Spectral Wound – A Diabolic Thirst

Merhaba.

Kanada’yı teknik kabiliyeti yüksek, akrobatik ve gaddar death metal gruplarıyla bilsek de aslında ağır, emin adımlarla ilerleyip özellikle son birkaç senede FORTERESSE, AKITSA ve CSEJTHE gibi gruplarla adından söz ettirir hale gelen bir black metal piyasaları var. Ağırlıklı olarak Fransa black metalinden (zaten yarı Fransız gibi Kanadalılar da) ve biraz da Finlandiya dolaylarından etkilenen bu piyasanın son dönemde öne çıkan isimlerinden biri de çiğ ve melodik black metali bir miktar melankoli ve mizantropi ile birleştirerek daha karanlık bir kimlikte sunan Spectral Wound.

2015 ve 2018’deki iki albümüyle ufak ufak serpilen topluluk, yeni albümü A Diabolic Thirst ile ilk büyük sıçramasını gerçekleştirdi. Profound Lore gibi yeralı ortamlarında saygı duyulan, güçlü bir şirketin kanatları altında piyasaya sürülen A Diabolic Thirst, ilk iki albümdeki kimi toylukların törpülenip güçlü tarafların öne çıkarılması, fazlasıyla Les Légions Noires etkisi altındaki anlayışın biraz daha karakterli ve özgün bir çerçeveye oturtulması, çiğ prodüksiyonun tam dozunda bir parlaklıkla kirli/anlaşılabilir dengesini tutturmayı başarması sayesinde bugüne kadar çıkmış en güçlü Spectral Wound eseri ve grubun Quebec sahnesinden sıyrılıp dünyaya açılmasında payı olacağı kesin.

İşin aslı A Diabolic Thirst‘ü ilk dinlediğimde grubun biraz kaçak dövüştüğünü, çakallık seviyesinde numaralarla devamlı Metallica – Megadeth paylaşıp takipçi toplamaya kasan, açıktan savaş açtığımı her fırsatta belirttiğim dandik rock & metal sayfaları gibi davrandığını düşünmüştüm. Bu düşünceyi açmak lazım tabii. İlk paragrafta grubun müziğini özetlemeye çalışırken çiğ dedim; sonra da melodik dedim; daha da durmayıp melankoli ve mizantropi bile dedim. E kardeşim, ne kaldı geriye? Atmosferik mi? Akustik gitar pasajlarıyla atmosferin yoğunlaştığı kısımları verelim o zaman. Kısacası black metali bir ağaç gibi düşünüp her dalından bir meyve koparmış Spectral Wound ve başta bu anlayışı zayıf ve aşağılık buldum. Neden sonra kendimi dönüp dönüp A Diabolic Thirst dinlerken bulduğumda bunun sadece albümün tanıdık ve güvenli yapısıyla ilgisi olmayabileceğini düşünmeye, bu müziğin kendine has bir pırıltısı olup olmadığını sorgulamaya başladım. Biraz daha üzerine eğilip dikkatimi verdikten sonra ise A Diabolic Thirst‘ün o samimiyetsiz gibi görünen güvenli duvarının arkasındaki ateşin sıcaklığı, yüzümü ısıtmaya başladı.

Patrick McDowall’ın her tempoda akılda kalmayı beceren güçlü gitarları lokomotif görevi görse de aslında kazana kömürü Jonah’nın vokalleri atıyor. Birçok noktada grup Fransız – Finlandiya kırması black metalin kalıplaşmış doğrularından sapmadan ilerlese de standart black metal çığlıklarının içerisinde daha duygulu ve melankolik bir tını katmayı başarıyor Jonah. Özellikle albümün ortasındaki on dakikalık epik Mausoleal Drift‘te gitarlar daha soğuk ve ıssız iklimlere kaydığında Jonah da bir su pokemonu gibi buzlu nefesiyle donduruyor dinleyiciyi. Sanıyorum albümde ısınamadığım şarkı yok (Frigid and Spellbound haddinden çok uzun gerçi ve fikir bakımından da fakir kalıyor diğer parçalara göre) ama Mausoleal Drift, Jonah Campbell’ın yıkık, perişan ve umursamaz vokalleriyle favorim oldu gibi. Pokemon mu dedim ya ben demin, pardon.

A Diabolic Thirst‘ün bir başka olumlu tarafıysa oyalanmaya çalışmadan, müziğin akışını bozmadan ilerleyen besteleri. Açıkçası black metale ne katıyor Patrick McDowall’ın gitarları diye sorsalar elle tutulur bir cevap bulamayabilirim (tüm albüm için geçerli ve en zayıf olduğu taraf da bu gerçi) ama en azından kendini yere atıp vakit geçirmeye çalışmıyor ki bu bile başlı başına erdemli bir hareket. Tremolo ağılıklı gitarlar melodi zorlamak için agresiflikten ödün vermiyor ve ortalama altı buçuk dakika uzunluğundaki parçalarda vaktinizi boşa harcadığınızı hissettiren geçiş anlarına neredeyse hiç verilmemesi, A Diabolic Thirst‘ü bir nefeste yutulabilen akıcı bir albüme döüştürmüş. Biraz uzatılan, sündürülen melodiler yok değil tabii ama o kadar da olur artık.

“Vatandaşa cart curt yok!” düsturuyla yola çıkılmış ve black metali iyi yapan şeyler bir araya getirilip doğru bir albüme imza atılmış özetle. Zaten önemli olan da bu değil mi? Doğru işe, düzgün hizmete aç kaldığımız ülkemizde işini iyi yapan iki belediye başkanına bile aklımızı oynatıp övgüler sıralıyorken A Diabolic Thirst‘ü övmeseydim kendim ikiyüzlü hissederdim sanırım. İşini iyi yapana denk gelmeye gelmeye olması gerektiği gibi olan işlere bile önyargılı yaklaşır olmuşum ki burada kabahat Spectral Wound’da değil. Haliyle gruba/albüme getirilebilecek ilhamsızlık, konfor alanını terk etmemezlik gibi eleştirilere katılamayacağım. Spectral Wound’a zamanımı, paramı, duygularımı çalmadığı için teşekkür ediyor, bir sonraki yerel seçimde başarılar dili…Ne diyorum ya ben.

85/100


Patreon’da hedef: 24/25
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Spectral Wound – A Diabolic Thirst

  • 17 Haziran 2021 tarihinde, saat 16:24
    Permalink

    Bu albümle ilgili en ilginç olay bence rateyourmusic gibi bir fularlı Fantano’cu hipster sitesinde şu anda 1463 kişinin oyuyla 2021’in en iyi 37. albümü olması (https://rateyourmusic.com/charts/top/album/2021/#pos37 listede black metal 2 diye art pop albümü var lol). Her türden müzik dinleyicileri her türden albüme oy veriyor sitede ve metal konusunda geçer akçe Ulcerate gibi, Ad Nauseam gibi bol alengirli işler. Böyle bir sitede dümdüz (ama kaliteli) bir black metal grubunun bu denli övülmesi tutkulu ve kitabına uygun black metalin ne kadar sevimli olabileceğini gösteriyor sanırım. MUAZZAM prodüksiyonun da etkisi vardır tabii. Arthur Rizk <3 <3 <3.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.