Gospel – The Moon Is A Dead World

duodenum

Dibe vurmak nedir? Bence daha ne kadar aşağı inebilirim dediğiniz bir esnada biraz daha aşağı inmektir. Tabii bu oranın da daha aşağısı olmadığı anlamına gelmiyor. Zira duygular dışından içine doğru ağlaya ağlaya yiyip bitirebileceğiniz ve bir daha görmek zorunda kalmayacağınız bir soğan değil. Daha ziyade insan zihninin rekürsif doğasını yansıtırcasına bütün evreni kaplayan ve bizim merkezinde durduğumuz devasa bir soğan gibi. Kafam güzel değil, sadece analojilerde berbatım. Gospel’in yaptığı müziği de bu soğana benzetebiliriz. Dışarı doğru yedikçe karşımıza sonu gelmeyen yeni katmanlar çıkıyor. Biraz dağınık, bolca matematiksel, gaz ve hüzünlü bir albümden bahsedeceğim bugün.

Dibe vurduğum bir günde, davulcu bir arkadaşımın açılış şarkısı Congratulations… You’ve Hit The Bottom’ı öğrenmesini izlerken keşfetmiştim albümü. Albüme dair ilk dikkat çeken şey de baştan sona çılgın atan davullar. Ölçü değiştiriyor, sürekli çeşitli ataklar yapıyor ve müziğin başrolü olmayı başarıyor. Özellikle davul çalan dinleyicilerin şarkıları coverlamaktan çok keyif alacağına eminim. Albümü açan tatıtıtatıtıtatı şekkindeki 3+3+2’lik ride paterninin farklı varyasyonları bütün albüme yayılıyor ve aceleci bir hava veriyor. Kick davula yancılık yapan bas gitar da eklenince ritim departmanı mükemmel bir şekilde tamamlanıyor.

Müziğin türü sağda solda post-hardcore, screamo, math rock gibi sıfatlarla anılıyor. Fakat bu kafanızda gereksiz yere kaotik bir albüm hissi uyandırmasın. Çünkü belli ki usta işi ellerden çıkmış gitarlar her şarkıya kaosun yanında akılda kalıcılık da vermeyi başarıyor. 2 gitar ve bazen de synthle kontrpuanın dibine dibine vuran bir enstrümantasyon söz konusu. Yer yer psychedelic havalara giriyor ve bazen de daha bizden gamlar sunuyor Adam Dooling ve arkadaşları. Burada özellikle Golden Dawn şarkısına dikkat çekmek istiyorum. Çok gaz bir şekilde başlayan şarkı sonra melankolik sulara dalıyor, sludge olaylara giriyor, psychedelic değişikli kafalar veriyor, mükemmel bir solo atıyor, tempoyu artmath rocktırıp oynak ritimler çalıyor ve duygusal bir şekilde bitiyor. Bütün bunlar olurken şarkıda hiçbir kopukluk hissedilmiyor.

Vokal cephesinde biraz emoya kaçabilen bir hardcore vokali görüyoruz. Müziğin çoğu enstrümental olduğu için arka planda kalıyorlar. Prodüksiyonda da biraz geri plana çekilmişler zaten ama kırçıllıklarıyla müziğin aynı anda hem gaz hem de duygusal olabilen doğasına büyük katkıda bulunuyorlar. Prodüksiyon demişken, Kurt Ballou tabii ki de harika bir iş çıkarmış. Biraz lo-fi bir seçim yapılmış. Bütün enstrümanlar çok net bir şekilde duyuluyor. Zaten Kurt Ballou ismi yeterli, çok gevezeliğe gerek yok.

Sonuç olarak The Moon is a Dead World harika bir albüm. Olumsuzluk olarak gördüğüm tek şey son şarkıdaki synth melodisi fakat onu da seven çıkacağına eminim. Bu kadar az kişinin bilmesine ciddi ciddi oturup üzülüyorum, buna bir son verelim, elden ele yayalım bir zahmet. O kafaya takıp üzerine düşünüp durduğunuz şey de kafaya takmaya değmez, sonu da yok zaten. Boş verip Gospel dinleyin en iyisi.

Dibe vurmadığımız günler dilerim.

93/100

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.