Kritik

Dormant Ordeal – Tooth and Nail

Merhaba.

Polonya’nın zengin yeraltı sahnesinin hak ettiği değeri henüz bulamadığını düşündüğüm isimlerinden bir tanesi de müziğinde teknik ve ahenk düşmanı unsurları sıkça kullanan death metal temsilcisi Dormant Ordeal. 2005’te tek kişilik bir proje olarak başlayıp 2008’de gruba evrildikten sonra ilk albümünü ancak 2013’te çıkarabilmesi elbette süreci olumsuz etkilemiştir. Buna karşın özellikle sonraki iki albüm (We Had it Coming ve The Grand Scheme of Things) sayesinde yeraltında tanınmaya başlayan, dikkat çeken bir gruba dönüştükleri de gerçek. Tam işler yoluna girecek herhalde artık diye düşünürken kurucu Radek Kowal’ın 2023’te gelen ayrılığı, yeni albüm Tooth and Nail‘i kurcalarken Dormant Ordeal için oldukça ciddi bir kırılma anı olduğunu gösteriyor.

Tümüyle bir tarz değişikliğine gidilmemişse de Tooth and Nail, geçmişe nazaran çok daha karanlık ve yoğun atmosferli. Grubun önceki işlerinde sıkça DECAPITATED adı anardık örneğin; geçmişin tümüyle terk edilmediğini göstermek adına Oprhans gibi parçalardaki kimi hızlı, ritmik kısımlarda hala Decapitated izlerini bulmak da mümkün hatta. Ancak bu defa burada duyduklarımızı bir başkasına benzeteceksek öne çıkan en net grup BEHEMOTH gibi duruyor. Tabii son dönemin şopar Behemoth’undan bahsetmiyoruz, karışmasın. O ezici, atmosferini dinamik ve bazen de kaotik bir müzikle besleyen, “ben tek siz hepiniz ulan!” öfkesini buram buram hissettiren Behemoth’tur mevzubahis. Kabaca 2002-2014 arası diyelim.

Yarı-melodik riflerle, orta tempoya yerleşmiş ve bol katmanlı gitarlarla yoğun atmosfere sahip parçalar beklemiyordum Dormant Ordeal’dan. Adeta Demigod albümünden fırlamış gibi duran açılış parçası Halo of Bones, ilk dakikasu boyunca uzun uzun inşasını gerçekleştirip alışageldik Polonya black metali düsturuna uygun bir tremolo & blast-beat patlamasıyla devam eden Horse Eater gibi yapısı, trafiği çok daha belli bestelerle karşılaşmak, bu tarzı fazlasıyla seven biri olarak olumlu bir süpriz oldu açıkçası. Solvent gibi, Against the Dying of the Light gibi epik, uzun bestelerde fazlasıyla akılda kalıcı ve akıcı nakaratlar, orta tempolu köprüler duymak da aynı şekilde Tooth and Nail‘ı daha ilk bir-iki dinlemede hafızaya yerleştiren diğer unsurlar. Gitar işçiliğinin detaylarında yine bir dissonant sevdası duyulabiliyor zaman zaman ama toplamda bu ancak “Behemoth biraz daha kaos sevseydi nasıl olurdu?” gibi bir seviyede olduğundan kimsenin rahatsız olacağını sanmıyorum. Olsa olsa dissonant tayfa rahatsız olur hatta, öyle söyleyeyim. Ben tremolo katmanlarına ayrı, şaşırtıcı derecede melodik sololara ayrı, Dust Crown‘daki gibi teknik riflere ayrı bayıldım doğrusu.

Bunu elde etmek için teknik tarafı biraz törpülemek, ahenksizlik mevzularından biraz uzaklaşmak gerekiyor elbette ve Tooth and Nail‘e dair getirilebilecek en büyük eleştiri, geçmişte çok daha kaotik ve eziciyken artık bu prensiplerin yerine farklı tercihlerin baskın çıkması olur herhalde. Öte yandan hala gayet yıpratıcı ve baskın bir karaktere sahip hala. Nergal’den fazlasıyla (bazen biraz fazla hatta) ilham aldığına inandığım vokalist Maciej Proficz, bu noktada önemli bir performans gösteriyor. Her kelimeye basan, tepeden bakan, dinleyiciyi ezen bir vokal karakteri benimsemiş. Black/death metalde son 10-15 yılda bu ne brutal ne scream; biraz kırçıl ve hırıltıyla öfkesini hissettirse de gayet anlaşılabilir, harsh (kirli) vokal, Tooth and Nail‘in yeni kimliğine cuk oturmuş. Against the Dying of the Light‘taki “Rage!” bağırışları hele. Aman aman.

EQUIPOISE, HATE ETERNAL, ABIGAIL WILLIAMS gibi çeşit çeşit, hayli yıpratıcı gruplarda baget salamış Chason Westmoreland, davulun başında muazzam bir iş çıkarmış. Kowal çok daha tekdüze, biraz da trampet odaklı bir stile sahipti; Westmoreland’ın dinamik tarzıysa müziğin agresifliğini duygusuz bir makine sabitliğinden ziyade sekiz kollu bir canavarın hangi birini savunayım paniği yaşatan kaosuyla hissettirmeyi tercih etmiş. Halo of Bones’un son bölümündeki hayli teknik groove manevraları, Dust Crown‘ın girişindeki inanılmaz saldırgan ataklar daha ilk dinlemeden öne çıkacak performans kesitlerinden bazılarıyken parçaların köprü kısımlarında, tom davullarında gezdiği anlarda bile bir acelecilik, araya yedirdiği minicik splash vuruşlarında bir ansızınlık olması beni esas cezbeden şey oldu. Konu albümün alametifarikası denilebilecek blackened karakteri baskınlaştırmaya geldiğindeyse blast-beat vitesine geçip muazzam işler çıkarıyor. Kendisi bir session eleman konumunda; kadroda yok yani ama eğer Tooth and Nail‘ın bir yıldızı gitarsa öbürü de davul kesinlikle.

Dormant Ordeal, çok doğru bir hamleyle piyasadaki boşluğu görüp Behemoth’un artık olmadığı, olamadığı veya tercih etmediği o grup olmak istiyor gibi. Tooth and Nail, bir Demigod gibi grubu bir anda devler ligine gönderecek kalibrede değil belki ama eğer hedef buysa, çok doğru atılmış bir adım. Kurucu elemanını kaybettikten sonra kariyerinin en tesirli albümünü çıkarmak herkesin harcı değil. Belli ki Dormant Ordeal’da ciddi bir vizyon çatışması varmış; artık bu çatışma ortadan kalktığına göre Maciej Nieścioruk & Maciej Proficz ikilisini çok daha özgür, üretken ve hevesli görme ihtimalimiz yüksek. Tooth and Nail halihazırda çok iyi iş, fakat ben bir sonrakini daha da merak ediyorum. Umarım tek kurşunluk değildir silahları.

87/100


Okur puanı:

Ortalama puan 4.9 / 5. 18

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.