Between the Buried and Me – Between the Buried and Me

btbam_btbam

Bu kritik 25 Ocak 2013’de kaleme alınmıştır.

Şehir içinde ortalama 90km hızla giden arabanın içinden var gücümle dışarı ittim onu. Cadde kenarına park etmiş bir aracın dikiz aynasına çarpıp yuvarlandı. Solumdaki burnuna attığım dirsek sayesinde sersemlemişti, arabayı kullanan “Hassiktir!!” diyerek ani fren yaptı, daha bana uzanamadan zıpladım arabadan, biraz önce ittiğim eleman hareketsiz biçimde yatıyordu. Kaçmalıydım. Arabadakilere yakalanmamak için koşarak kalabalığa daldım, peşimdelerdi biliyordum ama asla arkama bakmadım. Bir sürü insanın omzuna, koluna çarptım, bir tanesi beni gözüne kestirmiş olacak ki tam yanından geçerken beni itti, elinde pusetle yürüyen orta yaşlı kapalı bir kadının üzerine düştüm, bir saniye bile duraksamadım, doğrulmak için kadının kafasından güç alırken nasıl bilmiyorum ama elime başörtüsü takıldı. Hızlıca çekiyordum ama kadın artık nasıl bağlamışsa bir türlü kurtulamıyordum. Can havliyle öyle sert çektim ki başörtüsü elimde kaldı, kadının ve bebeğinin feryat çığlıklarını arkamda bırakarak koşmaya devam ettim. “Orospu Çocuğu!!” diye bağırdı mağazadan çıkan laz tipli bir adam, millet durmuş bana bakıyordu ve artık önümü açmaya başladılar. Solumdaki dar sokağın yokuşuna, oradan da karşıma çıkan diğer bir sokağa daldım. Yokuş yukarı koşarken arkama bakmak aklıma geldi. Kimse yoktu.

Nefes nefese kalmıştım, ellerim titriyordu ve hızlı hızlı yürümeye devam ediyordum, arkama bir kere bakmıştım ya, takıntı oldu, iki üç adımda bir bakmaya başladım. Bu modern şehrin köhne bir sokağında yürürken ne yapacağımı, eve nasıl gideceğim düşünmem gerekirken, içinde bulunduğum heyecandan mıdır bilinmez, kafamda oldukça farklı düşünceler dönüyordu. Nereden gelip konduğunu bilmiyorum, çarptığım kadının bebeğinin çığlıklarından belki. Kim bilir? Çocukları ve yeni çocuk sahibi olmuş aileleri düşünüyordum. Daha bir gün önce baba olmuş 28 yaşında bir gencin, eşinin kollarında mışıl mışıl uyuyan çocuğuna bakarken içine düştüğü o tarifsiz mutluluğu, “artık ben baba oldum” cümlesinin altındaki ömrün sonuna kadar peşini bırakmayacak ve zamanla farklı zorluklara sahne olacak sorumlulukların farkına varış anını, sabah kahvaltıdan önce altı aylık bebeğini yorganı dağılmış yatağın üstüne yatırıp, o balon gibi şişmiş yumuşacık yanaklarını, kollarını, daha tüyden farksız olan o kıvır kıvır saçlarını öpen anne ve babaları, ağlamak dışında ses çıkaramayan bebişin çıkardığı o kararsız sesleri düşündüm. Boş bir sokakta heyecanla yürüyordum, kolumun acısını şimdi fark ettim. Pusetli kadının üstüne düşerken kaldırıma sürtmüşüm, kanıyordu. Üstüm başım darmaduman, kir pas içindeydi. Bilmem kaç yıllık ayakkabımın teki yırtılmış, tişörtümün yakası paramparça olmuş, kot pantolonumun paçalarından ipler sarkıyordu. Ellerim hala titriyordu. İçindeki adlandıramadığım heyecan hala dinmemişti. Bir anda sağımdaki gecekondudan bağırışlar duymaya başladım. Sanırım 11-13 yaşlarında bir erkek çocuğu acı acı bağırıyordu.

“Ah vurma baba!! Ah!” babası da şöyle karşılık veriyordu; “Lan bir sus amına koduğum!!” Çocuk pencereden bir hamleyle dışarı zıpladı. Sanırım bu tip dayakları çok yemişti, babası ise bir an pencereden dışarı baktı, sinirini alamayıp o da arkasından çıktı. Babasından hızlı koşamayan çocuk şimdi gözümün önünde sopa yiyordu. Kendi çocukluğum, babamdan yediğim dayaklar bir an için gözümün önüne geldi, hemen adama “Vurmasana çocuğa lan!” diye bağırdım sinirle, ama beni duymuyordu adam. Yanına gidip “Lan vurmasana!” diyerek ittim herifi. Çocuk bir an şaşkınlıkla bana baktı ve böğüre böğüre ağlamaya başladı. Herif “Hasiktir lan! Sen kimsin!” diye üzerime yürüyünce bütün hıncımı ondan alırcasına saldırdım. İçimdeki heyecandan eser kalmayıncaya kadar dövdüm onu. İlk önce sağlam bir ittim, yere düşünce üstüne zıplayıp rastgele yumruk sallamaya başladım. Küfrede küfrede tüküre tüküre dövüyordum onu, elindeki sopayı alıp sert biçimde göz kapaklarına ve sigaradan sapsarı olmuş dişlerine indirdim, gözleri tamamen ezildi sanırım. Kollarında hal kalmamıştı, bağıramıyor eşşek anırmasına benzer seslerle sokağı inletiyordu. Bir ara bayıldı sanırım, tamamen hareketsizdi. Durmadım. İki kulağını ilk önce ayakkabılarımla ezdim, sigara ezer gibi sağa sola sürttüm. Topuğumla çene kemiğinin üzerine darbeler indirdim. Durduğumda yer kan içindeydi, çocuk ise ayağı kalkıp kaçmaya başladı benden. Bilmiyorum, öldürmüş olabilirim onu. Umurumda değil.

Carim’in adamlarının evimin önünde nöbet tuttuğunun haberini aldıktan sonra geceyi ormanda geçirmeye karar verdim. Yarın bu işi bitirmeli, Carim’den intikamımı almalıydım, aksi taktirde pek uzun ömrüm olduğunu düşünmüyordum. Duyduğuma göre bu Carim denilen herif, metalci gençlerin takıldığı bir gece kulübünün ortaklarından biriymiş, ayrıca uyuşturucudan, kadın ticaretine kadar her türlü pislik varmış bu şerefsizde. Yarın bu iş kesinlikle bitecek!

Sabah güneşinin sıcağına dayanamayıp erkenden uyandım. Dümdüz toprağın üstüne yatınca her yerim tutulmuştu. Saat daha 06:38’di, elimi çabuk tutmalıydım. Dere kenarında elimi yüzümü yıkayıp yola koyuldum. Metal dinleyen birkaç arkadaşımdan Carim’in ev adresini sordum. Herifin evini bilen bir kişi bile bulamadım. En son kızın birinin sürekli ona gidip geldiğini söylediler, telefondan kendimi başkası olarak adresini buldum, bir tek kimselere görünmeden evine gitmek kalmıştı. İlk olarak yakın bir arkadaşımdan birkaç eşya alıp üstümdeki çer çapulu değiştirdim. Tanımamak için bir de şapka taktım. Adres sora sora Carim’in oturduğu sokağa kadar geldim. Lüks bir apartmanın en alt katında oturuyormuş, zemin katta oturması işime geldi, saat 10:22’ydi, balkonun kapısı açıktı ve içeriden metal müzik sesleri geliyordu. Kesinlikle bu onun dairesiydi. İki hamlede balkondan içeri daldım. Balkon geniş bir mutfağa açılıyordu. Mutfak lavabosunun içinde kirli diye atılmış büyük bir bıçak dikkatimi çekti, alıp yeleğimin iç cebine koydum. Mutfaktan koridora çıktım, sesler salondan geliyordu. Öyle bir vızırtı ve böğürtü vardı ki şarkıda hiçbir şey duyulmuyordu. Bir insan böyle kahvaltı yapar mı diye düşündüm bir an. Attığım adımları duymamıştı. Yavaşça içeri baktım, tek başına kahvaltı yapıyordu.

Bir an bile beklemeden doğrudan üstüne saldırdım. Neye uğradığını şaşırdı. İlk yumruğum ensesine geldi, beni iki eliyle koltuğa doğru savurdu, üstüme zıplarken sağa atıldım ve dirseğimle kafasına vurdum, koltuğa yüzükoyun düştü, daha doğrulmadan uzun saçlarını tutup dizimle yüzüne yüzüne vurmaya başladım. Biraz sersemleyince bu sefer bağıra bağıra yumruklamaya başladım. Direnmeye devam etti, bir ara geri atılıp yumruk sallamaya başladı. Yüzüne sağlam bir tekme atınca gücü kesildi. Cebimden bıçağı çıkarıp kulak memesini kestim. İnanılmaz bir çığlık attı, hızımı alamadığım için tekmelemeye ve yumruklamaya devam ettim. Ben vurdukça arkamdaki müzik coşuyor, şarkıcı boğazını yırttıkça yırtıyordu. Sanırım müzikten iyice gaza geldim. Artık ben de yorulunca saçlarından çekip doğrulttum onu, nefes nefese kalmışken diğer elimle bıçağı alıp boğazından kesmeye başladım. Hayvan gibi tepiniyor, inek gibi böğürüyordu şimdi, birkaç kere elimden kurtuldu ama burnuna salladığım tekmelerle iyice perti çıktı. Kan revan içindeydi her yer, ellerim kandan görünmüyordu, son kez saçlarından tutup kaldırdım ve boğazını tamamen kestim, vücudu hala hareket ediyordu. Bütün kanı üstüme boşaldı şerefsizin. Kafası tamamen koptuktan sonra bir arkada çalan şarkıdaki gibi çığlık atıp  bıçağı vücuduna sapladım. İçimdeki hıncın bitmediğini düşündüğüm o anda arkadaki müzik aniden yumuşadı.

Güzel bir melodi akıyordu şimdi. Bir şarkıda böyle bir değişim olur mu dedim içimden, beni etkisi altına aldığı şüphesizdi. Kana bulanmış elimde kopmuş kafası varken dönüp kahvaltı masasına baktım. Minik kaselerde peynir, reçel, tereyağı, kaşar ve salam vardı. Çaydanlığın yanındaki kesme şeker kabı ağzına kadar doluydu, ortada da büyük ihtimalle sucuklu yumurta kırılmış tava vardı. Belli ki daha yeni kahvaltıya oturmuş dedim bardağındaki dolu çayını görünce.

Sonra yine aklıma bebekler geldi. Mamasını ağzından taşıran bebekler, güldüğünde o minick dudaklarının arasından süt dişleri görünen bebekler, benim baş parmağım kadar eli olan bebekler, onların eşyaları, yastıkları, el kadar ayakkabıları ve annelerinin sevgiyle giydirdikleri incecik atletleri. Başparmağıma baktım. Kan içindeydi, koltuğa oturdum ve parçalanmış insan manzarasına baktım. Aynı anda hem derin düşüncelere hem de bunca hınca hitap edebilen bu şarkıya saygı duymaya başladım. Müzik çaların üstünde boş bir CD kapağı vardı, beyaz bir kağıdın üstünde “Between the Buried and Me” yazıyordu, müzik çalardan CD’yi çıkardım, kapağına koydum. Banyoda ellerimi yüzümü yıkadım, yatak odasından temiz kıyafetler bulup üstümü bir kez daha değiştim. CD’yi de alıp evden çıkarken aklımda bir tek şu vardı.

Sanırım bu müzik beni ifade ediyor.

95/100

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s