Jinjer – Wallflowers

Merhaba.

Metalin genç kitlelere hitap eden, ana akım olarak da görebileceğimiz tarafında ritmik altyapısı kuvvetli, dinleyiciyi zorlamadan akışa dahil edebilen ve prodüksiyon anlamında modern, steril işler ön plana çıkıyor son senelerde. Metalcore, djent, nu-metal, death metal gibi farklı ilham noktalarından beslenen bu müzik, alternatif etiketi eskidiği ve yeni model gruplar 90’ların ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan ve etikete anlamını kazandıran ilk dönem alternatif metal gruplarından çok farklı tınladıkları için tanımlamada yetersiz ve yanlış yönlendirici kaldığından modern metal gibi uydurma etiketlerin peydahına bile sebep oluyor. Bu tarz gruplar, özellikle daha önce hiç olmadığı kadar büyüyen bir fenomene dönüşmüş durumdaki yaz festivallerinin en çok aranan isimleri. Eğlenceliler; 80’lerin, 90’ların büyükleri kadar basit ve sıradan (gençlerin gözünde) değiller; yine o gruplar kadar pahalı değiller; buna rağmen her ana akım tüketim ürünü gibi üzerine çok düşünmeye gerek kalmayacak kadar rahat anlaşılabilirler ve günümüz şartlarında pazarlanabilirlikleri çok üst düzeyde… Bir plak şirketi daha ne ister?

Ukraynalı Jinjer de bu akımın parlattığı (Napalm Records‘un parlattığı diyelim) son cevherlerden biri olarak son 5-6 senedir büyük bir patlama ile dünyayı kasıp kavuruyor. Ukrayna gibi bir ülkeden çıkmış hangi grup, 40 küsür konserlik bir Kuzey Amerika turnesi yakalayıp yanına da Amerikan gençliğinin sevgililerinden SUICIDE SILENCE gibi bir devi alabiliyor, bir düşünün örneğin. Tatiana’nın şaşırtıcı vokali, maalesef pazarlama dünyası için hala otantik bulunan fiziksel özellikleri, Pisces‘in YouTube reaksiyonları, grubun Rusya-Ukrayna karışıklıklarından doğan sosyo-politik bilincindeki albeni (biraz Jinjer dinle ve konuya hakim ol!) derken her şey Jinjer’ın ekmeğine yağ sürdü. Gezegenler, Jinjer’ın hayrına aynı hizaya geldi adeta; 2009’da kurulan grup, 2. albümünden akıl almaz bir şöhrete kavuştu ve bunun ne kadar az gruba bahşedilen bir lütuf olduğunu düşününce Jinjer, üzerine konuşmaya kesinlikle değecek bir isme dönüştü.

Macro albümünde bahsetmiştim biraz; Jinjer’in en saygı duyduğum tarafı, dev bir çarkın bir parçasıyken her albümünde kendince bir şeyler deneyip gelişmeye devam edebilmesi. Geçtiğimiz hafta yayımlanan Wallflowers için de bu durum geçerli. Tatiana, Roman, Eugene ve Vladislav, doğrusal akışa sahip olmayan, dağınık ve kimi parçalarda basmakalıp formülleri takip etse de genele bakınca gayet kafasına göre bir albümle ana akımın göbeğindeyken de bir grubun kendi alanını oluşturabileceğini göstermeye çalışıyor. Wallflowers, şaşırtıcı şekilde bugüne kadar Jinjer’dan duyduğum en ilginç ve dolu eser.

Roman ve Eugene ikilisinin güçlü ritimler yazıp bunları progresif dokunuşlarla daha zekice göstermede ne kadar yetenekli olduğunu biliyoruz. Vlad’ın dinamik davullarıyla birlikte zaman zaman alışageldik ölçülerin dışına taşıp odd-time dünyasına göz kırpmalar da yine grubun alıştığımız silahlarından. Wallflowers‘da grubun şarkı yazımındaki bu aklın tavan yaptığını söyleyebiliriz. Neredeyse her şarkı, tek bir güçlü ritmin üzerinde yükselmektense farklı yapıların birleşiminden güç almaya çalışıyor ve Vortex‘te olduğu gibi bazen grubun kendine has kimyasından muhteşem ritimler, enfes dur-kalk bölümler çıkabiliyor. Albüm boyu sadece bir-iki defa o kadar çıldırılsa da Mediator‘ın girişindeki gibi blast-beat kısımlar, GOJIRA ve LAMB OF GOD vari taramalar ve Tatiana’nın çığlık çığlığa çıldırdığı anlar ile birlikte grubun en sert işlerinden biri Wallflowers. Bununla birlikte neredeyse ballad seviyesine kadar düşen tempolardan, melankolik pasajlardan da geçilmiyor ki bu da da genele bakınca dağınık ve kopuk bir manzaraya neden oluyor.

Tatiana’nın iç huzuru bulduğu sakin vokalleriyle öfkeden deliye döndüğü brutali arasında gidip gelen duygusallık, Jinjer’ı da sınırlıyor biraz. Grubun sadece iki modu var gibi ve özellikle sakin kısımlarda Eugene – Vlad ikilisinin ritim oyunları başta cezbedici olsa da bir süre sonra hem temanın hem de beste anlayışının kendini tekrar edip durması, o cazibeyi öldürmeye başlıyor. Jinjer’ın yavaş, Tatiana’nın temiz vokal yaptığı her şarkısının her kısmı neredeyse aynı ve bu da bir noktadan sonra hadi geçin bu faslı, esas mevzuya gelin, sabırsızlığına yol açıyor. Dediğim gibi, vitesi beşe taktığında çok daha güçlü, yaratıcı bir grup çünkü Jinjer ve oradaki heyecanın çeyreğini bile bulmak zor yavaş bölümlerde. Wallflower videosunu bir defa izleyebildim; şarkıyı da toplamda 3-4 defa anca dinlemişimdir. Bu tip bir şey dinleyecek olsam neden Jinjer açayım ki? Bu sorunun cevabı yok bende açıkçası. Yine de içe dönüklük, yer edinememe, toplum içinde sosyal cesareti zayıf olan kişilere dair birtakım sözler, ben artık zerre bağ kuramasam da belirli bir yaş aralığındaki dinleyiciler için önemli galiba; gözardı etmiş gibi olmayayım o yüzden. Yine de sanmıyorum Jinjer dinleyip “evet abi, ben de tam böyle hissediyorum işte!” diye heyecanlanıp grupla özel bir bağ gelişterecek bir Metalperver okuru olduğunu. Varsa da gizleniyor herhalde. E bu durumda da Jinjer haklı çıktı şimdi… Haydaa.

Ne diyorduk ya biz. Grubun ilk albümündeki Who is Gonna Be the One gibi enstrümantal açıdan büyük potansiyel gösteren parçalara benzer, grubun progcore gibi abuk bir etiketle anılmasını sağlayan virtüöz işi parçalar ağırlıkta neyse ki, o yüzden Wallflower kesinlikle vasat üstü bir albüm benim gözümde. Colossus‘un melodik death metalden beş telli baslı Eugene ve gevşek Vlad davullarıyla hızla caza kayışı, ritim ve atmosfer arasında harika paslaşan, demin eleştirdiysem de formülü iyi uyguladığında o sakin/öfkeli geçişlerini ne kadar iyi yaptıklarını kanıtlayan Sleep Of The Righteous, sağlam bir progresif death metal grubundan bekleyeceğiniz türden gitarlara sahip Call me a Symbol gibi canavar besteler, Wallflowers‘ın lokomotifleri.

Uzadıkça yazı da dağıldı ama Wallflowers hakkında genel olarak söyleyeceklerim bu kadar zaten. Grubun bildiği yoldan çok şaşmadan, tutan formüllerinin etrafında geze geze bir şeyler denemeye devam etmesi güzel. Jinjer dinlemiş ve hiç sevmemiş birinin yepyeni bir müzikle karşılaşmayacağını garanti edebilirim ama grubun fanları veya dikkatli dinleyiciler Jinjer’ın gelişmeye devam ettiğini fark edeceklerdir mutlaka. Keşke şu gelişimi Vlad’ın trampet tercihlerinde de görebilsek…

En başa dönmek gerekirse günün sonunda bir konser grubu Jinjer ve onlardan beklenen şey de her albümde şöyle 2-3 tane kitleleri sürükleyecek (ve zıplatacak) şarkı yapabilmeleri. Onlar şimdilik bundan daha fazlasını sunabildiklerini gösteriyorlar her yeni albümlerinde; bu da bu kategorideki bir grup için şahsi beklentilerimin çok ötesinde bir iş çıkarıyorlar demek. Haliyle, biraz uzaktan da olsa, kendilerini takip etmeyi sürdüreceğim.

77/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.