Retromorphosis – Psalmus Mortis
Merhaba.
Bir türün şekillenmesine ön ayak olan, temellerinde alnının teri bulunan gruplar kolay kolay unutulmazlar. SPAWN OF POSSESSION (SoP), -doğası gereği- hiçbir zaman için bir A lister seviyesine çıkmadı belki ama teknik death metal denilince nasıl ki Florida’nın dev gruplarını, rahmetli Chuck Schuldiner’ı, ağzımıza iki parmak bal çalıp kaçan Muhammed Suiçmez’i anmadan geçemiyorsak Spawn of Possession ve fevkalade üç albümü de 90’larda atılan teknik death metal temellerini daha da sağlamlaştıran, güçlendiren değerlerimizdi.
2017’de dağılmasalardı bugün ne noktada olurlardı bilemeyiz ama Incurso‘yu takip eden (2012) süreçte grubun ilk etapta bir sonraki albüm için çalışmalara başladığını, fakat devamında maalesef dağıldığını (2017) biliyoruz. Hatta yeni albümün adının Retromorphosis olacağı bile konuşulmuş. Jonas Bryssling ve kurmayları ne yaşadılar da bugün SoP yerine Retromorophosis adında yeni bir grubu konuşuyoruz, bunu tam bilemeyeceğiz ama yıllarca SoP ile 2000 sonrasının teknik death metal sahnesine imza atmakla meşgul olmuş 4 büyük müzisyen, yanlarına DECREPIT BIRTH, ODIOUS MORTEM gibi yine üst seviye death metal işlerinde yer almış davulcu KC Howard’ı alarak ruhani devam filmi niteliğinde bir grup kurdular. Bu mahir ekibin elinden çıkan Pslamus Mortis, bu anlamda hem 2025 yılının hem de genişten almak gerekirse teknik death metal türünün en heyecan ve merak uyandıran albümlerinden biriydi.

Ben grubun miras yeme motivasyonuna sahip olduğunu düşünmüyordum zaten ama Psalmus Mortis, yıllar önce SoP için yazılmış fikirlerin modern sosa bulanıp alacalı bir tabakla sunulması gibi antipatik bir şey olmanın çok daha ötesinde. Elbette geçmişten gelen, SoP’u andıran, Incurso 2.0 mı dinliyoruz, dedirten anlar mevcut, ancak saf teknikle atmosferi, usta müzisyenlikle akıcı beste yazma kabiliyetini bu kadar iyi dengeleyebileceğini beklemiyordum açıkçası. Son dönemde teknik death metal adına birbirinden mekanik, ruhsuz işler dinlemiş olmanın getirdiği bir beklentisizlik de var tabii. Hoş, Jonas Bryssling ve Christian Münzer gibi iki gitaristiniz varsa hayat çok daha kolaydır muhtemelen, fakat Psalmus Mortis sadece bir teknik gövde gösterisinden fazlasını, şarkı yazma motivasyonlu besteciliği sayesinde ortalama bir dinleyiciyi, SoP ile yatıp kalkmayan death metalciyi de kendine çekebilecek cazibeyi sunuyor gerçekten.
Öncelikli olarak detaylara gizlenmiş klavyenin ve onun çapraşık teknik death metal işçiliğini getirdiği daha atmosferik, daha karanlık halleri konuşmak lazım. Her ne kadar şarkı sözleri tarafında herhangi bir ciddiyetten bahsedilemese de (Aunt Christie’s Will parçasının sözlerine mutlaka bir bakın) albümün genel atmosferinin yoğun, yaydığı duygunun huzursuz edici ve tekinsiz olduğunu söyleyebiliriz. Senelerce BLOOD RED THRONE‘da da çalmış Erlend Caspersen’in mikste öne fırlayan, beyefendi ne yapıyorsunuz seviye bas gitarının rahatsız edici gümbürtüsü, Dennis Röndum’um markalaşmış, birkaç dinlemede ağzından çıkan kelimeleri rahatça ayrıştırmaya başlayabileceğiniz death metal vokali de yine Psalmus Mortis‘in atmosferini derinleştiren unsurlar. Bir süre sonra parçaların tekil değerleri arasında farklar ortaya çıkacaktır tabii, fakat tamamı agresif, yer yer thrash vitesinde, aşırı dinamik gitar işçilikleri ve bazen -olumlu anlamda elbette- saççma sapan davul fikirlerinden oluştuğundan başından sonuna kadar kalitesini, çıtasını koruması da yine albümün o bütüncül etkisini yükseltiyor. Çok tizlere çıkmayan, boğukluktan da ölmemiş tam ayarındaki miks ve genel prodüksiyon da 10 numara.
Old school ruha sahip olup da böylesi etkileyici rifler, akrobatik sololar, labirent vari geçişler ve progresif pasajlar yazmak büyük iş; Münzer ve Bryssling ikilisi bu konuda hakikaten ders veriyorlar. Kafayı gitarla bozmuş biri için tahmin edilemeyenin ötesine geçebilecek bir şey duymadım açıkçası ama teknik death metalin halihazırda zaten bayağı geniş sınırları içerisinde çok rahat, çok etkileyici bu ikili. The Tree‘nin açılışındaki salvolar, orta bölümündeki armoniler, 3:59’da giren o baş döndürücü solo derken hakikaten SoP tayfanın ağzının suyunun akmaması imkansız ya. Yıllar sonra yine şu seviye teknik death metal manyaklıkları dinleyebilmek lütuf gerçekten, sağ olsunlar.
Daha bir de yetmezmiş gibi 9 dakikalık Machine sapıklığı var ki orada da 2025 death metalinin tepe noktasına Retromorphosis yorumunu gözlemleme şansı buluyoruz. Ethereal, spacey diye tabir edilen şu dünya dışı kozmik atmosfer yaratma işinden geri kalmamış Retromorphosis de ve ürkütücü, acayip bir şey çıkmış ortaya.
Kısacası Psalmus Mortis sadece harika bir SoP devamı niteliği taşımakla kalmayıp azman teknik death metal besteciliğini old school ruhun çiğ hız ve agresifliğiyle de birleştirmiş, özellikle bu sayede uzun yıllar benim envanterimden çıkmayacak bir albüm. Günümüzün abartılı derecede steril, ruhsuz, mekanik teknik death metal işlerindense şöyle açık yaradan akan kan kadar sıcak, ortadan ayrılmış kemiği bir arada tutmaya çalışan kaslar kadar organik bir death metali zaten her türlü tercih ederim; işin içinde bir de bu kadar üst düzey teknik ve müzisyenlik de olunca iyice ballı börekli bir hale geliyor. Long live Retromorphosis, long live Psalmus Mortis ya valla.
86/100


