Ethereal Shroud – Trisagion

Merhaba.

Nihayet şarkı sürelerini haklı çıkarabilen bir atmosferik black metal albümü, oh be! Gerçi bu sefer de albümü yapan adam projeyi sonlandırdı… Ya ben lan neyse bir şey demiyorum.

Pat diye de girdim ama Ethereal Shroud insanı duygudan duyguya sokup liseli aşkı gibi hepsini uçlarda yaşattığı için daha sakin ve giriş/gelişme/sonuç takibinde bir kompozisyon yazabileceğimi düşünmüyordum zaten. İngiliz müzisyen Joe Hawker’ın tek kişilik, atmosferik, depresif black metal / funeral doom metal projesi Ethereal Shroud, 6 yıl aradan sonra 2. albümü Trisagion‘u yayımladı geçtiğimiz Aralık ayında. Albüm çıkışını takriben ise Hawker, Ethereal Shroud projesini sonlandırdığını açıkladı. İyi halt etti, zibidi.

Neyse, Trisagion sadece 3 parçadan oluşmasına karşın 65 dakika süresiyle insanın gözünü korkutsa da süresinin hakkını fazlasıyla veriyor. Trisagion, bir diğer ifadeyle Agios O Theos, Ortodoks inancında tanrıyı üç defa kutsamak üzerine yapılan bir ayinin adı. Hawker ise kendi üç bestesinde dünyaya duyduğu öfkeyi, horgörüyü ifade etmeye çalışıyor. Üç kere lanetliyor diyelim dünyayı. Ayrıca bu üç bestenin her biri de kendi içerisinde üç kısımdan oluşuyor ki bunu dinlerken de fark edeceksinizdir mutlaka. Geçişler hayli yumuşak ve dikişsiz aslında ama kısacık da olsa es verip dinleyiciye mevzunun neresinde olduğunu hatırlatmaktan çekinmemiş Hawker; böylece 20 dakikayı aşan şarkıların içinde kaybolup gitmemizin önüne geçmiş. Sağ olsun. Hep de kızacak değildim herhalde canım.

Burada 4 parça ve 76 dakika görünmesinin nedeni fiziksel kopyalara bonus olarak eklenen Lantern‘in de yer verilmesi. Albüm aslında 3 parça, ben de ona göre değerlendiriyorum elbette.

Dungeon synth, funeral doom ve atmosferik black metalin bu denli iyi bir harmanını ancak yine bir önceki Etheral Shroud albümünde görmüş bir dinleyici olarak Hawker’ın bu konudaki yeteneği beni hayrete düşürüyor. Chasmal Fires‘ın ilk altı dakikasındaki atmosfer ve üzerine koyarak ilerleme hali, sonra tekrar ve yeri sarsan bir blast-beat sayesinde yarattığı trans hali, 11. dakikaya girildiğinde devreye giren, uçucu ve sanki rüyalar aleminden sesleniyormuş gibi bir efekt ve klavye desteğiyle içeri sızan kadın vokal ve elbette sonrasındaki patlama derken 27 dakikanın nasıl geçtiğini asla anlayamıyorum. Bir aydır, her gün en az bir tur dinlememe rağmen şaşırtmaya devam ediyor.

Discarnate, özellikle son 5 dakikası ile funeral doom dozajını hayli yükseltip zaten önceki yarım saatte darmadağın olmuş ruhları iyice yerin dibine sokuyor. Kapak çalışması, eskide kalmış ve yıkılmaya mahkum sistemleri temsil ediyor; kendi inşa ettiğimiz ve o çok değer verdiğimiz şeyler bir gün toz olacak ve geçmişe tutunmaya çalışmaktansa yeni, daha sağlam fikirler, sistemler kurmak için çabalamalıyız, gibi bir mesaj çıkarıyorum Trisagion‘dan. Funeral doom etkisinin yoğunlaştığı anlarda öyle tekil bir öldük bittik hali yok haliyle ve müzik de tekilliğin minimalizminden ziyade kitleselliğe işaret edecek kadar katmanlı ve görkemli her zaman. Eğer bu kadar dolu, tempolu ve atmosfer kasma numaralarından uzak olmasaydı benim için çekilmez, sonu gelmek bilmeyen bir albüme dönüşebilirdi ama işin ruhu bir yana, salt müziğinden bile her saniyede epey keyif aldığım bir albüm bu. Bu türde böyle bir cümleyi kolay kolay kuramazsınız.

Enigmatik olmaya kasmadan büyülü ve havalı Trisagion. Biraz daha erken çıksa sene sonu listeme de alırdım herhalde ama ancak sindirebildim ne yazık ki. Ethereal Shroud’un böyle güçlü bir işle kendini feshettiğini duyurması hiç hoş olmadı ama Trisagion o kadar iyi ki, artık Joe Hawker nereye, ben oraya gibi bir durum yarattı. Umarım üretmeye devam eder, çünkü kesinlikle özel bir iş yapıyor.

87/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’da aramıza katılabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.