Der Weg einer Freiheit – Noktvrn

Merhaba.

Yaratıcılığa ket vuran her şeyin karşısındadır Romantik dönem bestecileri. Sanatta kuralsızlığın tek kural olması gerektiğini savunurlar ve özgürlükçü bir yaklaşım sergilerler. Klasik öğretilerin karşısında duran bu akım birbirinden farklı, özgün ve her biri kendi değerini bulmuş pek çok sanatçının insanlığın kültürel mirasına dahil olmasını sağlamakla kalmamış, bugün bile yeni bir şeyler denemek isteyen özgür ruhlu sanatçılara ilham kaynağı olmaya devam etmekte.

Frédéric François Chopin, Romantik dönemin önemli klasik müzik bestecilerinden biri. 39 yıl gibi bugünden bakınca adaletsizce kısa ömrüne ebedi piyano konçertoları ve oda müziği eserleri sığdırabilmiş, bugün bile milyonlarca dinleyicisi olan bir isim. Romantik demekte hiçbir beis görmediğim Alman black metal topluluğu Der Weg einer Freihet, Chopin’in Nocturnes eserlerinden etkilenerek yazmış Noktvrn‘ü. Acı-tatlı melodileri iç içe geçirip bazen kendi coşkusundan başı dönmüş, bazen de umutsuzluğun karanlık kuyusunda iki büklüm olup kaderine teslim olmuş bir ruh halini yansıtan besteler yazma konusunda özel bir yeteneğe sahip olan grup, bu defa işleri daha da Romantik bir taraftan ele alıp insanı perişan edebilecek türden bir albüm yapmış.

Colombus insanlığa tüm bildiklerinin yanlış olduğunu göstermeden önceki dönemde dünyanın sonu olarak görülen Finisterre, aynı zamanda Der Weh einer Freihet’ın bir önceki başyapıtının da adıydı. 2017’de yayımlanan bu enfes albümden sonra elemenların ne yapacağını merak ediyordum ki bir de üstüne pandemi geldi. Müzikal açıdan dengeli görünse de her zaman duygusal bulduğum bir grup oldukları için pandemiden nasıl etkilendiklerini görmeye can atıyordum zaten ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Noktvrn, hem değerli ilham kaynağı ve o kaynak ile arasındaki benzerliklerle hem de ancak gece canlılarının anlayabileceği o yarı uyku halindeki aklın git-gellerine özgü, hülyalı atmosferiyle, harikulade bir black metal albümü.

Kısa Finisterre II ile açılıp klasik müzik selamını çaktıktan sonra 2021’de dinlediklerim arasında en çok aklımda kalan, başta sözlerinden zerre bir şey anlamasam da (Almanca ve ben de uzun süre üşendim çevirisini kurcalamaya) duygusal anlamda da etkileyen parçalarından biri olan Monument ile daha ilk on birleri saymadan golü atıyor Der Weg einer Freiheit. Telaşsız, hatta uzun (Monument, Morgen ve birazdan hakkında bazı sitemlerde bulunacağım Gegen das Licht gibi) girizgahlardan sonra patlayıcı rifler, sabit blast-beat davullar ve yırtıcı vokallerle saldırmak üzerine kurulmuş bir beste anlayışı, albümün black metal tarafını özetlemeye yetebilir gibi görünüyor. Duygusal, grubun alamet-i farikası olacak biçimde avangart ve deneysel tarafta ise özellikle Immortal parçası, Der Weg einer Freiheit’ın neden sıradan çinko karbon pil değil de Duracell olduğunu çok iyi anlatıyor. Yeminle reklam almadım, öyle geldi cümle birden bire. Manyak mı Duracell bana reklam versin (ya verdiyse?).

Bir MASSIVE ATTACK veya PORTISHEAD parçası sanılabilecek şekilde açılıyor Immortal. Rüyalar aleminden seslenen temiz vokal (Macar müzisyen Dávid Makó üstlenmiş bu vokalleri), elektronik düzenlemeler giderek yükselirken tekrara dayalı, yıkık kere yıkık patlama anlarıyla insanı daldığı rüyadan sıçratarak uyandırıyor adeta. Diğer parçalar da enfes ve hatta albümde en sevdiğim şarkının Monument olduğunu söyledim zaten, ancak Noktvrn‘e vereceğiniz değerin esas belirleyicisinin Immortal olduğunu düşünüyorum ben. Noktvrn‘ün ruhu Immortal‘da saklı, diye havalı gibi görünen enayi bir cümle de kurayım madem, ne olacaksa olsun.

Herhalde şimdiye anlamışsınızdır Noktvrn‘ü beğendiğimi. Peki neden sene sonu listeme giremedi? Çünkü Gegen das Licht, o yüzden. Yok küfretmiyorum, şarkının adı bu. 12 dakikaya uzanan süresiyle albümün ağır topu olan parçanın girişi, o kadar da akılda kalıcı, etkileyici olmadığını düşündüğüm bir melodi eşliğinde sonsuza uzuyor. Evet, ölçü ölçü sayarsanız her olması gerektiği köşe başında yeni bir unsur ekleyip inşasını gerçekleştiriyor ama ne Nikita Kamprad’ın harika bas gitarı (albüm boyu enfes gerçi) ne de Tobias Schuler’in davuldaki çeşitlendirme çabaları, 4 (dört) dakikayı haklı çıkaramıyor. Belli ki kapanışa doğru iyice atmosferik olalım, o gecenin en karanlık, en ölü ve yalnız anlarını yansıtalım istemişler ama birkaç dinleme sonra Gegen das Licht‘e 3:06’dan başlar oldum. Hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz, bir deneyin.

Post-rock vari yapısı, RADIOHEAD tadındaki vokalleriyle kapanış parçası Haven‘ı da sayarsak 48 dakikasının son 16 dakikası biraz zayıf ve havada kalıyor benim için açıkçası, bu yüzden de ilk yarım saatine bayılsam da şöyle ağız tadıyla, doya doya övemiyorum Noktvrn‘ü. Yine de Der Weg einer Freiheit, özel bir grup olduğunu bir kez daha gösterdi ve bazen sadece kendisiyle ve müzikle kalmaktan keyif alanlar için uzun bir gecenin kapılarını aralıyor Noktvrn. Bir arkadaşa bakıp çıkacak bile olsanız, o kapıdan geçmeye çalışın derim.

85/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Der Weg einer Freiheit – Noktvrn

  • 21 Ocak 2022 tarihinde, saat 02:01
    Permalink

    yine enfes bir albüm yapmışlar helal olsun

    sadece bu albümlük değil diğer albümlerde de başında coşturup son 10-15 dk biraz rölantide gidiyorlar bence de

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.