Agrypnie – Metamorphosis

Merhaba.

10 sene kadar önce, Türkiye’de kaleme alınmış ilk Agrypnie kritiğini yazdığımda grubun çok büyüyebileceğinden bahsetmiş ve bir yan proje olmaktan çıkıp (NOCTE OBDUCTA insanı Torsten’e ait bir proje) hayli mesai isteyen, Avrupa’da ses getiren bir şeye dönüşebileceğinden bahsetmiştim. Ne var ki Alman topluluk bir türlü o sıçramayı gerçekleştiremedi. Her albümü, her EP çalışmasıyla post-black metal türünü bir adım ileri taşıdıysa da Torsten, Agrypnie’yi türün ve modern black metalin büyükleri arasına sokabilecek hamleyi yapamadı.

17 yıllık kariyerindeki 6. stüdyo albümünü paylaşan Agrypnie, atmosferik unsurları milenyum sonrası black metaldeki dalgalanmaların arkada bıraktığı köpükle birleştirip bol kabarcıklı, agresif ve bir deniz kadar da yayvan, geniş bir black metal icra ediyor. Bir önceki albümde kadroda Torsten harici sadece bir kişi varken Metamorphosis‘te farklı iki müzisyenden destek alan Agrypnie, kadro ve üretim istikrarı yakalayamasa da Torsten’in yaratıcı vizyonu doğrultusunda altı albümdür üç aşağı beş yukarı aynı müziği yapıyor; death metal, post-rock, ambient, progresif derken kabaran bir listeye, özgür bir ruha sahip.

Baştan söylemek gerekirse Metamorphosis de gruba çağ atlatacak düzeyde değil ne yazık ki. Zaten albüm çıkalı bir ay kadar oldu bile; patlasa patlardı yani şimdiye. Bununla birlikte Agrypnie’yi neden sevdiğimi tekrar hatırlatarak melodiyle atmosferi, acıyla öfkeyi çok iyi birleştiriyor Metamorphosis. Torsten’in 25 yılı aşan müzikal kariyerinde asla aşamadığı bir derdi var ve her Agrypnie albümü gibi Metamorphosis de kalın, ağır bir gam, kasvet, keder, hüzün (artık adına ne demek istiyorsanız) katmanının altında ezim ezim eziliyor. Dinleyicisini de eziyor tabii aynı şekilde.

Bu eziciliğin salt müzikten ve atmosferden kaynaklandığını, bu nedenle de bütünüyle pozitif bir etki yarattığını söylemeyi çok isterdim ama Metamorphosis‘i dinledikçe ortalama yedi dakikaya uzanan bestelerin bir kısmının aslında bu süreye ihtiyaç duymadığını fark etmeye başladım. Giriş ve çıkışları uzun tutarak, teslimat noktasına ulaşmadan evvel mahallede iki tur atmaktan keyif alan bestelerle işi uzatmış da uzatmış Torsten. 68 dakika uzunluğundaki albümden rahatça bir 20 dakika atabileceğimi hissedince de Metamorphosis‘ten aldığım bütüncül keyif biraz kaçtı. Yine de hala her dinlemede değerli bulduğum şeylerin sayısı, değersiz bulduklarımdan çok daha fazla.

Wir Ertrunkenen – Prolog‘dan bile anlaşılıyor bu ağırdan alma ve uzatma halleri. Herhangi bir albümün 167 saniye süren ve sadece klasik synth. yaylılarından oluşan senfonik bir girişe ihtiyacı var mı bilemiyorum zaten ama Metamorphosis‘in kesinlikle yok. Torsten’in kimseye bir şey kanıtlama ihtiyacı duymadığı aşikar ama sözlerin Almanca olduğunu da düşünürsek bu uzun ve zahmetli yolculuğun sonunda Torsten’in anlatmak istedikleri, pek çok dinleyici için havada kalacak gibi görünüyor. Tabii oturup sözlerin çevirisiyle uğraşacak,, bestelerin detaycılığında kaybolacak kadar vakti olanlar için her dinlemede biraz daha değerlenebilir Metamorphosis; o yüzden mümkün olduğunca hakkını teslim etmek gerek.

Nasıl değerleneceği sorusunun yanıtı ise Torsten’in zengin besteciliği ve uzun yıllardır kaybetmediği o ciğer sökücü, çiğ, vahşi ve samimi vokallerinde saklı. Wir Ertrunkenen‘deki death metal havaları, post-black metalin kural kitabının ilk sayfalarında yer alabilecek Verwüstung (ne kadar da HARAKIRI FOR THE SKY bir şarkı değil mi?) ve INSOMNIUM‘un kırılgan melodileriyle 2. dalga black metalinin amansız öfkesini birleştiren, albümün tümüne sirayet eden melodi/agresiflik dengesi, Metamorphosis‘i 2021’in değerli albümlerinden birine dönüştürüyor. Grubun alamet-i farikası haline dönüşen dinamik davullar, müziğin geri kalanı susmadan asla durmuyor ve Torsten’in kontrolsüz vokallerinin açtığı yaraları dağlıyor.

Ne tam anlamıyla progresif, ne yüzde yüz avangart ne de saf oğlu saf bir karanlık; bunların üçünden de biraz var Agrypnie müziğinde. Grubu bilenler için yeni bir haber değil belki ama ilk defa dinleyeceklerin beklentilerini oturtmak adına önemli. Agrypnie müziği için biraz etiketlerden sıyrılmalı ve bu adamın içinden gelen müzik bu galiba, gibi daha içe dönük bir yerden bakmalı gibi geliyor bana. Öyle olduğunda hem Am Ande Der Welt gibi çorba parçalar çok daha anlamlı bir hal alıyor hem de grubun (Torsten’in) birden fazla türü iç içe geçirme konusundaki yeteneklerini görme konusunda insanın gözü açılıyor. Bu arada Am Ande Der Welt demişken; her zamanki gibi albümde konuk müzisyenlere yer verilmiş. En meşhuru SCHAMMASCH insanı Christopher olmak üzere dört vokal konuk oluyor Metamorphosis‘e. Sözleri ve anlatısını dikkate alınca bu çokseslilik de kesinlikle olumlu katkı veriyor albüme.

Uzun yıllardır bilenin bildiği bir isim Agrypnie. Çıktığı sene (2011) şans eseri denk gelip o dönem takıldığım sitede incelediğim Asche EP’sinden beri ne Türkiye’de ne de dünyanın geri kalanında pek bir şey değişmedi bu konuda. Sanıyorum Torsten’in de yeraltında saygı duyulan bir müzisyen olmanın ötesinde bir amacı yok ve daha ziyade kendi buhranını Agrypnie aracılığıyla bir nebze olsun dindirebilmek esas derdi. Metamorphosis‘i dinledikçe açılacağına söz verebilirim; yalnız açıldıkça bazı yerleri kulağınıza batmaya başlayacak ve zayıflıkları ortaya dökülecek mutlaka. Yine de benim tavsiyem, sorunlu bir adamın en derinlerinden çekip çıkardığı, plansız ve bütünüyle samimi bu müziği değerlendirirken endüstrinin bir parçası olmuş işlere baktığınız gözle bakmamanız ve biraz daha tolerans göstermeniz, sabretmeniz yönünde olacak. Bunu hak eden biri varsa da o da Torsten ve Agrypnie’sidir.

83/100


Metalperver’i maddi olarak desteklemek isterseniz aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’da aramıza katılabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.