Harakiri for the Sky – Harakiri for the Sky

Merhaba.

Anlamlandırılmadığında teknik açıdan havadan farkı olmayan ve ancak tekrarlı örüntüler üzerinden deyim yerindeyse can bulabilen müziğin insana özgülüğü, yaşam denen uydurukluğun çok daha çekilebilir kılmasını sağlamıyor yalnızca; bazen müzik, o minik titreşimler ve biyoloji mucizesiyle anlamın da ötesinde bir kimliğe kavuşup saf duyguya dönüşüyor. Diğer onlarca, yüzlerce farklı motivasyondan arınmış halde, saf duygu ile, insana ait o müzik tutkusu ile yoğrulmuş işler ise diğerlerinden çabucak sıyrılıyorlar tabii.

Avusturyalı black metal topluluğu Harakiri for the Sky’ın (HftS) ilk albümü de benim için net olarak bu kategoride. Saf bir müzik arzusunun, sevgisinin ürünü ve arkasındaki heyecanın elle tutulabilirliği, müziğin de ötesinde bir şeyler hissetmemi sağlıyor. En iyi veya en olgun HftS albümü kesinlikle bu değil; ancak Harakiri for the Sky‘ı her dinlediğimde göğüs kafesimin altında, kafatasımın içerisinde bir hareketlilik yaşanıyor.

Matem havasında başlayan Lungs Filled with Water, 10 yılı geride bırakan gruptan duyduğumuz ilk parça aslında ama sonradan gelen albümlerde de görmüş olduk ki HftS müziğinin duygu bakımından tonunun ne olacağını daha ilk saniyeden masaya koymuş meğer. J.J. rumuzlu Micheal’ın kontrolsüz ve toyluğun açığını içindeki ateşin parlaklığıyla bastıran vokalleri, bolca tekrar ve tam ihtiyaç duyduğunuz anda gelen patlamalar ile belki formülü açık ediyor ama bu formülü HftS kadar gerçekçi ve samimi şekilde uygulamaya koyabilen grup sayısı çok az olduğu için o kadar da önemli değil bu.

Bazen hayatın kendisiyle ilgili bazen de aşk ile ilintili depresyon, anksiyete, melankoli, öfke ve isyan karışımı duygulara sahip bu müziğin temeli, doldurulamaz boşluklar yaratan katmanlı gitarların tekrarına dayalı olsa da albümün tekrarlı dinlemelerinde HftS’nin teknik açıdan atıyorum bir Geliebte des Regens‘te olduğu gibi dakikalarca aynı şeyi çalacak basitlikte olmadığı anlaşılıyor. Sadece beş parçadan ibaret olsa da kırk dakikaya yaklaşan, beste ortalaması sekiz dakikalara dayanan albümde hem gitar işçiliği hem de bestecilik, grubun potansiyelini gösterir cinsten. Tüm enstrümanlardan sorumlu M.S. rumuzlu Matthias Sollak, sonraki albümlerde daha progresif denilebilecek numaralarla gitarcılığındaki gelişimi gözler önüne serdi zaten ama bu albümün basitliğinde ayrı bir tılsım var. Özellikle akustik gitarı depresif bir tremolo ile harmanlamak gibi zerre yaratıcılık istemeyen giriş seviyesi fikirlere yoğunlaştığında bile keskinliğini, heyecanını korumayı başarıyor M.S.’in besteleri. Tek tek baktığınızda fazlasıyla yalın görünen fikirler, birleştiğinde çok daha güçlü ve anlamlı bir bütün oluşturuyor ki bu da tek kişinin elinden çıkma bir işte besteciliğin kalitesini gösteriyor biraz da. Sade, fakat asla sıkıcı değil Harakiri for the Sky. Albümü yazdığı sırada Matthias’ın sadece 21 yaşında olduğunu da not düşelim buraya. Dancing on Debris‘i ne güzel yazmış kerata.

Harakiri for the Sky‘ı hem diskografide hem de gönlümde ayrı bir yere koyan bir detay da J.J.’in vokalleri. İlerleyen yıllarda daha güvenli ve grubun post ön ekine uygun şekilde orta şekerli bir vokali tercih ederken debut albümde çok daha yırtıcı ve black metalin tiz çığlıklarına başvuran bir performans sergiliyor. Söz bakımından kariyeri boyunca pek sapma yaşamadığı için diğer albümlerdeki (görece) olgun vokali daha çok uyuyor sanırım ama bu çiğ vokallerin tadı da başka benim için.

HftS ile ilgili yıllardır çeşitli şekillerde dile getirdiğim en büyük eleştirim, grubun – büyük oranda tek besteci bulunmasından kaynaklı- beste kırpma konusunda felaket olması. En kısa albümleri olmasına rağmen From Yesterday to Ashes gibi monoton bestelerle, defalarca dinledikten sonra fark edilse de rahatlıkla makaslanabilecek bölümlerle yine grubun en büyük -ve tek- negatifi. Matthias çoğu zaman şarkı içi trafiğini düzenlemekte çok başarılı ama keşke albüm trafiği ayarlama konusunda da aynı şeyleri söyleyebilsek. Bu nedenle çoğu zaman bir turu tamamlamakta zorlanıyor, veya tamamladığınızda doyum noktasına ulaştığınızdan tekrar dinlemek istemiyorsunuz. Çok daha iyi olabilir, o yüzden onlar kısalmadıkça ben eleştirmeye devam edeceğim galiba.

Kısacası Harakiri for the Sky, sonradan depresif, melankolik ve biraz yeni (post dememek için uğraşıyordu) bir black metal söz konusu olduğunda Avrupa’nın önemli isimlerinden birine dönüşecek bir grubun gençlik dönemini, güya toy hallerini görmek adına önemli. Ayrıca diskografiden kalanından farklı yönleri bulunduğundan ve ben o farklılıkları ekstra bir sevdiğimden, Avusturyalı ikilinin en sevdiğim eserlerinden biri. Umuyorum şu salgın zıkkımı peşimizi bırakır da erteleye erteleye bir hal olduğumuz Harakiri for the Sky konserini gerçekleştirebilir, acılarımızı birbirine vura vura eksiltmeye çalışabiliriz. Gruba çok hakim değilseniz veya nereden nereye geldiklerini öğrenmek isterseniz, bu başarılı ilk albüme bir şans verebilirsiniz. Şimdi gideyim de Dancing on Debris‘in 3:23’ünde giren blast-beat eşliğinde kendimi kaybedeyim bir yerlerde.

86/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.