Tribulation – 13 Mayıs 2018, Kadıköy Sahne / İstanbul

Selam.

Tribulation’ı ne kadar sevdiğimi ve yaptıkları işi takdir ettiğimi bu senenin başında çıkardıkları harikulade Down Below albümü incelemesinde uzun uzadıya anlatmış, bu cazibeli ve tehlikeli gece müziğine bayıldığımı ifade etmiştim. Haliyle grubun Kadıköy Sahne’de bizlerle olacağını duyduğumda da çok sevindim, fakat bir yandan da biraz tedirgin olmuştum.

Sevincimin sebebi elbette böylesine güçlü bir ismi henüz daha çok büyümeden, bir bar konserinde, aramızda yalnızca santimler varken izleyebilecek olma düşüncesinin yarattığı heyecandı. Zira bu İsveçli dörtlü bana göre çok daha büyüyecek ve bundan birkaç sene sonra bu konserin kıymeti daha da anlaşılacak. Neyse, tedirginliğimin sebebi ise grubun henüz çok yeraltına hitap ediyor olmasıydı. Her ne kadar son albümleri ve çekilen klipler ile grubun Century Media Records gibi bir devin kanatları altına girmiş olması ve fazlasıyla havalı bir müzik yapan, bir o kadar havalı adamlardan oluşan bir grup olması sebebiyle çığ gibi artan bir büyüme eğiliminde olsalar da, Tribulation’ın özellikle Türkiye’de öyle aman aman bir kitlesi olmadığı da aşikar. Bu konuya döneceğim.

Konser günü, bir önceki gün Tel Aviv’de verdikleri konserdeki setlisti baştan sona çevirerek geçti. Bir yandan kendimizi Tribulation’a hazırlarken bir yandan da setlist üzerinden ya tüh, Strains of Horror yokmuş üzerinde yoğunlaşan bir geyiğe düştük. Konserin 22:00’a çekildiğini öğrendiğimde acaba çok mu yorgunlardır? endişesine kapılsam da grup 22:05’de sahneye çıktığı anda bu endişem yok olacaktı. Saat 21:00’e yaklaşırken Kadıköy Sahne’nin kapısına vardığımızda kapının önünde yalnızca 5-10 kişinin olduğunu görmek açıkçası epey üzdü. Biz kapı önü biralarımızı yudumlar, etraftaki az sayıdaki metalperver dostların üzerlerindeki tişörtleri puanlarken insanlar yavaş yavaş toplanmaya başladılar. Saat 21:45’e vardığında Kadıköy Sahne’nin merdivenlerinden inerken epey şaşkındım, zira yüz kişi olsa bari diye düşünürken içerisi çok daha kalabalıktı. Tribulation’ın tahminimden çok daha büyük olduğunu düşünerek içten içe hayranlığım daha da artıyordu. Stratejik bir noktaya kendimizi konumladık ve EDITH PIAF eşliğinde grubun sahneye çıkmasını bekledik. Evet, gerçekten grup sahneye çıkmadan hemen önce Edith Piaf çalıyordu.

Konser tahmin ettiğimiz setlist eşliğinde başladı ve konser boyunca pek düzelmeyecek, özellikle tizlerde epey kulak düşmanı olan bir ses sistemi ile, LADY DEATH ile karşımızdaydı Tribulation. Biz dört arkadaş daha ilk notalardan itibaren kendimizi kaptırıp şarkıya eşlik ederken ikinci nakaratta durup etrafıma baktığımda herkes sopa yutmuş gibi dikiliyordu. Yavaştan ortam ısınır, henüz erken derken MELANCHOLIA girdi ve yine seyirciden hiçbir tepki gelmedi. Ben cringe show bizi bekliyor diye düşünürken WINDS sırasında bir parça kımıldanma, THE MOTHERHOOD OF GOD esnasında ise özellikle sağ tarafta, kendisini King Diamond’a benzettiğim, enfes bir Tribulation tişörtüne sahip adamın önderliğinde bir hareketlenme oldu. Fakat Tribulation sahnede ne kadar aktifse, küçücük sahnenin sınırlarını zorlayan bir şov ile oradan oraya bir an olsun durmadan, seyirciyle sürekli göz teması kurmaya çalışarak muhteşem bir konser yaşatmaya çalışsa da genel olarak seyirci bu gösterinin bir parçası olmamaya yemin etmiş gibiydi.

Konserin en flu anlarının yaşanacağını tahmin ettiğim, The Formulas of Death albümünden gelen peş peşe SUSPIRIA DE PROFUNDIS, RANDA ve enstrümantal ULTRA SILVAM sırasında artık iyice sinirlenmeye başlamıştım. Her şarkı öncesinde şarkının adını haykırmam etraftan tepki çekse de – çünkü galiba insanlar oraya Genel Sağlık Sigortası yatırmaya gelmişler – özellikle tam karşımda duran Adam Zaars en az üç şarkının başında bana bakıp gülümseyerek çabama teşekkür etti ki bu da bana fazlasıyla yetti. Bu arada biz sigara molası için enstrümantal parçayı mı beklesek ne yapsak diye düşünürken sahnenin en önünde, haliyle ışıklar yanıp söndükçe dumanını gördüğümüz, bütün konser boyunca pofur pofur sigara içen kişinin genişliğini de takdir ediyorum. Acaba tütsü mü diye düşünmedim değil gerçi. Umarım tütsüdür.

Tribulation’ın öyle inanılmaz zor ve eforlu bir müzik yapmadığı ortada, fakat kimlerin ne beceriksizliklerini gördüğümüz için grubun sahnede nasıl olacağını da merak ediyordum elbette. Bu konuda Tribulation, üstelik daha bir gün önce Tel Aviv’de konser vermiş olmasına rağmen, hiç hayal kırıklığına uğratmadı ve her parçayı kusursuz bir şekilde, üstelik büyük bir enerjiyle çaldı. Grubu biraz bilenler zaten özellikle Jonathan Hultén’in androjen makyajını ve sahne şovunu bilirler; hakikaten de çoğu zaman gözümü alamadım kendisinden. Kah kostümü, kah gitarı ile bütünleşik hareketleri olsun, muhteşem bir gösteri sundu. Grubun korku temasına, cazibesi ile kurbanını karanlığın içine çeken, grotesk bir seksilik ile sarmalanmış o folklör karakterleri ile birebir örtüşüyor Tribulation’ın imajı ve ben bu horror-rock kafasına zaten ölüyor, bitiyorum.

Konserin tepe noktası olacağına inandığım THE WORLD, NIGHTBOUND ve THE LAMENT ise elbette cahil seyirciye bile ulaştı ve hakikaten o on beş dakika boyunca neredeyse herkes öyle veya böyle coştu, eğlendi ve konsere katıldı nihayet. Johannes “Two more would be enough, right?” dediğinde bile kimseden bir tepki gelmeyince zaten konser boyu pek bulaşmadığı seyirciye tamamen arkasını dönüp STRANGE GATEWAYS BECKON‘a girdi ve ben artık daha fazla dayanamayıp kendimi öne attım. Zira bir-iki dakika sonra WHEN THE SKY IS BLACK WITH DEVILS‘ın gireceğini ve kendimi tutamayacağımı biliyordum. Nitekim öyle de oldu. Harika blast-beatler ile dolu, Johan’ın insanları Rudra ile avlanmaya çağırdığı bu oldschool muhteşemlik benim için kesinlikle konserin zirvesiydi. Böyle böyle boyun fıtığı olacağız ya, dur bakalım.

Birkaç sene sonra Tribulation’a bu kadar rahat ulaşamayabiliriz bence ve bu açıdan grubu böylesine yakından izlediğim, elemanlarla göz göze gelip selamlaşabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Fakat ne zaman İstanbul’da bir konsere gelsem bir noktada mutlaka sinirlerim oynuyor. Tiyatro izlemeye mi gidiyorsunuz? Tek derdiniz poz kesmek mi? Yalnızca “oradaydım” demek mi amaç? Spotify açıp en çok dinlenen üç parçayı ezbelemekten de mi acizsiniz? Gerçekten asla anlayamayacağım…

Açıkçası beklediğimden çok daha iyi ve üzerimde büyük bir etki bırakan, Tribulation’ı daha da çok sevmemi sağlayan, harikulade bir konserdi. Go Promotions’a, emeği geçen herkese ve elbette Tribulation’a teşekkürler. Şüphesiz çok daha iyi olabilirdi ama tolere edilebilir bir ses sistemi ve kötü bir seyirciye rağmen Tribulation harika bir şov sundu. Umarım en kısa zamanda tekrar izleyebiliriz kendilerini. Hail Skogsfru!

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.