Kritik

Fit for a King – The Path

Merhaba.

Metalcore piyasası ilginç bir fenomen. Özellikle Amerikan metalcore türü Avrupa gündeminin neredeyse tümüyle dışında ve yeraltı/ekstrem metal basını zerre ilgilenmiyor ama aslında milyonlarca hayran ve pek çok yıldız ismi barındıran koca bir sahneden söz ediyoruz. Bu dışlanma ve kutuplaşmanın analizi için elbette kitlelerin ve pazarlamanın dağılımıyla ilgili ciddi tespitlere ihtiyaç var ama şüphesiz ekstrem metalcinin Wikipedia’sı The Metal Archives‘ın core unsurlar taşıyan, sık sık temiz vokale başvuran ve pop beste yazımını benimsemiş gruplara karşı olan net tavrı da bu durumu besliyor. Pazarlama, mecra tavrı ve ekstrem metal dinleyicisinin saydığım özelliklere sahip müziğe karşı burun kıvıran tutumunu birleştirince metalcore dinleyicisiyle ekstrem metal dinleyicisi keskin çizgilerle birbirinden ayrılmış durumda gibi görünüyor. Cübbeli hocalar öyle emretti diye değil tabii, bu daha çok kişisel zevklerim ile ilgili ama tümden gelecek olursak Metalperver’de bile (Tek Atış‘ta ve Metalperver Haftalık‘ta epey core tabanlı şey paylaşıyorum gerçi) metalcore, inceleme bazında en az yer verdiğim türlerden biri.

Bununla birlikte zaman zaman kendime meydan okumayı, kişisel olarak çok da ilgilenmediğim müzikleri bir anda ana gündem konum haline getirmeyi sevdiğimi biliyor düzenli okuyucular. Bir de yukarıda bahsettiğim konu üzerine düşünme fırsatı da yarattığı için neden senenin önemli addedilen metalcore olaylarından birine odaklanıp yeni Fit for a King albümü The Path‘i incelemeyeyim ki diye düşündüm ve işte buradayız: Sadece adını bildiğim, belki yıllar içerisinde iki-üç parçasını birer defa dinlemişliğim bulunan köklü bir ismin 6. stüdyo albümü hakkında konuşup duracağım hazırsanız:

The Path‘in tekrara dayalı bir formülü var. 35 dakika civarında seyreden, 10 parçadan oluşan albümdeki neredeyse her şarkı, 40-45 saniyelik akılda kalıcı bir fikrin tekrarlanması üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Başka bir deyişle yapısal açıdan popüler müziğe çok yakın duruyor The Path. Şarkıların kısa tutulması, bu formülün kabak tadı verme hızını azaltmak açısından kritik öneme sahip ve yerinde bir karar. Tabii bu tip çerez bir müzikte Fit for a King’in nefes aldırmaması, olan biteni dinleyiciye fark ettirmeden, tabiri caizse topu yere düşürmeden devam etmesi lazım ve bir an olsun coşkusu azalmıyor gerçekten de. Ergen irisi gibi enerjisi bitmek bilmiyor Fit for a King’in. Müzikal açıdan tatmin edilmeyi bekleyen dinleyicinin açacağı albüm olmadığı için de yarım saat ter atmak, grubunun basçısının her klipte durmadan yaptığı gibi havaları tekmelemek, yumruklamak isteyenler için yeteri kadar gaz aslında. On binlerin rahatlıkla eşlik edebileceği nakaratlarla, dur-kalk riflerle ve armonik melodilerle stadyum konserlerine hazır olduklarını duyuruyorlar adeta ama on binlerin yan yana getirmekle ilgili sana kötü bir haberim var Fit for a King.

The Face of Hate ve ilk yayımlanan Breaking the Mirror ile tonu belirledikten sonra, kişisel olarak en beğendiğim parçalardan biri olan Annihilation ile direksiyon çok hafif de olsa farklı bir yöne kırılıyor. Daha thrash, gitar anlamında albümün kalanına göre (bazı parçalar sırf power chord; o derece) biraz daha dolu ve gövdesi daha metal metal tınlıyor. Elbette onun da sonunda çok formülize bir build-up ve baştaki break-down‘a dönüş söz konusu. Tekrardan kaçış yok kısacası. Yine de Ryan Kirby‘nin öfkeli vokali ve bas/vokal pozisyonundaki Ryan O’Leary‘nin melodik temiz vokalleri arasında gidip gelen, trafik polisi gibi dinleyiciyi yönlendirerek devamlı durdurup kaldıran bestelerin arasında Annihilation‘daki thrash ilhamlı kısımlar gibi veya Prophet‘teki minik blast-beat gibi daha bizden bir şeyler de yok değil yani.

Elektronik düzenlemeler albümün tümünde altyapıyı destekliyor ve daha hacimli, olduğundan daha güçlü gösteriyor albümü zaten ama God of Fire bu alanda albümün zirvesi. CRYSTAL LAKE grubundan Ryo Kinoshita’nın konuk vokalinin dışında (bu arada metalcore vokalistliğinin tek boyutluluğunu kanıtlarcasına hiçbir fark yok vokallerde), açılış ve kapanışındaki elektroniklerle de diğer parçalardan sıyrılıyor. Fit for a King özgün besteler üreten, kendileriyle anılacak numaralara sahip bir grup değil belli ki ama sadece God of Fire ile bile ne kadar potansiyelli olduklarını gösteriyolar bana sorarsanız: Şu intro sonrası Kirby’nin “God of Fire!” haykırışıyla ortalığın ayağa kalktığını, binlerce insanın zıplamaya başladığını hayal etmek hiç zor değil.

Fit for a King akıllı bir grup belli ki ve bu tür içerisinde nasıl büyüyebileceklerini, ne tip besteler yapmaları gerektiğini çok net anlamış gibiler. Müzikal olarak asla etkileyici veya tatminkar değil ve bu kadar formülize edilmiş bir bestecilik anlayışıyla her şarkıda aynı duyguya oynamak (anladık, her zorluğun üstesinden geleceksiniz, anladık kardeşim) antipatik gelecektir mutlaka ama The Path‘in hem metalcore kitlesi için hem de grubun kariyeri için doğru bir albüm olduğunu düşünüyorum. Bu arada tabii ki açıp defalarca eski albümlerini dinlemedim ama anladığım kadarıyla bu albüm öncesine kadar bu kadar pop, bu kadar çerez değillermiş.

Günün sonunda şunu söyleyebilirim ki eğer tutkulu bir metalcore hayranı olsaydım ve festivallerde yapmaktan en çok keyif aldığım zıplamak olsaydı The Path ile coşardım ama maalesef böyle biri değilim. Yine de zaman ayırdığıma pişman değilim açıkçası.

75/100


Okur puanı:

Ortalama puan 0 / 5. 0

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.