Furia – Księżyc milczy luty

Metal müzikte bir türlü okunamayan albüm isimleri sorunsalına kafadan giriş yapabilecek yeni bir albümle kapınızı çalıyorum bugün. 2003’de Polonya’da temelleri atılan Furia ortalama 13 yıllık, olgun sıfatında tabir edilebilecek bir grup. Ancak olgunluk her daim belirli temellere sağlama almak, müziğinden ödün vermemek, farklı tatlardan elden geldiğince uzak durmak olmuyor. Kimi gruplar için bu böyle olsa da, Furia için bu söz konusu değil. Eğer bu oluşumu ilk defa duyuyorsanız, ‘farklı olmak’ tabirini bile sıkıcı bir aynılığa itebilecek kadar farklı müzik yapan grupla tanışmak üzeresiniz demektir. Bana düşen de bunu olabildiğince açık bir şekilde ayrıntılamak olacak. Evet, daha bir ay önce “Guido” isimli EP’sini yayımlayan Furia’nın beş gün önce ortamlara sunduğu “Księżyc milczy luty” manyaklığından bahsedeceğiz bugün.

Yıllardan bu yana metal müzikte türlerin iç içe girmesi konusu konuşulmayacak kadar bariz bir olgu olarak karşımızda artık. Önceleri gruplar belli başlı türlerin başını çekip, bunları en fazla kendi çaplarında yorumlarlarken, şimdilerde artık her grup kendine has bir türün başını çekip kendi yolunu çizmeye başladı. Daha kolay bir tabirle kime “Black metal” kime “Death Metal” diyeceğimizi şaşırdık. Hemen her şeyi progresiflik çerçevesi altına koymak, bu bağlamda incelendiğinde kolaya kaçmaktan başka bir şey olmuyor. Zira progresiflik de bir takım müzikleri tanımlamaya da yetmez duruma geldi. Öyle akla zarar albümler çıkıyor ki, kendi içinde aşırı katı, müzikal olarak inanılmaz dar, ne var ki ortaya koyduğu müzik ise bin bir ilham saçıyor etrafa. Bu bağlamda müziğe progresif diyemezken, anlayışın abartılı derecede progresif olduğunu görüp, yorumlama noktasında en amiyane tabirle apışıp kalmak söz konusu. İşte tam olarak bu sebeple, bugün bahsedeceğim albüm hakkında ne genel ne de özel olarak bir tür söylemem çok zor. Hali hazırda Black metal deyip sıyrılacağım, ancak Hail Spirit Noir ne kadar black metalse, bu albüm de o kadar black metal benim gözümde. Varın gerisini siz anlayın.

Furia’yla ilgili farklılıklar adına söyleyebileceğim ilk şey, bir ay önce çıkan “Guido” EP’lerini yerin 320 metre altında canlı olarak kaydetmeleri. Hoş grubun böyle bir tuhaflığa müzikal olarak hiç ihtiyacı yok. Yine de belirli bir takım hisleri daha yakından tecrübe etmek için böyle bir girişimde bulunmuş olabilirler. “Księżyc milczy luty” albümüyle ilgili olarak da söyleyebileceğim ilk yorum şu; şarkıların hiçbirinde 10 saniye sonra ne olacağını tahmin edemiyorsunuz. Yani dinlerken bu mantaliteyle dinlemeniz, albümü daha kolay içselleştirebilmenizi sağlayacaktır. Kendi tabirlerine göre “Nekrofolk” müziği yapan grup, genel manada hemen her türün sevilen özelliklerini alıp, bunu biraz daha manevi biçimde folklorik düzleme oturtuyor. Bu bakımdan hemen hiç kulak yormuyor albüm. İnişler çıkışlar çok, ancak bunların keskinliği güzel melodiler ve catchy bölümlerle köreltilmiş durumda. Bazı bölümlerde ise ses duvarında bolca faydalanıp epiklik seviyesinde lezzetli bir atmosfer yaratılmış. (Grzej şarkısının son kısımlarında oldukça hissedilebiliyor bu) Meraklı, yeni şeyler keşfetmeye istekli bir dinleyici için çok fazla üzerine kafa yorulacak kısım mevcut şarkılarda. Benim de albümün en çok sevdiğim yanı bu oldu diyebilirim. Daha ilk dinleyişimde, ‘şimdi şarkı nasıl bir hal alacak acaba’ diye diye albümü bitirdim. İkinci ve üçüncü dinleyişimde şarkılardaki değişimler beni keyiflendiren etkenler oldu. Şimdilerde ise hemen her anında keyif veren bir 43 dakikaya dönüştü. Genellikle ağır başlayan ve çoğu vakit ağır ilerleyen şarkılarda bazen öyle kısımlar oluyor ki en sakinine kafa sallatır, en ihtiyatlısına alıp çakmağı perde yaktırır. Albümün başarılı olmasında bunca iyi yazılmış ve icra edilmiş müziğin yanında bir faktör daha var elbette.

Morowe’de de çalan ve söyleyen Nihil’in albüm boyunca dinleyiciyi doyuran vokalleri albümün kalitesini bir iki kat daha arttırıyor. (Bu arada Post-Black Metal/Avant-garde tarzı sevenler için Morowe – S albümünü şiddetle öneriyorum) En başlarda hikâye anlatır havada seyreden vokal tonu, yeri geldiğinde çok başka tonlarda da şahane işler yaparak göz dolduruyor. Albümün tamamen Lehçe olduğu da göz önüne alındığında, metalde farklı dillerde de çok muazzam işler yapılabileceğini bir kez daha görüyoruz. (Darısı bizlerin başına ama zor tabi.)

Yazıma son noktayı koyarken, Furia’nın bu albümünün çok fazla değer görmesi gerektiğini, bilmeyenler için bolca güzellikler içerdiğini belirtmem gerekiyor. Metal müzik böyle yetenekli, çok yönlü müzisyenler olduğu sürece asla vites düşürmeyecek. Farklıyı sevelim, farklıyı yaşatalım beyler.

91/100

furia.jpg

Ozan Turakine

Carnac

Furia – Księżyc milczy luty” için bir yorum

  • 9 Aralık 2016 tarihinde, saat 20:59
    Permalink

    sayende tanıştım bu grupla.ilk albümden başladım dinlemeye.bilmediğim zamanlara lanet ettirir cinstenmiş gerçekten.yazıların gerçekten kayda değer güzel işler.devam 😉

    Yanıtla
    • 9 Aralık 2016 tarihinde, saat 23:33
      Permalink

      Begenmene çok sevindim, böyle keşfedilmesi biraz daha zor olan grupları sayemde gören dinleyen olunca çok mutlu oluyorum, eski kritiklerimden de yine bolca ‘farklı’ albümler bulabilirsin. 🙂

      Yanıtla
  • 26 Şubat 2017 tarihinde, saat 03:22
    Permalink

    Gerçekten harika bir album, 2016’nın en iyilerinden. Her ne kadar black metal denince akla Norveç gelse de özellikle Polonya ve İzlanda’dan son yıllarda muhteşem albumler çıkıyor, iki ülke ayrı ayrı birer ekol olma yolunda ilerliyor. Güzel yazı olmuş, ellerine sağlık.

    Yanıtla
    • 26 Şubat 2017 tarihinde, saat 21:56
      Permalink

      Yorumun içi teşekkürler ben de hala sıkılmadan dinliyorum şahsen 🙂

      Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir