Saor – Origins

Merhaba.

Madem bugün konumuz köken ile ilgili, size Andy Marshall ile ilişkimden bahsedeyim biraz. 2013’te, o zamanlar Àrsaidh adıyla yürüttüğü projesinin ilk eseri Roots‘u dinlediğimde aklımı oynatacak gibi olmuş, derhal klavyeme sarılıp sayfa sayfa Àrsaidh övüp İskoç müzisyenin folk ve atmosferik unsurlarla bezediği harika black metalini Türkiye’deki herkese (yazdığım sitenin okuyucularına diyelim) tanıtmaya çabalamıştım. Andy de sağ olsun bizzat teşekkür etmiş, henüz İngilizce dilinde bile tek tük kritik edilmiş albümünün Türkiye’de incelenmesine duyduğu şakınlık ve mutluluğu ifade ederek bana albümün bir kopyasını göndermişti.

O günden beri de konu folk/atmosferik black metal olduğunda mümkün mertebe lafı Andy Marshall’a ve Saor’a getirip bir şekilde kendisini övmeye devam ediyorum. Aura haricinde (çıktığı dönemde sağlık sorunlarım vardı, sonra da geri dönemedim bir türlü) çıkan albümlerin incelemeleri (Guardians ve Forgotten Paths) dışında yaptığım en samimi röportajlardan birinde de yine Saor imzası var. Onun flütlü, gaydalı, görkemli dağların bulutlarla kaplı zirvelerine doğru bakarken hayallere dalan black metal anlayışını çok seviyorum ve elimden geldiğince destekliyorum kısacası. Yağmurun azizliğine uğramasaydık (doğa sever black metal grubuna doğal afet şoku) canlı da izleyecektim kendisini ama kısmet olmadı.

Peki madem düpedüz Saor – Àrsaidh – Andy Marshall hayranıyım da promo. pakedi yaklaşık 2 aydır posta kutumda hazır halde bekleyen, 24 Haziran’da tüm platformlarda yerini alan Origins‘i masaya yatırmak için neden bu kadar bekledim?

Söyleyeyim neden bekledim: Çünkü sevdim, tamam mı?! Hemen karar vermeyeyim dedim. Daha çok dinleyeyim, iyice kurcalayayım dedim. Hem dinledikçe daha çok severim dedim. Ne olacak sanki cebimden mi gidiyor, canımdan gidiyor dedim. Hem sevdikçe belki o da beni sever; Cengiz Aytmatov’un ölümsüz eserinden uyarlanan o filmde olduğu gibi Samet Cemşit’e baba der, onu babalığa seçer dedim. Seven neler yapmaz ki dedim. Sevgi emek değil miydi lan dedim. İnsanlığına, adaletine kurban olduğum Hakim Bey, sen söyle, bu da mı gol değil dedim!

Gelin görün ki ne yaptıysam olmadı ve önceki albümlerin yanına pek yaklaştıramadığım Origins, her biri ışıl ışıl parlayan albümlerin arasında Andy Marshall diskografisinin en cazibesiz eseri olarak kodlandı zihnime. Kaledonya dağlarından esen nemli rüzgarların oradan oraya savurduğu, İskoçya’nın tarihiyle ve kültürüyle şekillenmiş bir folk/atmosferik black metal albümü arıyorsanız Saor hala bu tahtın sahibi ama Origins, 10. yılına yaklaşan Saor’un kariyerindeki en ortalama albüm.

Dağların, kıyıların ve karanlık ormanların tasviri, müziği tetikleyen doğal sesler ve görüntülerin tanımlanmasıyla açılan Call of the Carnyx, daha önceden defalarca bu sahnenin kurulumuna şahit olanlar için kostümsüz, dekorsuz bir tiyatro provası kadar dışarıdan bakana anlamsız bir manzara çiziyor. Hem etrafa saçtığı fikirleri sindirmeye izin vermeden hemen üzerine yenilerini ekleyen hem de bir sonraki geçişte ne olacağını hiç merak ettirmeyen, çok kestirilebilir ve genele hitap eden riflerle ilerleyen parçalardaki en büyük sorun acelecilik. Kendi ağzıyla “ya ben kısa şarkı yazamıyorum,” diyen Marshall, aynı röportajda konser için şarkıları kısaltıp düzenlemeye başladıklarından bahsetmişti. Sanırım bu defa sonradan tekrar düzenlemekle uğraşmamak için direkt kırpılmış halleriyle kaydetmişler ama albüm bazında bakınca bu fikir epey geri tepmiş.

Bestecilikten devam edelim. Promo. pakedinde yer alan röportaj alıntılarına göre pandemi sırasında epey heavy metal dinlemiş; çift gitar melodilerinden ve sololardan da anlaşılıyor fazlasıyla. Black metal epey törpülenmiş durumda ve folk melodi altında cılız bir blast-beat şeklinde özetlenebilecek bir seviyeye inmiş. Doğru düzgün bir tremolo yokken pek çok chugga chugga heavy metal rifi var ki bunları yazarken bile içim cız ediyor şu anda.

Gövdeyi oluşturan The Ancient Ones ve Aurora, alıştığımız Saor kalitesine yaklaşıp atmosferik/folk black metalini İskoç flütleriyle bezeli şekilde sevenlerin yüreklerine su serpiyor gerçi bir miktar. Özellikle Aurora‘ya kadar bir figüran, hatta dekor konumundaki vokal, Aurora‘da biraz daha etkin ve incecik bir tül seviyesindeki keder katmanını biraz olsun kalınlaştırmayı başarıyor. Ne var ki Andy’nin eskiden hayli derinlerden, kadim bir dağın kalbinden yükseliyormuş gibi hissettiren pes brutal vokalini Origins‘te saniyelerle ölçülebilen sürelerde duyabiliyoruz ancak. Bir de Piktlerle ilgili bir konsept var güya ama zaten doğru düzgün bir odağı olmadığı için o da havada kalıyor ki vokal varla yok arasında olunca açıp kurcalayasım gelmedi. Açgözlü bir oburun dip sosuna bandırdığı cips gibi efekte bandırıldığı modern ama cılız prodüksiyonun üzerine bir de vokalin ekleyeceği öfkeden, doğa intikamını alıyor havasından da mahrum kalınca bildiğimiz, sevdiğimiz Saor karakterinin yerinde yeller esmiş.

Uzun zamandır eş-dost ortamlarında birçok grubun en büyük gelir kapsınının artık yaz festivalleri olduğunu, bu takvime girip şöyle 8-10 yerde sahne almak için epey çabaladıklarını, haliyle de konsere ve genele uygun parçalar yazdıklarını söylüyorum. 2019-2020 civarında turlamaya başlayan ve festivallerde rağbet görmeye başlayan Saor, bence çok büyük oranda bu sebeple stüdyo kafasından, albüm yaratma motivasyonundan uzaklaşmış durumda. Belli ki aklı konserde hep ve daha erişilebilir, konserde çalışacak şekilde Origins‘i. Açıkçası Saor’un orijininden daha uzak bir anlayış olamazdı herhalde, o yüzden bu yılın en büyük hayal kırıklıklarından biri benim için. Dik dur eğilme, bu millet seninle diyordum her zaman ama olay birdenbire Andy şaşırma, sabrımızı taşırma noktasına geldi. Mutsuzum.

62/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’a ulaşabilir, aylık aboneliğinizi başlatabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.