Primordial – Exile Amongst the Ruins

Merhaba. Derin bir nefes alın, başlıyoruz.

Bu müziği her şeyden önce bir şeyler hissetmek için dinliyorum. Kimi zaman kendi hayat maceramda karşıma çıkan şeylerin hissettirdiklerini perçinlemek, içinde bulunduğum ruh halini daha da yoğun yaşayabilmek için ve bazen de tam tersi; çevremi saran kara bulutları dağıtmak, enerjimi yükseltmek ya da öfkemi, stresimi boşaltmak için. Tecrübe ettiğim, ettiğimiz, tüm bu farklı duyguları ve sürekli değişen ruh halimizi borçlu olduğumuz şey ise elbette ki tutkularımız. Ne olduğu, hangi noktalara kanalize edildiğinden bağımsız olarak çoğu insanın belirli tutkuları var ve bu sayede yaşıyoruz biraz da. Bana göre ancak tutkusuz bir insan müzikten zevk alamaz, çünkü müzik ile bağlantı kurabileceği hiçbir şey yoktur içinde.

Elbette ki tamamını bir tutmak mümkün değildir ve zaten aslında oraya varacağım birazdan ama müzisyenler de bir noktada kendi dertlerini anlatmanın peşinde koşan, belli bir birikimi bir yerlere kanalize etmeye çalışan insanlar. Bir yanda dinleyici kendinden bir parça bulabileceği müzikler dinlemeye çalışarak ruhu için geçici limanlar ararken öte yanda müzisyen kendinden bir parçasını müziğe vererek tutkusunun ağırlığından kendini kurtarmaya çalışıyor. Şans eseri doğru dinleyici doğru müzisyeni bulduğunda tabiri caizse taşlar yerine oturuyor ve ömür boyu tükenmeyecek, bitmeyecek bir sevda başlıyor.

Tutku kavramını düşündüğümde aklıma ilk gelen şeylerden birisi İrlandalı PRIMORDIAL. Grubu ilk defa dinlediğim 2007 yılından, bir defa duyduktan sonra bir daha unutmanın mümkün olmadığı Nemtheanga’nın sesinden Every empire will wall, every monument rumble haykırışlarını duyduğum ilk günden beri benim için tutkunun karşılıklarından biri de Primordial.

1987-1992 arası Forsaken, 1993’den günümüze kadar da Primordial olarak bilinen bu grup, kariyer boyunca yaptığı her albümde aynı tutkuyu, aynı samimiyeti ve aynı coşkuyu korumayı başardı. Dile kolay, yirmi yedi yıla dokuz albüm sığdıran Primordial, her yeni albümle birlikte oturduğum koltuğu sağı solu dökülmüş, örümcek ağlarıyla kaplı, toz bağlamış lanetli bir tahta, önümde duran kahve kupasını son sözlerinin gizemi hala çözülememiş, çoktan yitip gitmiş bir bilgenin kafatasına dönüştürmeyi başarıyor ve dört bin yıllık destansı Kelt dünyasının derinliklerinde kaybolmamı sağlıyor.

İnsanın doğayla, diğer insanlarla ve kendisiyle hesaplaşmalarını dert edinmiş, tarihten, yaşanmış gerçek olaylardan yola çıkan Primordial, müziğiyle olduğu kadar sözleriyle de her zaman çok etkileyici ve dünyanın en iyi vokalistlerinden biri sayılabilecek Alan Nemtheanga’nın eşsiz vokali, kusursuz yorumu ile bu etki daha da katmerleniyor. Dinleyiciyi isyan, hüzün ve havalı olmak gibi çabaları bulunmayan muhteşem bir destansılık ile sarmalayan Primordial, tüm bu hisleri öyle içten, öyle tutkulu işliyor ki, çoğu zaman Primordial’ın altında eziliyorsunuz.

Bu bağlamda Primordial müziğinin kulak dostu, içine girmesi kolay bir yönü olmadığı ayyuka çıkıyor zaten. Kariyerinin başından beri kadrosunu koruyan grup Kelt kültürünü yansıtan folk müziği, 90’lar black metalini ve muadili ancak MOONSORROW gibi, BATHORY gibi devler olabilecek türden bir pagan metali birleştiriyor ve bu özelliğiyle kendisinden başka hiç kimsenin olmadığı bir kulvarda koşuyor.

Açıkçası böyle bir yazı olacağını ben de tahmin etmiyordum ama hem daha önce burada bir Primordial kritiği paylaşmadığım için grubun benim için ne anlam ifade ettiğini açıklamak hem de birazdan nihayet hakkında birkaç satır konuşacağım Exile Amongst the Ruins‘in üzerimde yarattığı etkiyi kırmak ve sakinleşmek adına biraz Primordial övmem şarttı.

Bunca lafın ardından Exile Amongst the Ruins göt gibi albüm, at çöpe demeyeceğim elbette; yılın albümlerinden biri ile karşı karşıyayız zira. Karanlık, gotik bir romantizm ile yoğrulmuş, kendi babası tarafından asılan Walter Lynch’in hayli enteresan idam öyküsünü işleyen To Hell or the Hangman yayınlandığında grubun sadeleşmeye çalıştığını düşünmüş ve her ne kadar parçanın sözlerine ve konseptine bayılsam da müzikal açıdan açıkçası büyük hayal kırıklığına uğramıştım ama albümdeki en ayrıksı parça oymuş meğer. Primordial bilenler için söylüyorum; To the Nameless Dead‘den beri dinlediğim en iyi Primordial albümü bu. Bir dönem Alan’ın vokal performansının biraz abartıya kaçmaya başladığını düşünen bir dinleyici olarak Exile Amongst the Ruins‘de tek bir an bile bir fazlalık, ekstra bir çaba görmedim örneğin. Aynı şekilde, 2018 yılında bu prodüksiyonla – kesinlikle kötü değil, grubu bilen zaten bu kirli, sepya filtreli soundun hastasıdır büyük ihtimalle – piyasaya çıkmak cesaret ister ama bunun altından kalkabilecek tek bir grup varsa o da Primordial zaten galiba.

An itibariyle yılın parçası kabul ettiğim Where Lie the Gods‘dan itibaren – cesareti olan The Coffin Ships ile arka arkaya dinler – yüzeyi kaşımayı bırakıp derinin altına, kemiklerin arasından doğrudan kalbe uzanıyor Primordial ve öyle bir burkuyor ki, hali hazırda elli beş dakika boyunca yerden yere vurduktan sonra bir de üstüne denizlere, denizlerde yitip giden canlara saygı duruşunda bulunan kapanış parçası Last Call girdiğinde bazen gerçekten de mecalimin kalmadığını hissediyorum. Sözleri anlayarak, sözleri takip ederek albümü dinlediğiniz takdirde bambaşka ve çok daha yoğun bir tecrübe sunuyor Primordial; her zamanki gibi.

Hani bazı sahneler vardır; kahramanımız çok büyük bir kayıp yaşadıktan sonra ne yapacağını bilemeyen, donuk gözlerle etrafına bakınır. Böyle bir sahnenin devamında o karakter ya olduğu yere yığılıp kalır, çaresizce içine kapanır ve hıçkıra hıçkıra acısını yaşar ya da içinde kabaran isyanı bastıramaz ve dalga dalga yayılan öfkesiyle çevresindeki her şeyi kırıp döker. Primordial insanı hep bu iki seçeneğin tam ortasında bırakmayı başarıyor. Bu tutkuyu, bu samimiyeti ve Primordial’ı bir kez daha ayakta alkışlıyorum. Exile Amongst the Ruins muhteşem bir albüm.

93/100

 

 

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Primordial – Exile Amongst the Ruins” için 8 yorum

  • 2 Nisan 2018 tarihinde, saat 12:56
    Permalink

    Her sitede ortalama dedikleri için bir korkuyordum dinlemeye , dün attığın tweet üzerine dinledim. Benim aklımı aldı albüm. Bu adamlar ne yapsa dinlerim statüsündeki yerlerini korudular benim için. Eline sağlık abi.

    Yanıtla
    • 2 Nisan 2018 tarihinde, saat 23:57
      Permalink

      Sen söyleyince angrymetalguy’a bakayım dedim, gerçekten de sövmüşler resmen. Olacak iş değil. Adeta angrymetalguy da bozmuş.

      Yanıtla
  • 3 Nisan 2018 tarihinde, saat 20:07
    Permalink

    Kritiklerinizi bayağı severek okurum puanlarınızı ise makul bulurum ama bu albümü nasıl yere göğe sığdıramadınız anlamadım, an itibariyle arkada albüm hala çalıyor ve hala anlamıyorum. Çoğunlukla aynı fikirdeyim sanırım. Bugün bir, dün ise iki kez döndürdum albümü ama ı-ıh.

    Ben de bozmuşum o zaman.

    Not: Primordial’a tapanlardanım. Evet.

    Yanıtla
    • 3 Nisan 2018 tarihinde, saat 20:14
      Permalink

      Bozma muhabbeti işin şakası canım. O bozdu mu bu bozdu mu pek sevilir böyle muhabbetler. 😀

      Beklentiyle ilgili bir şey bu sanırım. Gördüğüm kadarıyla yapılan değerlendirmeler ya gerçekten vasat ya da çok çok iyi olduğu yönünde. İlginç bir şekilde ikiye ayırmış sevenleri. Ben açıkçası uzun süredir bana bu kadar hitap etmeyi başaran bir Primordial albümü dinlememiştim. Özellikle öfke-hüzün dengesine bayıldım mesela kritiğin sonunda belirttiğim gibi.

      Sevmeyenlerin de sebeplerini dinlemek isterim elbette; hep ben konuşuyorum. 🙂

      Yanıtla
  • 3 Nisan 2018 tarihinde, saat 23:17
    Permalink

    Bende albümü hiç beğenmeyenler tarafındanım.. Alan’ ın vokaline bayılan bir sağlam primordial dinleyicisi olarak bu albümde yeteri kadar etkileyici vokal yapamadığını ve parçaların tek düze kaldığını düşünmekteyim.

    2018 in büyük hayal kırıklığı oldu benim için… umarım Winterfylleth ve Anaal Nathrakh’ ta dabu derece ters köşe olmam 🙁

    Yanıtla
    • 3 Nisan 2018 tarihinde, saat 23:56
      Permalink

      Ben Alan’ın bazen işi şova döküp grubun önüne geçtiğini düşünüyorum, o nedenle bu albümde tam dozajında geldi bana. Sevmeyenlerin nedenlerini az-çok anlayabiliyorum ama benim için senenin en iyi albümlerinden biri olacak gibi duruyor.

      Bundan yıllar öncesinde Winterfylleth’i Türkiye’de ilk kritikleyen adam olarak gruptan bir beklentim yok pek ama Anaal Natrakh umarım yine içimizden geçecek, katliam gibi bir şey yapmıştır haha.

      Yanıtla
    • 29 Ağustos 2018 tarihinde, saat 22:57
      Permalink

      bende hala yılın hayal kırıklığı olarak devam etmekte..

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.