Klasik Bir Cumartesi: Blind Guardian – Nightfall in Middle Earth

“Rhiiine – goold! Quietly it crept it and change us all!”

Ren nehrini mesken tutmuş üç bakire su perisine aşık olup onları yakalamaya çalışan büyük yeraltı cüce krallığı Nibelung’un kralı Alberich’in, bu periler tarafından korunan ve ondan bir yüzük yapıp parmağına takana büyük güçler bahşedilecek Ren altınını almasıyla başlayan destansı bir öyk…

Bir dakika yahu, bu öykü o öykü değil!

Evet. Hepimizin konserlerde ayıla bayıla eşlik ettiği, artık bir power metal marşı haline gelmiş Nightfall şarkısı aslında zamanında Richard Wagner‘in birbirinden muazzam dört opera ile ölümsüzleştirdiği Nibelung Yüzüğü öyküsünden esinlenilen bir albüm fikri üzerine yazılmıştı ve nakaratında gerçekten “Rhinegold!” diye haykırıyordu Hansi Kürsch. Uzun fikir alışverişleri ve farklı denemeler sonrasında ise Hansi, André ve Marcus ve Thomas, ellerindeki materyallerin de uygunluğu doğrultusunda J.R.R. Tolkien’ın benzersiz Orta Dünya evreninin yaradılışını ve ilk çağlarını anlatan Silmarillion’u merkeze oturtmak gibi müthiş bir karar alarak tüm zamanların en başarılı birkaç konsept albümünden birine imza atacakları süreci başlatmış oldular. Onlar, tıpkı her fantastik masalın kahramanları gibi nasıl bir yolculuğa çıktıklarının farkında değillerdi belki ama sonuç ortada; Eru, yani Arda’nın Ilúvatar’ının çocuklarının trajik öyküsü, bugüne kadar bundan daha iyi bir şekilde anlatılamadı!

Nightfall in Middle Earth‘ten iki buçuk – üç yıl kadar önce yayımlanan ve Blind Guardian adını devler sahnesine taşıyan Imaginations From the Other Side‘ın gölgesi altında süren yeni albüm çalışmaları, konseptin Silmarillion kitabı etrafında oluşmasına karar vermekle bitmiyordu tabii. Bu karar, Silmarillion’un kronolojik ve yapısal açıdan sıkıştırıp yekpare bir esere dönüştürmesi imkansız gibi görünmesi dışında olabilecek en iyi temsilin bile çok büyük olasılıkla fazlasıyla yetersiz ve zayıf kalacak olması gibi büyük bir riski de beraberinde getiriyordu. Modern zamanın en büyük ozanlarından Blind Guardian için bile zorlu bir mücadeleydi bu ve hangi kısımların alınıp kimlerin öykülerinin anlatılacağına karar vermek hiç de kolay olmamıştı. Albümün yapısını da gözeterek bu dev destanı biraz ters yüz ederek, Silmaril’lerin merkezinde kalarak anlatmayı tercih etmişlerdi ki albümle ilgili aldıkları bütün kararlarda olduğu gibi bunun da fazlasıyla olumlu sonuçlandığı malumunuz tabii.

Birinci Çağ’ın sonunu getiren Öfke Savaşları’nın sonuncusundaki büyük yenilgisinin hüsranı içindeki Morgoth’un hizmetkarı Sauron ile olan konuşmasıyla açılan (War of Wrath) Nightfall in Middle Earth, allak bullak ettiği Silmarillion kronolojisiyle şaşkına çevirirken bir yandan da André ve Marcus ikilisinin akıl almaz melodi bombardırmanıyla darmadağın ediyor insanı. Morgoth’un Ungolianth’ın yardımıyla Valinor’un ağaçlarını yok edip Silmaril’leri ele geçirişi, fakat sonrasında söz verdiği gibi Silmaril’leri örümceklerin anası Ungolianth’a vermek yerine onu oyuna getirmesini konu edinen Into the Storm, yıllar boyunca tüm Blind Guardian konserlerinin açılış parçası olmasıyla da dikkat çekiyor.

Akıllıca bir hareketle şarkıların arasına serpiştirilip bağlayıcı görevi gören ufak pasajlar, Nightfall in Middle Earth anlatısını daha da yukarı taşıyor. Örneğin Lammoth, Morgoth’un sonsuza kadar yankılanacak olan Ungolianth’tan yardım çığlıklarını sembolize ederken Captured, Feanor’un ölümünden sonra Morgoth’un en büyük oğul Maedhros’u tutsak edişini duyuruyor. Nom the Wise, değerli arkadaşı Finrod’un ölümünün ardından yas tutan Beren’e kulak kabartırken The Steadfast‘ta ise insanların en büyük savaşçısı Húrin’in karşısında, Nirnaeth Arnoediad zaferinin tadının çıkarırken böbürlenen Morgoth’a dönüyoruz tekrar. Her bir pasajın açıklamasını yazmaya üşeniyorum şimdi ama herhalde konuyu anlamışsınızdır; tek bir saniyesi bile boşa veya anlamsız değil kısacası.

Az biraz Tolkien nerd‘ü olduğum az çok anlaşılmıştır herhalde şimdiye kadar ve kabul etmek gerek ki Nightfall in Middle Earth‘ün kıymeti Silmarillion ile doğrudan bağlantılı. Ancak sıklıkla atlanan bir şey var ki o da Blind Guardian gerçekten de mahir müzisyenlerden kurulu ve tür gözetmeksizin çok az grubun yanına yaklaşabileceği türden bir zenginliğe sahipler. Toplamı bir saati geçen albüm bu süreyi dolu dolu geçirmeyi bırakın, açıp genişlettiğinizde rahatlıkla bir yetmiş dakika daha elde edebileceğiniz fikirlerle, müthiş bir çeşitlilikle dolu. Hansi’nin kaç kanaldan kaydettiği belirsiz, tüm zamanların en iyi hikaye anlatıcısı tadındaki vokalleri, André ve Marcus’un nefis uyumu ve elbette Blind Guardian’ın marka tınısının en büyük belirleyicilerinden biri olan Thomen’in insanı terse yatıran kick vuruşlarıyla dolu, birbiri ardına ani enerji patlamalarından oluşan müthiş davulculuğu, birçok dinleyicinin gözünden kaçıyor maalesef.

Tüm zamanların en büyük power metal marşlarından Mirror Mirror, çılgın sololarıyla Feanor’un iç dünyasındaki büyük deliliği müthiş yansıtan The Curse of Feanor ve grubun geçmişinden tatlı göndermelerle dolu When Sorrow Sang gibi tam manasıyla at koşturan şarkıların yanında Noldor (Dead Winter Reigns) veya Thorn ve Blood Tears gibi power-ballad tarzının hakkını sonuna kadar veren bestelerle albüm içi dengesi de kusursuz bence Nightfall in Middle Earth‘ün. Tabii Finarfin’in oğlu Finrod’un, Beren’i kurtarmak için kendini feda edişinin ardından yakılmış bir ağıt tadındaki The Eldar‘dan bashetmemek olmaz ballad deyince; Nom the Wise ile birleşince iyice duygusal bir hal alıyor ve Hansi’nin performansı göz yaşartıyor gerçekten.

Thangorordrim’in en yüksek tepelerinden birine zincirleyerek halkının solup gidişini izlemeye mahkum ettiği Húrin’e karşı büyük bir kibirle sarf ettiği sözlerle, Morgoth’un büyük zaferiyle kapanıyor Nightfall in Middle Earth ve tersten anlattığı Silmaril’lerin öyküsünün en karanlık kısımlarından birinde sona eriyor albüm. Bize de Earendil’in Silmaril’lerden birini Valinor’a geri getirip Valar ile birlikte Morgoth’a karşı koyarak kötülüğü defedişini dinlemek için albümü başa sarmak kalıyor.

Sayfalarca yazıp hem Silmarillion ile hem Blind Guardian’ın albümde başardığı şeylerle, söz ve müzik anlamında detaylarla boğmak istemedim yazıyı ama tabii Nightfall in Middle Earth gibi bir albümden bahsederken illa ki kantarın topuzu kaçıyor bir noktada, o nedenle tüm bunlara uzak okuyucu için anlamsız bir dünya laf kalabalığı oldu. O yüzden daha da uzatmanın anlamı yok aslında: Nightfall in Middle Earth, gelmiş geçmiş en büyük iki-üç power metal albümünden biri ve Yüzüklerin Efendisi filmleri ile birlikte Tolkien külliyatının sanatın başka bir dalındaki en görkemli, en başarılı temsili; sanırım söylemeye çalıştığım şey bu iki saattir.

100/100


Hey! Eğer Metalperver’de olan biteni takdir ediyor ve içeriğinin zenginleşmesini arzu ediyorsanız PATREON üzerinden destek olup Metalperver’in hayatta kalmasına yardımcı olabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Klasik Bir Cumartesi: Blind Guardian – Nightfall in Middle Earth

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.