Marduk – Rom 5:12

Basit olan, basitliğini gözümüze sokmadığı, basitliğini menfaat için kullanmadığı, basitliğinde herhangi bir önyargı hissettirmediği sürece bence güzeldir. Kaldı ki, bir şeyi sade tavırla işleyerek güzelliğe ulaştırmak da her baba yiğidin harcı değil. Bu nedenle özellikle söz konusu black metal olduğunda daha köktenci primitif bir anlayışı inovasyona tercih ediyorum. Black metal gibi belki de metal türleri içerisinde en düz mantaliteye sahip bir müzik türünü icra ederken kasmanın bir alemi olmadığını düşünmem beni daha basit yapılı albümlere, gruplara yöneltiyor. Sadece bu nedenden bile Marduk, benim için her zaman “En sevdiğim black metal grubu” olarak kalacak.

Marduk 27 yıllık kariyerinde inişli çıkışlı bir performans grafiği çizmesine rağmen -tabi eleman değişikliklerinin büyük rolü var bu durumun ortaya çıkmasında- her zaman kendi kitlesine sahip, belirli bir kesim için vazgeçilmez ve kült bir grup olarak addedilmiştir. Grubun 10. stüdyo albümü olan Rom 5:12 ise grubun kariyerinde şahit olduğum için mutlu olduğum bir dönüm noktası niteliğinde. Zira grubun kariyerinde bir kez daha -ve şimdilik son- geçirdiği ve bence günümüzde son 15 senede olmadığından daha da büyük olmasına dev katkı yapan bir değişimin ilk meyvesi Rom 5:12.

Legion’un ayrılıp Mortuus’un (FUNERAL MIST) vokallere geçmesiyle grubun bakış açısı zaten bir nebze değişmişti. Mortuus’lu ilk Marduk albümü Plague Angel ile bu değişim sinyalleri verilmesine rağmen, grup hala özellikle Panzer Division Marduk albümü ile başlayan “ruhsuz” eleştirilerini almaya devam ediyordu. Mortuus daha yeni geldi, ilk albüm geçiş albümü olur şeklinde düşünerek temkinli bir yaklaşım sergilediğim Plague Angel, meğer fırtına öncesi sessizlik gibiymiş. Marduk ve sessizlik…Bu benzetme olmadı ya tam.

Öncelikle black metalin benim açımdan nasıl olması gerektiği hakkında bir-iki cümle karaladığım yere dönecek olursak, bu albümü sevmem imkansız gibi gözüküyordu, zira Rom 5:12 Marduk tarihinin belki de gelmiş geçmiş en mükemmel prodüksiyonlu albümü. Pırıl pırıl bir Marduk albümü olmasının yanı sıra, grubun en melodik, en iniş çıkışlı, orta tempo parçalara bolca denk geldiğimiz, Marduk gibi bir grup için baktığımızda deneysel bile diyebileceğimiz bir albüm. Bu nedenle ilk dinleyişimdeki şaşkınlığımı tahmin edebilirsiniz. Öte yandan Mortuus’un gruba geldiği anda grubun kimliğini değiştirmesi, tüm bestelerin Mortuus’un hayvani sesine göre yazılması, Mortuus’un da bu bestelerin üzerine bir istifra öbeği bırakırcasına yaptığı vokaller ile, elbette grubun en sevdiğim albümlerinden biri.

Albüm hakkında yazmaya başladığım andan beri elli defa adını andığım aşmış adam Mortuus bu albümde Marduk’un en büyük kozu elbette, fakat grubun müziğini de göz ardı etmemek lazım. Emil Dragutinovic’in Marduk için son kez baget salladığı Rom 5:12’de mükemmel blastların yanında rahat orta tempo bölümler, şahane zil oyunları ve daha fazlası da var. Aynı şekilde bence Marduk için bas gitarın en önde olduğu albümlerden biri Rom 5:12 (Wormwood’la yarışabilir). Düz tarama rifflerden, tremeolo picking denen hadiseden ziyade daha melodik işler peşinde koşan gitarlar da düz black metal albümünde görebileceğiniz şeylerden çok daha fazlasını sunuyor.

“Günah insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm, bütün insanlara yayıldı. Çünkü her insan günah işlemişti.”

Albümün adı da Romalılar 5. Bölüm 12. Ayet’deki bu sözlere gönderme yapmak üzere seçilmiş. Yine din karşıtı sözler olmasına rağmen, bu sefer biraz daha şiirsel ve “orduya vardım dinsin gözünün yaşı anne, zaten sürekli tepemizde bizim luftwaffe, eğer Paris’i almadan gelen de, Führer belamızı siker anne,” duygusallığında, harika sözler var.

Albümde özellikle Imago Mortis, Accuser/Opposer ve Womb of Perishableness’a değinmek lazım herhalde. En uzun çalma sürelerine sahip olan bu üç şarkıdan (ortalama 7,5 dakika kadar) Imago Mortis baştan sona orta tempoda seyreden, melodik ve black metal sevmeyen birinin dahi kolayca ısınabileceği bir parça. Accuser/Opposer ise “Where is the fighting meeen?!!” çığlıkları ile sevdamızı kazanan PRIMORDIAL vokalisti Naihmass Nemtheanga’nın eşlik ettiği, yine Marduk’tan beklenmeyecek derecede düşük tempoda seyreden fakat Mortuus-Naihmass ikilisinin aşmış vokalleri ile yine dinleyiciyi coşturan bir parça.

Womb of Perishableness ise kesik gitar riflleri, Dragutinovic’in müthiş davul kullanımı ve yer yer giren bas bölümleri ile albümdeki belki de en epik şarkı. Düşük tempolu bir solosu dahi var. Bu düşük tempo müziğin üzerine Mortuus’un uzayıp giden çığlıkları ve bas partisyonları ile albümün kötücül, acımasız hissiyatını oldukça derinden hissettiren bir parça olarak Marduk’un sen sevdiğim ayılıklarından biri.

Çok da uzatmadan bitireyim. Mortuus geldikten sonra Marduk’tan asla yeni bir Those of the Unlight ya da Opus Nocturne çıkmayacak ancak şimdiye kadar çıkanlar da farklı olmalarına rağmen hala Marduk hissiyatını barındırıyor ve günümüz müziğine Marduk’un kendi bildiği yoldan adapte olmasına ön ayak oluyor. Bu nedenle Legion hastası biri olmama rağmen, Marduk sevgim daha büyük olduğu için grubun kariyeri açısından Mortuus’un gelişinin atılabilecek en iyi adım olduğunu düşünüyorum. Rom 5:12 de, sonrasında çıkan Wormwood ve Frontschwein ayılıkları ile beraber bu adımın ne kadar doğru olduğunun göstergelerinden biri işte.

89/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir