Myrkur – Mareridt

Doğası gereği bir isyan ve zamanın sonuna kadar bitmeyecek bir çatışmayı temsil eden, koyundan bir farkı kalmamış insanların kafalarını bir an olsun bile kaldırmaksızın kendilerine söylenilen ve dayatılan biçimde sürdürdükleri basit ve değersiz yaşamlarını bir parça da olsa kayda değer bir hale getirmek için itici bir güç olmayı amaçlayan, bu yönüyle belki de sanatın tüm dalları ve alt kolları içerisindeki en provokatif uygulama olmasına rağmen hiçbir zaman hak ettiği değeri görmeyen ve görmeyecek olan black metalin nasıl olması gerektiğine dair herkesin bir fikri olsa da ben bu fikirlerin büyük bir kısmına saygı duymuyorum açıkçası. Black metale olduğundan başka anlamlar yüklemeye çalışan, saf ticari hamleler olarak müziğe eklenen farklı unsurlarla black metali geliştirdiğini, ileriye götürdüğünü veya dönüştürdüğünü iddia eden kitleye müzikal açıdan katlanabilsem ve kimi zaman yaptıkları işleri sevebilsem de iş black metalin kökenine veya fikirlerine indiğinde kendilerini kaale almıyor ve post-black metal denen hadiseyi bu bağlamda kabullenemiyorum.

Farklı enstrümanlardaki kabiliyetine, şarkı söyleme konusundaki yeteneğine, pop müzik geçmişine ve kısacası genel anlamda Danimarkalı Amalie Brunn’e söyleyecek pek fazla bir sözüm yok. Yarın öbür gün bir yerde karşılaşsak hayran hayran süzeceğim, ileride çocuğumuzu hangi okulda okutacağımıza kafa yoracağım, dünya güzeli bir insan kendisi. ULVER insanı Kristoffer Rygg ile hayata geçirdikleri, Brunn’un tek kişilik projesi MYRKUR ise apayrı bir konu elbette.

Black metalde kadın temsili başlıklı feminist konulardan girip pop müzik geçmişi olan herhangi birinin black metal ile ilişkilendirilemeyeceğinden çıkan, ne yazık ki ortalama metal dinleyicisinin ne kadar kafasız olduğunu bir kez daha dünyaya ispatladığımız bir sürecin yaşanmasına sebep olan Myrkur’un ilk albümü “M” metal dünyasını ikiye ayıran bir albümdü ve bu gücüyle hak ettiği ilgiden çok daha fazlasını gördü. Bu konuda başka bir şey söylemek istemiyorum.

Ticaret, sınıflandırma ve popülarite gibi başlıklara değinmeden değerlendirince Myrkur’un ilk E.P. ve albümü Amalie Brunn’un vokal-gitar-bas üçlüsündeki marifetlerini göstererek modern halk tınılarıyla bezediği, Kristoffer Rygg gibi bir gücün sağladığı kayıt kalitesi ve prodüksiyon sayesinde de günümüzde albüm diye önümüze sunulan pek çok şeyden daha dinlenebilir bir albümdü. İmkanlarını çekinmeden kullanan Myrkur’un modern tınısının duygusuz olduğunu da düşünmedim hiçbir zaman.

Gel gelelim konu yazının başında bahsettiğim, Myrkur’un kendini tanımlarken kullandığı ve eserleri hakkında bu yönde bir beklenti yarattığı için aslında doğru olanın müziğin bu bağlamda değerlendirilmesi olacağı gerçeğini de göz önüne alınca Myrkur’u bir black metal projesi olarak gelmiş geçmiş en dandik işlerden biri olarak görüyorum. Black metale bakış açım Myrkur’un bu tartışmalı durumuyla birleşince belki fazla elitist, üzerine fazla düşündüğümün iddia edilebileceği bir konuya dönüşüyor olay fakat gerçekten de algılarımız aslında sadece sınıflandırma sistemlerine göre şekilleniyor, bu da bir gerçek.

Amalie Brunn’un birden fazla enstrümanı doğru şekillerde kullanarak kendi içerisinde belirli bir dengesi ve havası olan albümler yaratmadaki becerisi ile black metal yapabilme becerisi bambaşka şeyler. Bu noktada Mareridt hangi açıdan baktığınıza göre değişkenlik gösterebilecek bir albüme dönüşüyor. Benim gibi düşünür ve black metal hayranı olarak incelerseniz Mareridt elbette ki çöp. Daha yumuşak, daha ılımlı veya esere saygılı bir şekilde ifade etmem mümkün değil. Ancak tek kişilik herhangi bir müzik projesi olarak bakıldığında eminim yere göğe sığdıramayanlar çıkacaktır.

0010659051_10

İşin bu tartışmalı ve büyük ihtimalle bir yere varmayacak kısmını -yazı boyunca deneyip beceremesem de- geride bırakmaya çalışıp Myrkur’u kendi dinamikleri içerisinde değerlendirince ise Mareridt’in M’den çok daha olgun bir albüm olduğunu söyleyebilirim. M karanlık olmaya çalışan ancak müzikal anlamda asla karanlık olmayan, günahkar gibi görünmeye çalışan küçük, masum bir çocuk gibiydi. Mareridt ise Brunn’un kendisinin ne olduğunu geçmişe göre daha iyi analiz ederek kendi güçlü yanlarını öne çıkarmayı hedeflediği bir albüm gibi görünüyor. Daha önce bu sayfalarda övgüyle bahsettiğim SYLVAINE gibi, ENYA‘nın açtığı yoldan yürüyen, metal müziği kendi duygusal devinimine dikkat çekmek için belirli anlarda yücelten, bunun dışında Brunn’un ruhani, uçucu ve masalsı vokali önderliğinde ilerleyen, hüzünlü olmasına karşın keyifli bir albüm.

Myrkur hiç böyle toplara girmese belki şimdi olduğu popüler olmayabilirdi ancak kemik bir kitleye kendini kabul ettirmiş, yeraltı dünyasında saygı gören bir isim olurdu. Ben de neredeyse aynı albümler olmasına rağmen Wistful‘u öve öve bitiremezken Mareridt’e böyle kötü bir yazı yazmaz ve normal şartlarda vereceğim puanın 15-20 puan altını vermezdim. Belki Amalie Brunn da artık bu durumlardan rahatsız olmaya başlamıştır ve ileride Mareridt gibi albümler yapmaya devam ederek piyasaya ilk adımlarını attığında oluşan bu yoğun harareti dağıtır zamanla ama işinin kolay olmadığı da kesin.

55/100

a2836519406_10

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir