AKHLYS – The Dreaming I

akhlys-dreaming-i.jpg

Bu kritik 24 Temmuz 2015’de kaleme alınmıştır.

Bugün NIGHTBRINGER’dan tanıdığımız Naas Alcameth mahlaslı müzik insanının kurduğu AKHLYS’ın ikinci uzunçaları olan “The Dreaming I” albümünün hakkında birkaç cümle kuracağım. Hiç duymamış olma ihtimalinizin çok yüksek olduğu bu albümün ana fikri geceleyin en savunmasız halimizde yastığa ve dönemine göre yorgana gömülmüşken gözlerimizin önüne gelen siyah düşler denilebilir. Atmosferik black metal türünün kendisinin zaten düşler gibi yoğun, bulanık ve yer yer tüyleri diken diken edebilecek kadar net ve baskın olduğu düşünüldüğünde, konunun kâbuslar ve genel olarak başa gelen uğursuzluklar olması en başta ‘tıpkı diğerleri gibi bu da ya’ dedirtse de, biraz dahil olunduğunda, olayın hiç de öyle ‘diğerleri gibi’ olmadığı gözler önüne seriliyor. Nisanda çıkmasına rağmen anca yazabildiğim, yazmadan önce “kritiğinde ne yazarım” diye çok kafa patlattıran, bu sebeple doğru düzgün bir şeyler yazamadığım bir albüm. Öyleyse hadi başlayalım.

Siyahın yaşantımızda diğer renklerden daha büyük yer kapladığını ve hemen hepimizin için en can alıcı renk olduğunu düşünüyorum. Mutlak karanlıktan başlayan yaşantımızın diğer bir mutlak karanlıkla sona ereceği hatta yalnızca bizim değil, üzerinde yaşadığımız galaksinin bile zamanında karanlığın parçası olduğu gerçeği göz önüne alındığında, siyaha karşı bir çeşit mahsusiyet olduğu şüphesiz. Bu sebeple içten gelen en doğal duygunun siyaha dair bir özlem veya siyaha dair bir korku olması, realiteye çok inanan bir takım kimselerin karanlığın kendisini içselleştirmeye çalışması veya en azından karanlıkla dost olması aslında o kadar da anormallik göstergesi bir davranış değil. Bedensel gelişimin bile zifiri karanlığa ihtiyacı olduğu bilimsel bir gerçek, karanlığın koynuna kıvrılıp hem gözlerimizi hem de bedenimizi ona teslim ettiğimizde dinlenebiliyoruz. Naas Alcameth ise tam burada, gözlerimizi kapatıp karanlığın zindanına hafif hafif sokulmaya başladığımızda, yokluktan gelen seslerin birer betimlemesini yapıyor. Özellikle ilk albümü olan “Supplication”ın tamamı uykuya dalma sırasındaki ilk anları, göz kapaklarımıza çarpan birkaç görüntünün yansımalarını, tedirgin bir uykuya dalma sırasında etraftaki en küçük çıtırtının düşmanlığını tasvir ediyor. Yalnızca hiçlikten gelen bir takım sesler ve yankılardan oluşuyor albüm.

“The Dreaming I” albümünde ise, uyku haline geçiş aşaması atlatılmış, sıra kâbuslara gelmiş denilebilir. Dinleyiciye verilen rahatsızlık hissinin dozajı azaltılmış, acısına âşık olan, gördüğü kâbuslara normal rüyalardan daha fazla önem veren insanlarla, bu sıkıntı yüklü terli tecrübeleri basit birer rüyadan çok bambaşka birer deneyim olarak hisseden kimseler için daha fazla duygu yüklemeye müsait bir müzik iskeleti oluşturulmuş. Varyasyonlu vokaller bir simsar misali alakalı alakasız birçok duyguya dinleyiciyi destursuz davet ederken, pervasızca taranan gitar telleri somurtkan bir doğa manzarasındaki asla solmak bilmeyen çam ağaçlarının keskinliğini temsil ediyor. Genel olarak temposu yüksek ve az inişli çıkışlı yapıya sahip şarkılar olmasına rağmen tıpkı kâbuslardaki gibi hemen her şey yavaş çekimde ilerliyormuş hissi mevcut. Kullanılan melodiler ise temas ettiği yeri anında eritecek lav misali hem çekici hem de öldürücü bir halde ara ara dinleyicinin yoluna çıkıyor.

Tamamen amaca yönelik yapıldığı daha albüm kapağına bakıldığı anda anlaşılan, insan beyninin birçokları için en gizemli eğilimlerinden biri olan rüyaları kendine konu edinen ve gerçek anlamda kişiyi, kendi isteğince bir rüya âlemine kolaylıkla sürükleyebilen bir albüm “The Dreaming I”. Sıcakların öğle ortasında 37-38 dereceyi bulduğu şu günlerde belki çok iyi bir tercih olmayabilir. Ancak bu ne albümün haklı başarısını etkiler, ne de bu sene çıkan birçok kaliteli albümün arasına girmesini engeller.

Geceleyin gözlerini kapatmadan önce bambaşka bir deneyim yaşamak isteyenlere; mutlaka dinleyin.

93/100

Ozan Turakine

Carnac

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir