Blut Aus Nord – Disharmonium: Undreamable Abysses

Merhaba.

Gainsville yolundaki Büyük Selvi Bataklığı’nda yer aldığı söylenen mezarlıkta, kozmik kabus kumpanyasının son gösterisi oynuyor. Bu bataklığın dibinin, okyanusun hiç güneş görmemiş derinlikteki yerlerine kadar uzandığı rivayet edilse de üzerindeki mezarların taşları nedense dibe batmıyor. Burayı gören, veya zihnine imgesi düşen tek bir canlı bile yok; safsatadan başka bir şey olmayan şeyler üzerinde duranlar ise ya aklını yitirmiş okültistler, ya da neye bulaştığını bilemeyecek kadar cahil veya fakir mezar hırsızları.

Yüzyılların ölümcül sessizliğini bozmaya çalışan ilk canlılar, kozmik kabus kumpanyasının aktörleri olan Vindsval, W.D. Feld ve GhÖst değiller; ama onların çıkardıkları habis sesler, tasavvurun ötesindeki bağlarla kenetlenip ebedi bir birliktelik yaşayan varlıkları uykularında sarsıyor. Hindistan’dan, Arabistan’dan gelen, lakin oraya nereden geldiği hiçbir zaman bilinememiş kitaplardaki uğursuz büyüleri canları pahasına uygulayıp deliliği yeraltına mühürlemeyi başarmış kutsal şehitlerin kemikleri sızlarken lanetli ayların aydınlattığı göğün altında, tasviri mümkünsüz varlıklar uyanıyor. Vantuzlu kollar kımıldanıp mezarlardan doğrulmaya başladıktan sonra ise artık her şey için çok geç… Kaos sürünsün!

Lovecraftian dediğimiz H.P. Lovecraft eserlerinden ilham alan sanat dalları/eserleri arasında insanı Deliliğin Dağları’na en kısa yoldan ulaştırabilme potansiyeline sahip olan tek dal black metal şüphesiz. 30 yıla yaklaşan kariyerinde black metalin her türlüsünü yaparak bir kakofoni kumkumasına dönüşen Fransız Blut Aus Nord, son albümü Disharmonium: Undreamable Abysses‘da kelimelerle ifade edemeyeceği şeyleri notalarla aktarmaya devam ediyor. Özellikle bir önceki Hallucinogen‘e kıyasla çok daha karanlık ve boyutsal bakımdan da görkemli ve ürkütücü bir atmosfer kurgusuyla Lovecraftian konseptlerini işleme konusunda türünün en büyük, en eski ve yücesi olduğunu kanıtlıyor. Hallucinogen‘i neden kabullenemediğimi, neyi eksik bulduğumu gösterip bir farkındalık yaşatması açısından da kişisel olarak grubun diskografisinde beni en çok rahatlatan albüm aynı zamanda.

Deneysel ve avangart denilemeyecek kadar -aslında sahte- bir sükunet ve cazibeyle kaplı. Türlü çığlıklar, hırıltılar, yakarışlar ve inlemelerden ibaret vokalin insan unsurunun unutulmamasını sağlayan varlığı, bu yaşamsızlığa ait erinç yanılsamasını paramparça ediyor zaman zaman; böylece o dinginlik hali de bir anlık akıl ötesi vahşet imgeleriyle kayboluveriyor. Bunun dışında tek bir rifi bile ayrıştırması kolay olmayan, ambiyans destekleyici bir akış şeklindeki gitarların başka dünyalılığına, katman katman örülüp geçirgenliği yok edilmeye çalışılmış bir müziğin tepesine çökmüş gibi duran, varlığını her an hissettiren davullara dair değerlendirmeler yapılabilir belki ama ben bu şekilde değerlendirmeyi anlamsız buluyorum. Blut Aus Nord’un bu tip albümlerine gitar ne numara çekmiş, deneyselliğin hakkı verilmiş mi bakalım diye girmiyorum.

Parça parça incelenemeyecek, black metal değerlendirmesindeki ortodoks prensiplerle yargılanamayacak bir eser olarak Disharmonium: Undreamable Abysses ile ilgili söyleyebileceklerimi dinlerken yaşadığım kişisel hezeyanlarımın veya Lovecraft inekliğim üzerinden yapacağım, üç-beş kişinin anlayacağı sözde edebi saçmalamaların ötesine nasıl geçirebileceğimden emin değilim. Onlarca arabağlantı sayesinde tek bir enstrümandan çıkıyormuş gibi hissettiren bestelerin içerisinden bir bileşeni çekip onu övmek (That Cannot Be Dreamed‘in progresif davulları gibi), bütündeki etkisini anlatmaya asla yetmeyecek benim için. Müzik keyfi, işitsel hitap ile ilgili olmayan bir işi duyguları, kabusları bir kenara koyup inceleyemedim. Elindeki sürreal bir paletteki dadaist boyalarla kara delikten oluşan bir tuvale kaosun efendilerini resmediyor Blut Aus Nord; her fırça darbesi sanki o nemli, yapış yapış vantuzun ruhunuzdan küçük bir parçayı emişi gibi hissettiriyor.

Buna rağmen pek çokları için kötü şöhretli dissonant black metal türünde çıkmış bir albümün ezici, yorucu veya insanı dinlemekten vazgeçiren düşmancıl karakteri yerine çok daha dinlendirici ve insanın hayal gücünün ötesindeki anlaşılmaz dehşetlerin tasvirini çekici kılmayı başarmış Vindsval. Bunu da atıyorum bir Deus Saluti Meæ‘deki gibi status quo bilinciyle değil, kendini teslim ederek yapmış. Bilinçsizliğin, anlamsızlığın ve anksiyete duyumsuzluğunun yaratacağı türden karanlık bir öfori hasreti çekiyorsanız, Lovecraftian kabuslarda kaybolmak istiyorsanız Disharmonium: Undreamable Abysses en etkili uyuşturucudan veya en pahalı single malt viskiden bile daha güçlü bir kimyasal. Kara Adam, tıpkı 17. yüzyıl sonlarında Keziah Mason’ı etkisi altına alıp ona Azathoth‘un Kitabı’nı kendi kanıyla imzalatarak ruhunu Nyarlathotep’e teslim ettirdiği gibi Blut Aus Nord’a da görünmüş, etkisi altına almış olmalı; bu albüme başka bir açıklama getiremiyorum.

88/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’da aylık abonemiz olabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.