Iamthemorning – Lighthouse

Iamthemorning, RIVERSIDE insanı Mariusz Duda ile ilgili bir şeylere bakarken karşıma çıkan, özünde vokalist Marjana Semkina ve piyanist Gleb Kolyadin’den oluşan bir duo. Rusya’nın Saint Petersburg bölgesinde kurulan Iamthemorning, oda müziğini progresif bir yaklaşımla zenginleştirerek müziğini daha dikkate değer bir hale getirmeyi başarıyor. Hali hazırda oda müziğini ve klasik etkilenimli minimal şeyleri seven biri olsam da özellikle hakkında konuşacak kadar beğendiğim ve diğerlerinden ayrı duran şeylere pek sık denk gelmiyorum. Fakat Iamthemorning, biraz sırtını büyük ustalara dayamış gibi durmasına rağmen her haliyle ayırt edilebilir olması sayesinde 2016 yılının en iyi keşiflerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Ustalar demişken, albümde bu ikiliye büyük isimler eşlik ediyor; sesine kurban olduğum Mariusz Duda’nın albümle aynı adı taşıyan şarkıdaki konuk vokalleri bir yana, albümün tamamında davul-bas ikilisinde PORCUPINE TREE imzası var. Gavin Harrison (davul) ve Colin Edwin (bas), Iamthemorning’in oda müziğini çok daha maceracı bir şekilde ele almasını sağlıyor. Böylece albüm değişken ve dalgalı bir tempoya sahip hale geliyor. Bu üç muazzam isim dışında da pek çok müzisyen ve çeşit çeşit enstrümanın katkısıyla oldukça stilistik ve özgün bir albüme imza atılmış diyebilirim.

Özellikle Kanadalı gitarist Vlad Avy, yakın zamanda kaybettiğimiz Piotr (RIVERSIDE) ile çok benzeşen tekniği ve yaklaşımı ile gitar olan bölümlerde albümün çok daha başka bir atmosfere girmesini sağlıyor. Harika yaylılar, harp, perküsyon ve hatta koro (Sleeping Pills şarkısına “Perezvony” korosu eşlik ediyor) derken Lighthouse hiç çaktırmadan müthiş bir doygunluk sağlıyor. Bunca konuk sanatçı arasında Marjana ve Gleb ne halt ediyor peki, diye hiç merak etmeye gerek yok; iki isim de enstrümanının hakkını fazlasıyla veriyor ve bestelerin bu ikilinin fikirleri etrafında şekillendiği açıkça ortada. Bir de sanıyorum burada araya girerek albümün en müzik kadar önemli olan konseptinden bahsetmek gerek.

Tanı koyulamamış bir akıl hastalığına yakalanmış kahramanımızın psikolojisi, mücadelesi ve yaşadığı travmayı işleyen albüm, bu tip öykülerde alışık olduğumuz türden bir final yerine oldukça farklı bir sona bağlanıyor. Müzikal açıdan yakaladığı doygunluğu duygusal tatminle birleştiren bir hikayeye sahip olması, Lighthouse’u kesinlikle farklı bir konuma taşıyor ve psikotik epizodların müzikteki yansımalarına dikkat ettikçe de ilk dinlemede kendini pek belli etmeyen özenli dokunuşlar yüzeye çıkmaya başlıyor ve oda müziği tanımının ne kadar yetersiz kaldığını, progresif etiketinin ne kadar doğru olduğunu gözlemleyebiliyorsunuz.

Çok iyi bir dinletinin yanında çok iyi bir de anlatı sunan Lighthouse, katı ve zorlayıcı konseptine karşın müziğini tek bir duyguya veya ruh haline sıkıştırmamayı başararak bana göre çok büyük bir işe imza atmış. Oda müziği sınırlarında kalarak bu kadar yoğun ve aynı zamanda güçlü bir müziği böylesine bir hikaye ile tek düze kalmadan işlemek gerçekten kolay bir iş değil. O nedenle tekrar hatırlanmayı, üzerine konuşulmayı hak ettiğini düşündüğüm için burada paylaşmak istedim yeniden. Mutlaka kulak kabartın.

86/100

a2967892724_10.jpg

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.