Der Weg einer Freiheit – Finisterre

Tıpkı mühendislikte olduğu gibi metalde de çok fazla iyi işler yapan Almanlar, (bu rezalet girişten sonra yazıdan hayır gelecek mi bakalım) black metalde son yıllarda Norveç ile birlikte biraz durulup sahneyi Fransa, Amerika ve İzlanda’ya bırakıyor olsa da, yıldızı gittikçe parlamakta olan DER WEG EINER FREIHEIT her albümünde isminden biraz daha fazla söz ettirmeyi başarıyor.

Zamanın çok hızlı geçtiğinin bir diğer kanıtı olarak bana sorsanız daha yeni çıktığını iddia edeceğim; fakat çıkış tarihi ciddi ciddi 2015 yılı sınırları içine düşen çok iyi “Stellar” ile o dönem epeyce övgü alan grubun hız kesmeden devam ettiğini görmek oldukça güzel. Açıkçası “Finisterre”de grup kaldığı yerden basamakları tırmanmaya devam ediyor.

Bu devamlılığı sağlayan kalitelerinin aynı ivmeyle yükselmeye devam etmesi; müzikal olarak aynı çizgide devam etmeleri değil. Zira grubun “Stellar”dan farklı yaptığı birçok şey var. Genel tını olarak Alman’dan çok Fransız black metaline doğru kaymaları, zaman zaman bu yılki favori albümlerimden birine imza atan THE GREAT OLD ONES’ta olduğu gibi davulların her şeyin üzerini örten dev bir ağ haline gelip yarattığı boğuculuk, post-metal pasajlarını daha sık kullanmaları ve bir yandan sertliğin dozunun da artmış olması gibi bir sürü nüanstan bahsedilebilir. Ve lafı geçmişken davullara ekstra bir paragraf açmak gerekiyor. Buyurun açalım.

Tobias Schuler “Finisterre”de adeta bir ekstrem müzikte davulculuk dersi veriyor. Şova kaçmadan kompleks desenler yakalaması, daha çok death metal’de tercih edilen türden atakları ve özellikle hi-hat başta olmak üzere zil kullanımıyla albümün en öne çıkan performansı kesinlikle ona ait. Schuler’in davulları ve Nikita Kamprad’ın vokallerinin sürükleyiciliği, iki gitarın karşılıklı oyunlarla gerektiğinde melodik, gerektiğinde ise ruh ezici bir atmosfer yaratacağı oyun alanını onlara sağlayıp büyük bir özgürlüğe yol veriyor.

“Stellar”ı hatmedip benzer beklentilerle “Finisterre”i dinlemeye başlayacak dinleyicilerin (benim gibi) başta bir hayal kırıklığı periyodu yaşaması oldukça olası. Oradan buraya gelirken yaşanan değişimler grubun beste yapısı olarak son yıllarda daha çok gördüğümüz (ama gelenekselleştiğini söylemek için de biraz erken olan) bir çizgiye yaklaştığı, ve dolayısıyla modern black metali kendine has yorumladığı çizgisinden de biraz uzaklaştığı anlamına geliyor. Açık konuşmak gerekirse bu düşüncemden tamamen sıyrılabilmiş değilim; toplamda büyük olasılıkla “Finisterre” daha iyi bir albüm olsa da “Stellar”ın daha etkileyici ve ilk andan çarpan yapısını tercih ettiğim epeyce an oluyor. Bu elbette “Finisterre”in kendisini biraz daha geç gösteren, daha katmanlı yapısının kötü olduğu anlamına gelmiyor; ama grubun kendisini özel yapan bazı şeyleri geride bıraktığını görmek de çok hoş değil.

Her yerde mükemmele yakın notlar alan “Finisterre”in (ki kritiği İngilizce yazıyor olsaydım bir yerlerde “Stellar notlar alıyor” şakası yapmadan bitiremezdim yazıyı) dinlemesi oldukça keyifli ve içine girdikten sonra çok rahat bir albüm olduğu kesin; ancak kritiği yazdıktan sonra çok fazla açıp dinleyeceğimi zannetmiyorum, ki günümüzün her hafta çok dinlenilesi en az üç-dört albüm çıkan gerçekliğinde bu kesinlikle ideal değil. İyi, hatta müthiş yanları olan; ama toplamda maalesef ki çabuk unutulacağını düşündüğüm bir albüm “Finisterre”. Bu elbette ki DER WEG EINER FREIHEIT’ın adını ileride çok duyacağımız gerçeğini değiştirmiyor.

78/100

a4105670979_10

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Der Weg einer Freiheit – Finisterre” için bir yorum

  • 7 Eylül 2017 tarihinde, saat 18:50
    Permalink

    yaklaşık iki senedir kendilerinden haberim olduğu halde, grubun diskografisini ezberlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim; bu güne kadar yaptıkları en farklı ve en üst düzey iş. geçmişteki ürünleri kadar kendi içinde benzerlik göstermese de “bu çalan Der Weg einer Freiheit.” diyebiliyor insan.

    son 10 yıl içinde kurulan binlerce değişikli, post-metalli, shoegazeli, avangartlı black metal grubundan kendilerini ayıran yegane şey; duygusallık – bodosluk, modern olma – geleneksel olma gibi dengeleri mükemmele yakın kurmaları. yakın dönem gruplarında sıkça görülen geçiş kısımları ile patlama anlarının arasını abartı biçimde uzatıp insanı bayım bayım bayma gibi yanlışlara asla girmemeleri ise grubun en beğendiğim özelliklerinden.

    Aufbruch’un davulları, Skepsis, Pt. 2’ın girişinde grubun Marduk’a dönüşmesi ve Ein Letzter Tanz’ın her saniyesi albümde özellikle kafayı yediğim ayrıntılar. şimdilik benim müzik zevkime göre bu sene içerisinde çıkmış en üst düzey black metal albümü. Stellar sonrası bu derece yüksek beklentiye tam karşılık vererek bir çok köklü grubun bile yapamadığı bir şeyi yaptılar. daima yürüyedursunlar.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir