTURE INDUSTRIES‘i canlı izlemek için epeydir can atıyordum açıkçası. Müziklerinin konsere çok uygun olması ve hafif kabare tatları barındırması canlı performanslarının oldukça keyifli geçeceğine işaret ediyordu ve müthiş eğlenceli bir vokalistleri olması da bunun üzerine ek bir tatlılık elbette.

Bir Pazartesi akşamı olmasının da etkisiyle oldukça boş bir konser alanına giriş yapıp bir bira kaptıktan sonra biraz gecikmeli de olsa ilk grup FORTNIGHT CIRCUS sahneye çıktı. Turneye dahil olmayan, Münih konseri için lokal bir ön grup olarak orada bulunan grubun tam olarak neden orada olduğu konusunda kimsenin tam bir fikri yoktu sanırım. Bol oynak klavyeli, rap pasajlı alternatif bir pop-rock yapan grup bir de inatla oraya iki tane avangard, karanlığımı metal dinlemeye gelmiş dinleyicilerle diyaloğa girmeye çalışınca olay hiç yaklaşamadığı eğlenceden gittikçe uzaklaşıp utanç vericiliğe doğru ilerledi maalesef. Grubun hem klavye çalıp hem rap yapan elemanı ilerleyen dakikalarda şarkının bir kısmını bir an önce sahneden insinler diye bekleyen kalabalığa söyletmeye çalışınca artık dayanamayıp arkadaşla birlikte dışarı çıkmak zorunda hissettik.

Sahneye FOSCOR çıkınca ise olaylar gittikçe iyiye gitmeye başladı. “Ben bunu dinleyeyim” diye kütüphaneme ekleyip de bir türlü sıra getirmeyi başaramadığım Katalan (İspanyol dersek kızarlar mı ki?) grup sahnede dekor olarak kullandıkları iki adet beyaz oluşumla (sanıyorum üzerlerine çarşaf geçirilmiş mikrofon standlarıydı) ve grup elemanlarının kıyafet seçimleriyle (deri ceketten hipster-ımsı yaklaşımlara ve vokalistin siyah cübbesine kadar) görsel olarak merak uyandırdılar ve müzikleriyle de bu merakın hakkını verdiler doğrusu. Geçtiğimiz Haziran ayında ”Les irreals visions” adındaki albümünü piyasaya süren ve karanlık, atmosferik ve hatta avangardlarda yüzen bir progresif metal icra eden grubu özellikle dinlemek için gelen kimse olmadığı belliydi konser alanında (ki zaten bu noktada 15 kişi falandık sanıyorum); ama konser sonunda epeyce ilgiye mazhar olduklarını rahatça söyleyebilirim. Başladıklarında alanın arkalarında kendi kendilerine takılmakta olan dinleyiciler, ki itiraf etmek gerekirse biz de aralarındaydık, dakikalar ilerledikçe sahneye yaklaşmış ve grubu dikkatle dinleyip hafif hafif salınır olmuştuk. Yakın zamanda buralara da konuk etmeyi planladığım grubu tavsiye edeyim şimdiden.

Saat 22.10 civarı VULTURE INDUSTRIES sahneye çıktığında ufak konser alanında ancak 25-30 kişi olmuştuk sanırım ve konser öncesine kadar aynı zamanda grubun merchandise standıyla ilgilenen vokalist Bjørnar Nilsen’in yüzündeki hayal kırıklığını görmek pek de zor değildi açıkçası. Daha önce de Münih’te bu tarz ana akım alt türlerin dışında kalan grupların konserlerinin (HYPNO5E örneğinde olduğu gibi) fazlasıyla boş olduğuna şahit olduğum için çok beklemediğim bir durum değildi bu; ama bu denli sevdiğim bir grup için epey kötü hissettiğimi söylemem gerek.

Neyse ki Bjørnar‘ın da, benim de hayal kırıklıklarımız çok da haklı çıkmadı. İçeride çok az kişiydik evet; ama hem grup bunun performanslarını etkilemesine izin vermedi, hem de oradaki bir avuç insanın grubu gerçekten çok fazla sevdiği ortaya çıktı. Neredeyse tüm şarkılara hep bir ağızdan eşlik edildiğini görünce grubun hevesi de gözle görülür bir şekilde arttı ve nihayetinde bu samimi ortam bu yıl gittiğim en eğlenceli konser oldu açıkçası.

Son albümden açılış parçası Tales of Woe ve peşine Strangers ile zaten çok sağlam bir başlangıç yapan VULTURE INDUSTRIES, halen en iyi albümleri olarak gördüğüm “The Tower”’dan peş peşe The Pulse of Bliss, The Hound ve The Tower patlatınca zaten konser o noktada bitse bile işler yeterince güzel geçmiş olacaktı. Her ne kadar grubun zorlu vokal partisyonlarının Bjørnar‘ın sesi üzerindeki etkisi yavaş yavaş kendini belli etmeye başlasa da hiç hız kesmediler, ve hatta bizzat Bjørnar gittikçe açıldı ve sahnedeki şovlarıyla seyirciyi iyice kendilerine çekmeyi başardı. Gidip gitaristin kulağına bağırarak şarkı söyleyen, bacaklarının arasından geçen, eline balet alıp oyunda tef çalan pantolon askılı bir adamın sahnede oradan oraya koşturması olayı bir konserden alıp iyice bir gösteriye dönüştürdü ki tam da tahmin ettiğim gibi grubun müziği bu atmosferde iyice kendini belli etmeye başladı.

Sırasıyla As the World Burns ve Lost Among Liars ile devam eden setlist’in buralarında bir yerde sahneden seyircilerin arasına inen Bjørnar bira kasalarına basıp geri sahneye çıkmaya çalışırken neredeyse yuvarlanıyordu, zor zaptetti birkaç seyirci kendisini. Hiç bozuntuya vermeden sahneye geri dönüp şımarmaya devam etmesi gayet güzeldi doğrusu. Bundan sonra eski albümlerine dönüp A Path of Infamy ve The Bolted Door çalan grup, kapanışı ise muazzam Blood Don’t Eliogabalus ile yaptı ki konserin zirve noktası da burası oldu.

 

Şarkının yüksek sesli fısıltılarını yine aramıza inip direkt içine benim de dahil olduğum kimi seyircilerin kulağın içine yarı fısıldama yarı bağırma şeklinde icra eden Bjørnar bununla da kalmadı ve şarkının orta kısmındaki kabare bölümlerinde bizi bir çember halinde konser alanında gezintiye çıkarttı. Kurmalı asker gibi tuhaf adımlarla hoppidi hoppidi gezinen saçlı sakallı 30 tane adamı gözünüzün önüne getirirseniz olayın saçmalığını da eğlencesini de biraz hayal edebilirsiniz diye umuyorum.

Konser sonrasında grup halinde merchandise standına indikleri zaman biraz sohbet etme şansı bulduğum elemanların hepsinden “ya biz katiyen bu kadar keyifli bir konser beklemiyorduk, çok teşekkür ederiz” gibi şeyler duyduk ama asıl teşekkür etmesi gereken de kesinlikle bizdik aslında. Stranger Times Over Europe adındaki turnelerinin herhangi bir ayağına herhangi bir yerde denk gelirseniz mutlaka gitmenizi öneriyorum. Grubu hiç dinlememiş olsanız bile iki biradan sonra müthiş eğleneceğinizin garantisini verebilirim!

 

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir