Sulphur Aeon – Seven Crowns and Seven Seals
Merhaba.
Cthulhu mitosu ve Lovecraftian temalar etrafında bazen melodik, bazen atmosferik, epey de karanlık bir death metal üreten Alman topluluk Sulphur Aeon, 2018’de çok mu çok yüksek bir noktada bıraktığı müziğine 2023’ün son çeyreğinde çıkan Seven Crowns and Seven Seals ile devam ediyor. Beş yıl aradan sonra gelen albüme dair beklentiler yüksekti ama halihazırda yeraltı sularında takılan kendi halinde bir isim olmasının da etkisiyle, beş yıllık bir mesafe var Sulphur Aeon ile aramızda. Bakalım Seven Crowns and Seven Seals, arayı kapatmaya veya daha samimi bir ilişki seviyesine geçmeye yetiyor mu?

Bu tip uzun aralarda eleman değişiklikleri görmeye alışkınız ama grubun kadrosunu koruduğunu söyleyerek başlayalım. Biraz da yekpare, tekil enstrümanların katkısının toplamından fazlasına ulaşma amacı taşıyan bir müzik ürettiklerini düşününce istikrar, önemli bir faktör Sulphur Aeon için. 2012’de yayımlanan Swallowed by the Ocean’s Tide‘dan itibaren her albümde bir sonrakini geçip yükseldiklerini hesaba katınca, Seven Crowns and Seven Seals için ilk söylenmesi gereken, The Scythe of Cosmic Chaos‘un üzerine çıkamadığı olmalı belki de. Hemen olumsuz düşüncelere kapılmayın tabii; Sulphur Aeon’un formülü olgunlaştırıp oturttuğunu, onlardan ne bekleyip ne alacağımızı daha iyi bilebileceğimiz bir döneme girdiğimizi müjdeliyor bence. Yarın dağılacak olsalar (Nyarlathotep yazdıysa bozsun) bile 11 yıl ve 4 albümlük bir yolculuğun sonunda bu adamlar blackened death metal ve Lovecraft denilince aklıma gelen, sizlerin de aklına gelmesi gereken ilk gruptur artık.
Benzer fikirler, neredeyse birebir prodüksiyon ve yerini bulmuş bir beste matematiği, önceki albümlerle yakın bir seviyede tutsa da aslında elemanların geliştikleri, değiştikleri bir-iki iki ufak nokta var. 2018’de grubu tanıtırken ara sıra melodik sıfatını kullanmamı sağlayan o ufak tefek kırıntılar birleşip büyük parçalara dönüşmüş durumda artık. Eskisi kadar heavy, eskisi kadar agresif tınlamıyor Sulphur Aeon ve Usurper of the Earth and Sea gibi parçalarda daha epik, daha melodik bir kimliğe büründüklerini görmek mümkün. Bu tip bir temayı daha kaotik, daha brutal şekilde tüketmek isteyenler için fazla arkadaş canlısı tınlayabilir ama Sulphur Aeon’un kendine has, dengeli bir tarz yakaladığını düşünüyorum. Bir BLUT AUS NORD dehşeti, kaosu yok ama Cthulhu gerginliğini, önlenemezliğini gayet iyi yansıtabiliyorlar.
Bu eziciliği yansıtmak için sıkça kullanılan silahlardan biri, her albümde biraz daha geliştiğini gözlemlediğim Martin’in vokali. Özellikle The Yearning Abyss Devours Us‘da bolca duyacağınız üzere temiz vokali hem doom atmosferi hem de epik bir anlatı için kullanıyor Martin. Anlaşılabilir brutali, ritüelistik temiz vokali, konuşma/fısıltı şeklindeki dehşet kuluçkası vokalleri ve bazen de üst üste bindirerek kalabalık, katmanlı bir hale getirdiği performansıyla göz dolduruyor. Hammer from the Howling Void‘deki gibi akılda kalıcı nakaratlar, blackened sınırlarında gezen agresif, sert gitarları dengeliyor. Daha yavaş kısımlara, daha çok temiz vokale ve deyim yerindeyse bekleme, yüklenme anına sahip; bu da yine önceki albümlere göre bir gelişim veya evrim olarak değerlendirilebilir.
45-46 dakikalık süresi, dengeli yapısı sayesinde daha kısa hissettiriyor ve örneğin bir önceki albümün kritiğinde belirttiğim o yoruculuğu yok ediyor. Tekrar tekrar rahatça dinlenebilen, fakat bu esnada da yoğunluğundan çok bir şey kaybetmeyen bir albüm Seven Crowns and Seven Seals. Grubun geçmişindeki daha amansız, daha ezici çalışmalarına takıntılı olan hayranların, ekstrem taraflara daha çok ilgi duyanların beklentilerini karşılayabiliir bu anlamda. Hatta ne yalan söyleyeyim, bazen temiz vokali ve tekrarı abarttıklarında ben de ben de The Scythe of Cosmic Chaos‘u daha üstte tutuyorum. Özellikle albümün isim parçası, son bölümde sık tekrarlanan sözlerle biraz bayıyor zira.
Ancak bence bu kayıt, Sulphur Aeon’un müziğini daha rafine hale getirme konusundaki en başarılı işi. Böylesi bir müziği bu kadar, yanlış anlamayın ama, arkadaş canlısı bir şekilde sunabilmek kolay değil. Üstelik bir son dönem BEHEMOTH‘u gibi piyasaya oynadıklarını hissettirmiyorlar buram buram. Türünün nadir örneklerinden biri olarak son derece iyi düşünülmüş ve sunulmuş, Sulphur Aeon’da duyduğum saygıyı ve güveni daha da arttıran bir iş. Yine de gidişata bakınca bu son iyi albümleri mi acaba diye de endişenmiyor değilim. Cıvık, basit bir şey gelmez umarım ileride. Gelirse de şimdiye kadar yaptıkları dört enfes albümü çevirir durur, vay ne kadar iyilerdir bir zamanlar derim.
85/100



100/100 hatta daha fazlası var. Mükemmel bir albüm. Seven Crowns and Seven Seals şarkısındaki tekrarlar ilk başta bana da pek iyi gelmedi. Ama albüm bütünlüğü içerisinde güzel yedirilmiş. Beneath The Ziqqurats için nefis bir altyapı hazırlamış. Beneath The Ziqqurats, adama kafayı yedirir. Zira, Yüce Eskiler’in diyarlarında kafayı yemeden dolaşmak zor.