Firtan – Marter

Merhaba.

Varoluştaki doğal başarısızlığın yaydığı zehir, ruhsal avuntular bulmak amacıyla tutunulan umut dallarını kurutmaya devam ediyor. Hep birlikte bu yalnızlığa bir çare aramak varken özgürlük ilüzyonları içerisine hapsedip daha da çıplak bırakıyoruz kendimizi. Sözde modern dünyanın sunduğu sonsuz fırsatlar karanlık kapıları aralamak şöyle dursun, karanlığı bir tercih veya suçmuş gibi göstererek kabahati yaşamı ve ölümü kabullenemeyen biçare insanlara atıyor. Herkes kendine bir uyuşturucu, bir rahatlatıcı arıyor; ne varsa sanatta var düsturuyla müziğe sarılmaksa bazen bilinci bulanıklaştırıp sakinleştiriyor belki, evet, ama bazen de iyice dibe çekiyor.

Güney Almanya’da vuku bulmuş bir black metal hadisesi Firtan. 2010’da kurulan grubun pagan ve atmosferik unsurlarla bezediği müziği depresif sayılamayacak kadar dinamik olsa da tematik açıdan belirgin bir melankoli ile beraber black metalin ümitsizlikten beslenen tarafına yakın duruyor. Çoğu dinleyici 2018’de yayımlanan 2. albüm Okeanos sayesinde adını duyarken AOP Records bünyesinde daha da ilerleyebileceklerinin sinyallerini de göstermiş olmuşlardı. 30 Eylül’de görücüye (duyucuya?) çıkan Marter ise Firtan’ın niyetinin ciddi olduğunu hissettiriyor fazlasıyla.

Bir saate uzanan süresiyle diskografinin en genleşmiş işi olan Marter, karamsar tavrın bu defa daha da progresif/atmosferik bir tepside sunulduğunun habercisi. Ortalaması yedi buçuk dakikayı aşan toplam 8 parça, bu kadar materyali düzgün işlemeyecek bir ustanın elinde insanı bitap düşürebilirdi belki ama albüm adının aksine (marter = işkence), Marter‘i dinlemek hiç de zor değil.

Klasik bir black metal albümü gibi, direkt blast-beat ve daha yenilikçi isimlerden, mesela Alman post-black metal gruplarından alışık olduğumuz güçlü melodilerle açılan Fadir, aslında albüm hakkında yanlış bir izlenim yaratıyor. 20. Yüzyıl Alman şairlerinden esinlenen sözler ve müzik başta kasvetli, hatta baskıcı bir portre çizse de akustik/temiz gitar, keman ve çarpıcı melodik geçişler sayesinde çiğ black metal vahşiliği yerini daha ahenkli, daha eşevreli bir yapıya bırakıyor sık sık. En paldır küldür parçada bile farklı bir büklüme denk gelmek mümkün.

Amor Fati‘nin e black metal dinliyorduk yahu ne oldu tarzı girişi, Labsal‘ın 4:40 – 7:00 arasındaki atmosferik pasajı, Parhelia‘nın 2. yarısının tamamı ve albümdeki favori anlarımın birçoğuna ev sahipliği eden Menetekel, Peraht ikilisindeki ilginçlikler, Firtan’ın sıradan bir black metal grubu olmak istemediğinin kanıtı. Momentumu kontrol ederek geçiş anlarını keskinleştirmeye dayalı, güvendiği riflere mutlaka öne çıkarmaya çalışan kurgularla hem dinlemesi zevkli hem de sürekli değişip dönüşse de akılda kalabilen bir albüm yazmışlar. Bazen mağara adamlığı çok hoş tabii de, böyle zekalı black metal albümlerinin tadı da çok lezzetli bana sorarsanız.

Hem grubun önceki işlerini bilenler hem akustik gitar ve keman deyince direkt o tarz şeyler hayal edecekler için pagan/folk tarafın törpülendiğini söylemek lazım. Çok daha modern ve black metalin kapsamını genişletmeye yönelik bir bestecilik benimsemiş Firtan bu defa. Yukarıda favorim diye bahsettiğim Menetekel‘i ele alacak olursak 2. dakika civarında vites düştükten, temiz gitar ve kasnaklı davullar ile çok daha sakin sulara geçtikten kısa bir süre sonra, tam olarak 2:28’de albümün en ilginç anlarından biri yer alıyor: Akustik gitarın desteklediği hayli uçucu bir klavye, hızlı bir çift bas pedalıyla yola koyulurken vokalist (solo gitar ve klavye işi de onda gerçi) Phillip Thienger canhıraş bir performans sergiliyor. Blackgaze böyle olacaksa 7/24 dinlerim, şimdiden söylüyorum.

Tavuk dider gibi iyice didikleyip dağıtmak istemiyorum parçaları ama çoğu fikir hem uyumlu hem de yenilikçi diyemesem de heyecan verici diyebilirim; bu da toplamda Marter‘i senenin değerli black metal albümlerinden biri kılıyor gözümde. Ne var ki özellikle 2. yarıda sık denk gelip görmezden gelemediğim bir sorunu da var albümün. Toplam 8 parçanın yarısı atmosferik, klavye/akustik gitar işbirlikli pasajlarla sona eriyor. Bu kadar sık olunca bilinçli bir tercih gibi gözüküyor ama lokomotif parçaların bile devinim kaybederek finale ulaşması bir noktada balon söndürüyormuş hissi veriyor insana. Bir-iki parçanın böyle bitmesi farklı bir hava katar albüme, tamam, fakat biraz abartmışsınız Firtan. Formülize tınlamamak, güçlü parçaların tesirini düşürmemek için biraz daha uğraşmak lazım sanki. Bir de yani şöyle birkaç tur dinleyince, 58 dakikaya çıkmadan da bu anlatı oluşturulabilirdi sanki diyeceğim ama müzisyen bunlar da kardeşim, çalmak istiyorlarsa çalacaklar yani. Ha biz de ona göre puan vereceğiz yalnız, o da bizim hakkımız sonuçta. Hayret bir şey.

Yrıtıcı çığlıklar, death metal çizgisine yaklaşan memnuniyetsiz homurtular, efektli konuşmalar ve çaresiz haykırışlarla dolu vokal performansı, demin söylediğim sıkıntısı dışında akıllı ve güçlü şarkı yazımı, bu yayvan müziğin içinde kaybolmayı engelleyen düzgün prodüksiyon ve atmosferi itibariyle Marter, bence bu yılın kaliteli işlerinden biri. Grubun ne yapmak istediği oturmuş gibi, şimdi iş zanaati biraz daha ilerletip geliştirmekte. Bir sonraki albümden hayli umutluyum ve artık heyecanla takip edeceğim bakalım Firtan’ı.

84/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.