Anathema – The Optimist

Üç ay kadar gecikmiş olsam da nihayet kritiğini kaleme alacak cesaret bulabildiğim İngiliz üzgün müzik devi Anathema’nın on birinci stüdyo albümü “The Optimist” incelemesine hoş geldiniz. Eğer Anathema kimdir bilmiyorsanız veya grup hakkındaki fikirleriniz “Paraları bittikçe geliyorlar,” cümlesi ile türevlerinden oluşuyor ise yarın bambaşka bir albüm kritiği yayında olacak; o zamana kadar kendinize iyi bakın.

Bunu popülist bir tavırla tartışma ortamı yaratmaktan ziyade Anathema’nın pek çok anlamda ortalama bir metal dinleyicisinin üzerinde bir seviyede bulunmasının yarattığı sorumluluk hissinden dolayı belirtme ihtiyacı duydum zira metalin hala aktif alt türlerinden birinin yaratımına direkt katkı vermiş, diskografisinde birden fazla türde ve sayıda klasiğe sahip, anlatmakla bitmeyecek Anathema’nın böyle bir vasatlığa alet edilmesine gerçekten dayanamıyor ve bu kitlenin ulaşılabilecek bir tarafı olmadığını düşündüğüm için doğrudan karşılıklı görmezden gelmenin en mantıklı seçenek olduğuna inanıyorum. Yazıya aduketle girdim gibi bir şey oldu ama dur bakalım.

Anathema benim için çok özel bir grup. Bunu fazla kişiselleşmeden veya dramatize etmeden anlatabilmemin bir yolu yok büyük ihtimalle, o yüzden böyle sade ve net bir şekilde söyleyeyim bir kez daha; Anathema benim çok ama çok özel bir grup. Bu konunun detaylarını belki “Klasik Bir Cumartesi” köşesinde bir gün konuşuruz.

Benim için bu kadar kıymetli olmalarına rağmen 2008 sonrasında neredeyse Anathema’yı takip etmeyi tamamen bıraktığımı da itiraf etmeliyim. Üstelik insanlar “Anathema mı, onlar da ne biçim oldu ya kehkeh, ulan albüm ismine bak”, diye geyiklerken içim kan ağlasa da ses çıkaramadım. Grup elemanlarının kendileriyle de eğlenceli ve güzel anıları olan, pek çok defa konserlerine gitme fırsatı yakalamış, hayatının duygu yoğunluğu belki de en yüksek dönemlerinde grubun çoğu albümünü kendine dert ortağı edinmiş, günümüzde “The Silent Enigma”, “Eternity”, “Alternative 4”, “Judgement”, “A Natural Disaster” gibi albümlerden (diskografi sayaydım) bir şarkı denk geldiğinde zamanında birlikte pek çok şey görüp yaşadığı çok eski bir dost ile karşılaşmış gibi hisseden bir insan olarak Anathema’nın kötüye gidişi her zaman beni derinden acıttı. Neyse ki karşımızdaki alelade bir grup değil de Anathema olduğu için grup bu sancılı değişim ve dönüşüm sürecinden “The Distant Satellites” gibi 2000’lerin başı ve öncesini hatırlatmasına rağmen yeni Anathema hissini de sonuna kadar vermeyi başaran harika bir albümle çıktı ve ben de derin bir oh çekerek her zamanki fanboyluğum ile insanlara durmaksızın Anathema övme işime geri dönebildim.

Anathema müziğinde pek çok şey değişmiş gibi görünse de aslında özü her daim aynı yapıyı korudu. Bu özü açığa çıkarmada kullanılan ekipmanlar, roller ve yöntemler değişti sadece. Vincent&Jamie ikizleri ile Danny’nin, yani özü yaratan ana unsurların sabit kalması da Anathema’nın o özel tınısının hiçbir zaman kaybolmamasını sağladı. Tabii nasıl ki yıllarca aynı işi yapmak için aynı ekipmanı kullanmış birine yepyeni, farklı bir yöntemle iş yapması gerektiği söylendiğinde çuvallayacak veya en iyi ihtimalle uzun süre bocalayacaksa Anathema da yöntemini değiştirirken epey zorlandı. Fakat iyi tarafından bakılması gereken ve esas önemli şey, diğer örnekte olduğu gibi Anathema’yı bunu yapması için kimsenin zorlamamış olması.

The Optimist ile Anathema bu yeni yöntemlere elini tamamen alıştırmış görünüyor artık ve “A Fine Day to Exit” konseptinin bıraktığı yerden alan albüm, on altı yıl önceki alışkanlıklar ve yöntemlerden bambaşka bir şekilde olmasına rağmen on altı yıl öncesinin konseptini aynı muazzamlıkta işlemeyi ve devam ettirmeyi başarıyor.

Grup elemanlarının sevgilerinin, korkularının ve kusurlarının vücut bulmuş hali olan karakterimizi son defa gördüğümüz San Diego Silver Strand Sahili’nin koordinatları olan “32.63n 117.14w” ile açılan The Optimist, son dönem Anathema’sının en olgun işi. Lee’nin ancak durmadan akan su imgesiyle eşleştirebildiğim sesiyle büyüleyen, enfes dans temposuna rağmen insanı tepetaklak eden “Endless Ways”, Trip-hop ile dirsek teması kuran “Ghosts”, Anathema’nın dilediğinde nasıl hala can yakabileceğinin ispatı (saksafon sevenler, dikkat!) “Close Your Eyes”, albüm boyunca sıkça karşılaşacağınız mükemmel kreşendolar arasında beni en çok etkileyenine sahip “San Francisco” ve belki de tarih boyunca gruptan dinlediğim en epik, en muhteşem işlerden biri olan, tam 11:42 süreye sahip “Back to the Start” albümde öne çıkanlardan sadece bazıları. Genel konsepti ve albümdeki hikayenin alt metinlerini, Vincent ile Lee’nin karşılıklı seslendirdiği karakterlerin yolculukları hakkındaki detayları keşfetmeyi size bırakıyorum artık, yoksa sonsuza uzanacak bu yazı.

anathema_2017

Albümün çıktığı 9 Haziran gecesi bir çam ormanının ortasında ellerimizde plastik bardaklarla şarap içerken telefondan açıp dinlediğimiz The Optimist ile bugünlerde dinlediğim The Optimist arasında dağlar kadar fark var. Üzerine çok zaman harcanabilecek, selefiyle beraber ve açık fikirli bir müzikal bakış açısı ile incelenince iyice kıymetlenen bir yapısı var. Kesinlikle sabır isteyen, pek çok tekrar ve düşünce sonrası açılan, fazlasıyla talepkar bir albüm. Bir noktada sizden de bir şeyler götürmeye başladığı için yorucu ve yıpratıcı da aynı zamanda. Eh, Anathema da zaten bu yüzden Anathema.

87/100

6-9-anathema

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Anathema – The Optimist” için bir yorum

  • 8 Eylül 2017 tarihinde, saat 09:14
    Permalink

    Sabah sabah “çok sevdiğim halde yıllardır neden daha fazla Anathema dinlemiyorum ya” diye düşünürken kritiği görmem güzel oldu, açtım dinliyorum. A Natural Disaster’dan beri en sevdiğim albümleri oldu. Aynı zamanda Anathema dinlemeye başlama mevsimimi de açtı.

    Kritikte adı geçen şarkılara ek olarak albümle aynı adlı parça da benim gözümde modern Anathema klasikleri arasına girdi, hazirandan beri dinleyip duruyorum. Springfield ve Endless Ways de muazzam ayrıca.

    Albümde bir tek Leaving it behind’ı tam olduramadım. Beste olarak sıkıntılı değil de çok hareketli elektronik altyapısı biraz iddialı bir giriş olmuş gibi. Ama yine de evet, adamlar özlerini korudukları için hangi tarz yaparlarsa yapsınlar Anathema olduklarını hissettiriyorlar.

    Yanıtla
    • 8 Eylül 2017 tarihinde, saat 14:09
      Permalink

      Müzikal olarak değil ama konsept içinde çok iyi yerde duruyor Leaving It Behind. Ben de hikayeyi özümseyene kadar hep ayrıksı buluyordum ama benimsedim artık epey.
      Lee Douglas’ın grubun daimi ve ana vokallerinden biri haline getirilmesi Anathema’nın bulduğu en iyi fikir olabilir galiba ya, kadın ne zaman sazı eline alsa şarkı bambaşka bir hale geliyor. Müthiş bir ses.

      Yanıtla
  • 8 Eylül 2017 tarihinde, saat 12:52
    Permalink

    A Natural Disaster’dan beri hiç ANATHEMA dinlemediğimi fark ettim şu an. Bunu da dinlemek gibi bir niyetim yoktu ama öyle datlı ANATHEMA övmüşsün ki lise-üniversitede ne çok dinlediğim ve ne de çok sevdiğim aklıma geldi grubu, dolayısıyla bir şans verilecek illa ki.

    Ellerine sağlık.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir