Aquilus – Griseus

Merhaba.

Aslında bu yazı 2012 senesinden kalma ama hem Metalperver’i uzun zamandır tek başıma götürüyor olmam, hem bu aralar pek kafama göre bir şeyler çıkmıyor olması hem de ses sistemimin kedim tarafından galaksinin uzak köşelerine doğru fırlatılmak suretiyle işlevsiz bırakılması yüzünden ara ara böyle eski yazıları hortlatıyorum. Kimi ufak düzenlemeler, bazı kısımlarda araya girip yaptığım eklemeler dışında neredeyse hiç dokunmadım yazıya. Kaldı ki Avustralyalı tek kişilik Aquilus, 2011 yılında yayımlanan Griseus ile hayatımda çok büyük bir iz bırakmış, o dönemden beri hala hiçbir şey yapmadığı için beni deli eden, fakat yine de ara ara hatırlanması ve yeni dinleyicilere tanıtılması gereken bir proje.

Griseus’da şarkı süreleri ortalama sekiz dakika ve on dakikanın da üzerine çıkan üç şarkı var. Waldorf’un müzikal dehası ve mükemmele yakın düzenlemeleri sayesinde uzun çalma süresi hiçbir şekilde insanı baymasa da bir oturuşta kolayca tüketilebilecek bir albüm değil. Bana göre aşırı kullanımı yüzünden anlamını yitirmeye başlamış olduğu için yazıda kullanmamaya gayret gösterecek olsam da Waldorf müziğini atmosferik metal sözleriyle tanımlıyor ve ben de Griseus‘a bundan daha iyi bir açıklama getirebileceğimi sanmıyorum. Neoklasikten beslenen Waldorf, bol synthli orkestral düzenlemeler ve black metalin karanlığına, soğuğuna öykünerek yazdığı bestelerin neredeyse hiçbir yerinde tekrara, baştan savma ve kolaya kaçan taktiklere başvurup işin kolayına kaçmıyor. Bu açıdan inanılmaz bir emek, yaratıcılık ve hayal gücü söz konusu ve kesinlikle taktiri hak ediyor. Dile kolay, albümü ilk dinleyişimin üzerinden altı-yedi yıl geçmiş ve adam bunun üzerine tek bir taş koymamış ve ben yine de ucu bucağı olmayan metal müzik dünyasında hala kendisini hatırlıyor, hatta sayfalarca övüyorum. Öldü mü ne bok yedi ya.

Bu kadar uzun soluklu bir albümde hiç tekrar olmaması gerçekten büyük bir hadise. Elbette tempo her daim yükseklerde değil; akustik bölümler, piyano geçişleri, ambient türüne göz kırpan kısımlar albümün yarısını oluşturuyor neredeyse. Ancak hiçbir anında bir ölçüyü tekrarlayıp zihni bulanıklaştırarak dinleyiciyi moda sokma çabasını görmedim mesela. Albümün her saniyesi farklı bir şey hissettirmek ve düşündürmek isteği ile yazılmış, her bölümde kafanızda başka bir sahne kurmanız sağlanıyor resmen. Hayal gücüne bu kadar büyük bir itiş gücü ve serbestlik sağlayan çok az albüm var piyasada. Tek bir duygu üzerinden gitmemesi de bu hissiyatı iyice tetikliyor bir de. Bir film müziği albümünde nasıl ki birbirinden farklı bölümler büyük bir dinamizm ile geçiliyorsa Aquilus müziği de ne zaman çağıldıyor ne zaman duruluyor yakalamak pek mümkün değil. Böylece albümü dinlerken sürekli zihniniz meşgul oluyor ve farklı birçok imge ile hayal gücünüz tavana vuruyor. Sırf bu yönüyle bile benim için kısa zamanda vazgeçilmez bir albüm haline gelmişti Griseus, ki hala öyle.

Bu kadar yoğun ve zihin çalıştıran bir yapıda olması Grisues’u her zaman dinlenebilecek bir albüm olmaktan çıkarıyor. Alelade bir zamanda açıp albümün ortasından bir şarkı dinledikten sonra kapatmak, arkada çalması için çalma listesine eklemek ya da albüm bittikten hemen sonra bambaşka bir müzik dinlemeye geçmek gibi hareketler hem pek ihtimal dahilinde değil. Öyle olsa dahi albümün değerini örseleyeceğini düşündüğüm için şahsen tavsiye etmem. Zaman ayrılması gereken, özellikle müziğe alıştıktan sonra dinleme süreçlerinizi birer seans olarak dahi nitelendirebileceğiniz, müziği açıp koltuğunda kanepesinde düşüncelere dalmayı seven dinleyicilere bir tık daha çok hitap edebilecek, zaten tempo kazandığı bölümler ve kullanılan vokal teknikleri olmasa metal kategorisi altında değerlendireceğimi bile düşünmediğim bir çalışma Griseus. Fakat şimdi görüyorum ki bu albümün bu zor yapısı, aslında onu uzun ömürlü kılıyor. Şu an arkada dönüyor ve ben de albümü bir kez daha, yeniden keşfediyorum.

Biraz da metalcilik! Müziğin hızlandığı bölümlere oldukça karanlık bir hava hakim. Albümün tamamında belirli bir melankoli, soğukluk ve kasvet hakimiyeti olsa da devinimin arttığı anlarda bu hissiyat iyice ön plana çıkıyor. Hem müziğin black metale doğru kaymasından hem de synthesizer sayesinde oluşturulan karanlığa övgüler yağdırmadan geçemeyeceğim. Daha spesifik olmak gerekirse, OPETH‘in black metale yaklaştığı anlardaki gibi bir black metal diyeyim; dağdan aşağı koşan adam metali sanılıp da yanlış yönlendirme olmasın. Albümün en kısa şarkısı Latent Thistle‘da hem bu hava hem de OPETH benzerliği görülebilir. Fakat sadece bu şarkıyı dinleyip Opeth çakması ya yorumu yapmadan önce albümün kalanına göz atmanızı istirham ediyorum, sonra papaz olmayalım. Waldorf’un sevgisi bariz, kabul ama yetmiş dakika kendi özgün müziğini yaratmayı başarmış bir adam, o beş dakikacık için çalma çırpma işlerine düşmez herhalde. Düştüyse de helal olsun gerçi, bize mi soracaktı kardeşim. O kadarı da nazarı olsun. Hayret bir şey ya. Allah allah. Coştukça coştum ha.

Neoklasik tabanın yarattığı romantizm, orkestral düzenlemelerin oluşturduğu görkem ve black metal kasvetinin en güzel birlikteliği; Waldorf, tek tek fanı olduğum birçok türü harmanlayarak kendi mükemmel tarifini bulmuş gözüküyor Griseus’da. Çoğu film müziği, ilk tınladığı kareden bağımsız dinlenildiği takdirde ilk duyduğunuz anda verdiği keyfin büyük bir bölümünü kaybeder. Aquilus ise perde henüz aydınlanmadan müziğini sunuyor, müziğin nasıl bir sahnede çalacağını hayal etmek ve perdeyi aydınlatmak da sizlere kalıyor.

97/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Aquilus – Griseus” için bir yorum

  • 15 Haziran 2018 tarihinde, saat 19:50
    Permalink

    Birkaç sene öncesine kadar elinde bir bilgisayar ve bir gitar olan herkes ”atmospheric black metal” albümü yapmaya kalkışmıyordu.
    Aquilus gibi kaliteli projelere rastlamak daha kolaydı o zamanlar.
    Şu an ise iki saatte bir yeni albüm çıkıyor ve şu saatten sonra atmosferik black metali ciddiye alıp yeni albümler keşfetmeye çalışacağımı sanmıyorum.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.