Cattle Decapitation – The Anthropocene Extinction

CATTLE DECAPITATION, “Monolith of Inhumanity” ile kendisini (old school olmayan hiçbir şeyi beğenmeyen tuhaf bir tayfa dışında) günümüz brutal death metal dünyasının en iyi gruplarından biri olarak şüpheye yer bırakmaksızın kanıtladı. Çıktığı zaman otoriteleri (kimse bunlar) şaşkınlık içinde bırakan, vokalist Travis Ryan‘ın benim “yarı temiz” olarak adlandırdığım (daha iyi bir önerisi olan varsa memnuniyetle çökebilirim, bu çok boş zira) vokalleriyle kendini benzerlerinden iyiden iyiye ayrıştıran albüm, aslında ondan önce de gayet iyi işlere imza atan grup için kendini birkaç seviye yukarı çıkma fırsatı oldu.

“Monolith of Inhumanity”yi ağzı açık dinleyen, benim de içinde bulunduğum bir kitle CATTLE DECAPITATION bunun devamını nasıl getirecek diye düşünürken karşımıza tam da gruptan beklenecek tarzda olmasına rağmen yine de türler ürpertmeye başaran kapağıyla “The Anthropocene Extinction” çıkıverdi. Ve sanırım çıta biraz daha yükseldi.

Tıpkı kendinden önceki kardeşi gibi, “The Anthropocene Extinction” da dinlediğim en iyi vahşi ölüm metali albümlerinden birisi. Daha açılış şarkısı Manufactured Extinctin ilk gümbürdediği andan itibaren akıl almaz bir kısalıkla geçip gidiveren 46 dakika boyunca CATTLE DECAPITATION bizi hem müziğiyle, hem vokalleriyle hem de şarkı sözleriyle dövüyor, hırpalıyor ve hatta rencide ediyor.

İnsanoğlunun hayvanlara ve hatta genel olarak doğaya, onun dengesine verdiği zararları gözümüze sokmayı kendisine vazife edinmiş grup, kendilerinin de içinde bulunduğu bu türe olan nefretini ağzından saçtığı alevler olarak bize yansıtmaktan çekinmiyor desem yeridir sanırım. Konser alanlarının önüne hayvan endüstrisinin korkunçluğunu içeren videoların gösterildiği çadırlar kurduracak kadar bu işleri ciddiye alan ve inandıklarını yaymaya çalışan grubun, aynı adanmışlığı müziğinde de gösterdiğini inkar etmek mümkün değil.

Bu adanmışlığı “The Anthropocene Extinction”ın her yerinde görmek mümkün; grup şarkılarının hiçbir anında “-mış gibi” yapmıyor ve bu da tüm gidişata müthiş bir akıcılık getiriyor. Örneğin davullar: gerektiğinde saçma bir sürat ve zerre ritim kaçırmayan bir yapıya bürünebildiklerini albümün bir sürü noktasında gösterebilseler de, çoğunlukla vokal ve tarama gitarların arkasında ikincil bir rol oynamaktan gocunmuyorlar. Sırf vahşetli helak metali yapıyoruz diye her şey ölümüne sert ve tavizsiz olacak diye bir tavır içinde değil CATTLE DECAPITATION ve benimsedikleri dünya görüşünün doğal uzantısı olan samimiyet buraya da yansıyor.

Travis Ryan‘ın genelde kullandığı düşük bant brutal ve daha nadiren de olsa aralara sıkıştırmaktan çekinmediği guttural vokallerdeki başarısı bir yana, açık konuşmak gerekirse kendine has ve grup için fazlaca önemli olan yarı temiz-yarı tüyler ürpertici sesleri grubu hala türdeki diğer gruplardan farklı bir yere koyan en önemli etmenlerden bir tanesi. Şu an metal dünyasındaki en iyi vokalistlerden birisi olarak gördüğüm Ryan bu vokallerle yalnızca yalnız CATTLE DECAPITATION’da olan bir element katmış olmuyor müziğe; ama aynı zamanda genelde blok halinde bir gitar-böğürtü kütlesinden oluşan ve dolayısıyla hayran kitlesi nispeten dar olan bir metal alt kolunda müzik yapan bir grup için eşsiz bir özellik katıyor: akılda kalıcılık. Bu müziğe tamamen kendini adamış bir deli bile olsanız kanlı vefat metalinde genelde eşlik edebileceğiniz tek şey yarısından fazlasında ritim kaçırarak air drum yaptığınız çırpınışlar olabilecekken, CATTLE DECAPITATION dinlerken grubun tavizsizlikten uzaklığının bir başka kanıtı olan melodiklik ile birlikte Ryan’ın bu melodik pasajları gelsin de onunla birlikte bağıra çağıra söyleyeyim diye düşünebiliyor ve grubu daha da bir benimseyebiliyoruz. Bu da demek oluyor ki bahsettiğim kısıtlı hayran kitlesinin dışındaki metal dinleyicileri de burada kendilerini çeken bir şeyler bulabiliyorlar. Manufactured Extinct’in, Circo Inhumanitas’ın temiz kısımlarına eşlik etmeden durabilen birisini tanıyor musunuz gerçekten?

Birkaç şarkının adını “şu şöyle güzel, bu böyle güzel“ diye verip “The Anthropocene Extinction“a haksızlık etmek niyetinde değilim, zira son yıllardaki atılımıyla iyiden iyiye özel hale gelmiş bir gruptan gelen yine çok özel bir albüm var karşımızda. Nasıl “Monolith of Inhumanity“den sonra “bu grup bünün üzerine daha ne yapabilir ya“ diye düşündüysem, şu anda da aynısını düşünüyorum ve bu yazıyı yazdığım tarih itibariyle grubun yeni bir albüm üzerinde çalışıyor olması beni korkutuyor. Oldukça heyecanlandırıyor da; ama daha çok korkutuyor.

94/100

a3264969453_10

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir