Lacrimas Profundere – Bleeding the Stars

Merhaba.

Birçok yazıda 90’larda ne kadar etkili olduğunu konuştuğumuz Peaceville Trio sayesinde ortaya çıkan ve MY DYING BRIDE, ANATHEMA, PARADISE LOST üçlüsünün müziğinden beslenen müziğiyle zamanında türün en büyük albümlerinden birine imza atan Alman topluluk Lacrimas Profundere, geçirdiği müzikal değişimin ardından hakkındaki heyecanımı büyük oranda kaybettiğim, fakat yine de gizli gizli takip etmeye devam ettiğim isimlerden bir tanesi.

Bu nedenle de I Knew and Will Forever Know sona erdiğinde yaşadığım heyecanı kolay kolay tarif edebilmem zor. Ave End zamanlarından biri artık death/doom metal gruplarından ziyade HIM gibi gruplarla karşılaştırılan Lacrimas Profundere’nin cayır cayır, sert bir doom şarkısıyla albümünü açması gerçekten büyük bir sürpriz oldu. SWALLOW THE SUN tadındaki nakaratıyla, PARADISE LOST vari gitarları ve erken dönem ANATHEMA vokalli verse bölümleriyle aklımı aldı I Knew and Will Forever Know. Fakat albümün başına böyle bir şarkı koymak yanlış yönlendirici olmuş biraz; Bleeding the Stars, grubun her dönemini kapsasa da death/doom metalden ziyade gotik metal ve dark rock türüne daha yakın.

Grupta kurucu kadrodan geriye sadece gitarist Oliver Niklas Schmid kalmasına rağmen Lacrimas Profundere tınısının hala yerinde olduğunu duymak güzel. Geçtiğimiz yıl itibariyle mikrofonu devralan, neredeyse grupla yaşıt olan 1992 doğumlu Juilan Larre, metal vokali olarak zayıf kalmasına rağmen özellikle Mother of Doom gibi şarkılarda ön plana çıkan, MOONSPELL insanı Fernando’yu hatırlatan bariton temiz sesiyle gayet iyi bir performans sergiliyor. Gerçi düşününce Like Screams in Empyt Halls‘deki çığlıkları da hiç fena değildi…

Neyse, Niklas ise birçok farklı türden esinlendiği için albümde bir karmaşa durumu söz konusu olsa da hemen hemen her şarkıda akılda kalabilen bir şeyler var. Fakat albümde bir tutarsızlık ve bazı besteler çok bariz şekilde ayrıksı duruyor. Açılış parçasından bahsettim zaten ama onun hemen arkasından gelen ve grubun dönüştüğü şeyi özetleyen Celestite Woman (ki albümün en iyilerinden), ilk şarkıyı daha da abuk bir hale sokuyor mesela. Bir de Father of Fate‘i ele alalım; DARK TRANQUILLITY albümüne koysanız sırıtmayacak bu şarkının klavyelerini kim çaldı bilmiyorum ama Martin’den fazlasıyla bir şeyler kapmış kendisi. Gerçi davulundan verse gitarlarına kadar bas bas bağırıyor şarkı zaten DT diye… Biraz abartmışlar. Bariz bir etkilenim söz konusu değil belki ama albümün melodik death metale kaydığı başka bir örnek olarak da The Kingdom Solicitude‘dan bahsetmek mümkün bu arada. Grubun Memorandum döneminde selam çakan gitarın içimi sızlattığını da itiraf etmeliyim bu arada. Hey gidi.

Sonlara doğru daha sabit bir kanala geçiyor Bleeding the Stars ve The Reaper, After All Those Infinities ve yumuşak başlı, ara ara baş gösteren KATATONIA havasını biraz da sert estiren A Sleeping Throne gibi klasik Lacrimas Profundere usülü rock şarkılarıyla kapanıyor. Bu şarkıların grubun bir şeyler denediğini hissettirdiği diğer altı-yedi şarkıdan daha zayıf kaldığını belirtmek gerek. Yine de Oliver Niklas Schmid’in mutsuz gitarları, Juilan’ın hiç sırıtmayan ve yer yer albümü taşıyan vokali ve hiç uzatılıp tekrar edilmeyen besteler sayesinde akıp gidiyor bir şekilde.

Beklediğimden çok daha iyi çıktı Bleeding the Stars, bu kesin. ama sağda solda abartıldığı kadar da büyük bir albüm değil bana kalırsa; zengin bir palete sahip metal severleri tatmin edecek kadar bol referans içeriyor sadece. Fakat dağınık ve iki-üç şarkıda bir müzikal açıdan başka bir kafaya girmek yorucu olabiliyor dinlerken. Hangi grubu, hangi türü seviyorsanız hangi şarkıları dinlemeniz gerektiğine dair rehber yukarıda, ona göre dinlersiniz artık, haha.

75/100

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.