Whipstriker – Merciless Artillery

Merhaba.

Farklı türlerden pek çok enfes albümle kulaklarımızda havai fişeklerin patladığı 2018’i geride bırakırken 2018 ile ilgili tek hayıflandığım nokta şöyle leş, çirkin metal adına üretimin epey kısıtlı kalmış olması. Tabii aslında gönlümün biricik efendisi AURA NOIR tek başına yetti bu boşluğu doldurmaya ama yine de hangi tedbirsizlikler sonucunda böyle bir felaket yaşandı, sorumlular istifa edecekler mi, bu müziğe gönül vermenin fıtratında tam olarak ne var ve benzeri sorular kafamı kurcalayadursun, şöyle dişime göre bir serseri metali albümü daha buldum 2018’den nihayet.

Sitede son yayımlanan yazı olan Arise kritiğinden sonra Brezilya’dan pek uzaklaşmadan devam ediyoruz. Whipstriker, 2008’de kurulmuş olmasına rağmen toplamda otuz resmi kayıt yayımlamış, makine gibi bir ekip. Elbette bu kayıtların büyük kısmını yeraltı piyasanın ekmeği suyu olan EP ve Split çalışmaları oluşturuyor olsa da on yıllık sürece dört albüm sıkıştırmayı başarmış sambacı Whipstriker. Sambacı deyince de hiç olmadı. Çünkü şu tipin nesi sambacı, değil mi?

Açıkça anlaşılacağı üzere aile büyüklerine karşı gelmek, fatura parasıyla kupon yapmak, merdiven altı içki içip kör olmamak için devamlı kafa sallamak, küçücük sahnelerden stage dive yapmaya çalışıp yere düşüp sakatlanmak (yine de yılmamak) ve buna benzer serseriliklerin müziğini yapıyor Victor Bey. Tek kişilik Whipstriker’a her albümde Victor’un eş-dostu destek atıyor. Bolca punk etkilenimli speed metal dinamiklerinin ağır bastığı Whipstriker müziği, yeni albüm Merciless Artillery ile birlikte black metal ile sonuna dek hiç kesilmeyen bir dirsek teması kuruyor ki zaten beni de cezbeden bu oldu esasen.

Bu albümde gitarda Victor değil, normalde (bu albümde de) Whipstriker davullarını üstlenen Hugo yer almış. Victor. Hugo. Tanıdık gibi sanki. Neyse, önceki albümlerden anladığım kadarıyla (çünkü böyle güzel it köpek müziği bulmuşken hemen sömürdüm ne varsa) Victor biraz daha speed metal gitarları yazarken Hugo sayesinde Merciless Artillery‘de black metal hissi daha da artmış ve açıkçası enfes olmuş. Victor ise bas ve vokali üstleniyor albümde. Yemin ediyorum düşük bütçeli AURA NOIR gibi bir şey ya bunlar. Bunu söylememek için çok zor tutuyordum kendimi ama yani, nereye kadar.

Fakat bu düşük bütçe kısmı işin şakası tabii, çünkü Whipstriker ne yapmak istediğini ve nasıl yapacağını çok iyi bilen kişilerin elinden çıkma olduğunu her anında gösteriyor. Daha Rape of Freedom‘ın ortasına gelmeden albümü seveceğimi anlamıştım zaten ama biraz daha yavaş çalındığında kalbur üstü MOTÖRHEAD riflerine dönüşebilecek kazımasyon tremolo gitarlar ve enfes sololar bir yana, genel tını itibariyle buram buram yükselen VENOM kokuları (albümde bir de büyük üstad Jeff “Mantas” Dunn’a saygı duruşu tadında Mantas’ Black Mass isminde bir şarkı var zaten), eski SODOM ve DESTRUCTION gazı, NWOBHM esintileri derken resmen albüm ortasına geldiğimde halay çekmeye başladım keyiften. Whipstriker’ı keşfettiğime ne kadar mutlu olduğumu kelimelerle anlatamıyorum ama bir yandan da tam olarak kelimelerle anlatıyorum aslında. Hayat işte böyle bir şey.

Anladığım kadarıyla bu siteyi okuyanlardan bu tip eski kafalı işlerin sevdalısı olanların sayısı pek fazla değil, o yüzden uzatmayacağım ama biz bizi biliriz tadında şuraya bıraktığım bir-iki referans zaten bu tür pisliklerden hoşlananlar için yeterli olacaktır. Fakat bu albümün gazıyla eski albümlere daldığınızda black metal hissinin bu albüme özel olduğunu unutmayın, sonra tadınız kaçmasın durduk yere. Black/thrash ile harmanlanmış, alabildiğine old school ve cayır cayır speed metal; türü sevenler için cevher, cevher. Bu arada kapak da ne kadar VOIVOD – War and Pain değil mi? Of delireceğim her şey çok güzel.

88/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.