Yerli Pazarı: Nettlethrone – Dissonant Progression

Merhaba.

Birkaç haftadır boşladığım Yerli Pazarı için şöyle 2000’lere dönüp lise-üniversite dönemime damga vurmuş yerli gruplarımızı düşünürken aklıma geldi Nettlethrone. Ortamla içli dışlı olanlar hatırlasa da genele bakınca hak ettiği değerin altında kalmış ve ömrü çok kısa sürdüğü için günümüz dinleyicisine ulaşamamış bir grubumuz Nettlethrone. Aynı türde eserler yayımlamış, ismi anılmaya değer gruplarımız olsa da (FREEDOM GRAY, AFFLICTION, IN SPITE, OMNIOUS GRIEF, CIDESPHERE ve diğerlerine de selamı çakalım madem) melodik death metal türünde Nettlethrone kadar net, odaklı bir albüm yapabilen bir isim olmadı Türkiye’de.

Grubun tek albümü Dissonant Progression, zamanında çıtanın yükselmesinde çok önemli katkıda bulunmuş, İsveç melodik death metalinin memleketteki en iyi örneği benim için. Bugünden dönüp bakınca hala bu seviyeye yakın çok az iş çıkmış olması, Nettlethrone’un yitip giden bir değer olmasına duyduğum üzüntüyü daha da katlıyor.

Özgün olmak, yapılmamışı yapmak çok kıymetli olsa da var olanı başarılı bir biçimde devam ettirmenin de önemi büyük ve Nettlethrone, 90’lar başı İsveç melodik death metalini kopyacılık veya indirgemecilik gibi tuzaklara düşmeden (yani, tam manasıyla düşmeden diyelim) sürdürmeyi başardı Dissonant Progression‘da. Evet, dinlediğimiz birçok gruba benziyorlar gerçekten; AT THE GATES‘ten ARCH ENEMY‘ye, oradan DARK TRANQULLITY‘e, pek çok kaynaktan besleniyor Nettlethrone ama bunu gözümüze sokmadan yapıp onlardan aldığı ilhamla kendi müziğini üretebilmiş günün sonunda.

10 parçadan oluşan albüm zar zor yarım saate uzansa da tekrardan uzak beste yapıları sayesinde bu süre, görecelilik kuramını doğrulayacak biçimde artıyor. Albümde neredeyse tek bir rif bile tekrar etmiyor gerçekten. Göteborg’dan çıkan mihenk taşı albümlerdekine yakın gitar tonları ve rif kalıpları, daha Aesthetics of a Dead Art‘tan belli ediyor kendini. Özellikle At the Gates hayranlarını coşturacak 2/4 ritim üstü taramalarıyla, seri yumruklar atan çiftkrosoğlu davullar üzerindeki buruk melodilerle, skank beat dediğimiz melodik death metal alamet-i farikasıyla, ciğerden gelen agresif vokalleriyle ve türe ait bütün değerlerle birlikte, Göteborg sahnesini Ankara’nın göbeğine taşıyor.

Tabii davuldaki trigger kaynaklı mekanik tını, bestelerdeki kimi benzerlikler dinlediği müzikte saflığa önem verenler için tatları kaçırabilir. Örneğin The Cynical Code‘un başında GOJIRA klasiği The Heaviest Matter of the Universe‘e selam duran bir kısım var veya A Vindication da The Red in the Sky is Ours ile The Jester Race‘in çocuğu gibi. Fakat bence hiçbir önemi yok bunların ve dinlediğin, sevdiğin şeye benzemeye çalışmanın bir günahını da görmüyorum aslında. Bir tek biz çok takılıyoruz böyle şeylere gibi geliyor bana. Keza ilk dönem IN FLAMES & Dark Tranquillity albümlerinde yer alan temiz gitarlı, melankolik geçişlerden bolca bulunuyor Dissonant Progression‘da ve bu kısımlardan da bir kıyas noktası çıkarıp grubu yaftalamak mümkün mesela ama böyle didik didik edip neresinden vuracağımızı araştıracaksak dünyada dinleyecek albüm bulamayız. Kaldı ki bu gruplara keşke gene eskisi gibi şeyler yapsalar da ayıla bayıla dinlesek demiyor muyuz? O yüzden biraz daha sakin yaklaşıp keyif almaya bakmanızı öneririm naçizane.

Belki devam etselerdi kendi tınılarını oturtup çok iyi bir noktaya geleceklerdi, belki de bu albümde şüphe uyandıran ufak tefek şeyler ayyuka çıkacaktı ve zaten kan kokusu almayı bekleyen tayfa alaşağı edecekti grubu. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz tabii. Açıkçası ben biraz üstten bakmacı ve küskün tavırlarını hiçbir zaman onaylamamış olsam da görüş farklılıklarımız eseri değerlendirme konusunda bir etken değil. O yüzden 90’lar başı İsveç (Göteborg) death metalini seviyorsanız ve henüz Dissonant Progression dinlemediyseniz kaçırdığınız şeyler azımsanacak gibi değil.

Çok özlemişim yahu. İki tur daha çevireyim. Zaten evdeyiz. Evdeyiz, değil mi?


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Yerli Pazarı: Nettlethrone – Dissonant Progression” için 2 yorum

  • 29 Mart 2020 tarihinde, saat 15:07
    Permalink

    Pek kıymetli bir albüm bu.

    Yanıtla
  • 29 Mart 2020 tarihinde, saat 15:37
    Permalink

    Ülkemizden çıkan en iyi gruplardan. Baştan sona muhteşem bir albüm bittiği anda bir daha mutlaka başa almışımdır. Kendilerini canlı olarakta izlemiştim ve gayet başarılılardı. Senelerdir tekrar bir araya gelmelerini bekliyorum. Tekrar birleşsenize hadi ne olur lan birleşin

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.