Desaster – Churches Without Saints: Veya Endişelenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim?

Merhaba.

Bazen burada bir şeyler anlatırken, överken veya söverken yazıları okuyanların büyük bölümünün aslında bu müziğin kültüründen ne kadar uzakta kaldığını düşünerek yabancılaşıyorum Metalperver’e. Bas bas bağırıyorum üniversiteden sonra metali bırakmayın diye ama kabul edelim ki metal hala genç nesillerin müziği. Artık bir parçası olmadığım o nesillerin ise ellerindeki -zaten sayılı- seçenekler bir kültürkırımı eşliğinde giderek azaltılırken biz küçükken çevremizce yapılan kibar, iyi niyetli ve çokça da cahillikten sebep yönlendirmeler artık yerlerini dikteye, neredeyse tehdite ve psikolojik, hatta fırsatını bulunca da fizyolojik şiddete bırakmış durumda. Tornadan çıkan militan nesillerin karşısında farklılaşıp hedef haline gelmek mi daha iyi, onların arasına kaynıyor gibi yapıp kimliğini, ruhunu kaybetmek mi?

Her alanda kutuplaşmanın zirvesinde bir Türkiye’deyiz. Metal de dokunulmaz değil tabii. “Akmar baskını,” deniliyor ya hani bazen; sağda solda “biz 90’larda uzun saçımızla sokaklarda ne kavgalar verdik,” diye konuşuluyor ya; haklarını sonuna kadar teslim etmekle birlikte bugünün Türkiye’sinde durum çok daha vahim aslında. Artık bu kavga sokakta bile değil. Bugün elektrik faturamdan bile pay alan, reklam almadan hayatta kalması, bir okul ve kerteriz noktası olması planlanmış, uzun yıllar da öyle kalmayı başarmış TRT’nin spikeri, kazandığı üç kuruştan olma korkusuyla bok gibi top oynayan ülke takımına tek bir laf edemiyor. Dayanamayıp içindeki hayal kırıklığını kontrol edemeyecek noktaya geldiğinde bile yerli ve milliye dil uzatma sınırını geçmemek için çırpınıp kılı kırk yararak konuşuyor. Ayrıcalıklılar dışında her kesimde korku, gözle görülebilecek kadar gerçek ve bir şekilde çarkın içine girmiş hiç kimse, belirli tavizler ve otosansür mekanizmaları çalıştırmadan iş yapamıyor. Örnek vermeye gerek var mı ki? Internetin bir köşesinde, darala darala kuş kadar kalmış dünyasında kendi yağında kavrulmaya çalışan bu adam bile yarın tek bir cümlesi yüzünden başına neler gelebileceğinin farkında.

Ne yapayım şimdi? İtlik ve serserilik mi öveyim hiçbir şey yokmuş gibi? Bakkaldan birkaç tane bira almaya kalksa mahallesine göre sosyal, ailesinin durumuna göre ekonomik ve en olmadı saatine, gününe göre politik sebeplerle alamayacak, hadi kendine alabilse hoşlandığı flörtüne veya kankasına ısmarlayamayacak durumdaki, sokağa çıkıp her gün başka macera yaşaması gerekirken, en umursamaz, en rahat olması gereken yıllarını Twitter’da sinir krizleri eşliğinde geçiren gencecik insanlara sanki böyle bir yaşam şansları varmış gibi “doya doya köp-peklik edin!” mi diyeyim?

Benim toplam 10-20 birim ve hiç de fazla sayılmayan harçlıklarla boktan da olsa hem dışarıda yemek yiyip, hem arkadaşlarımla bir bina arkasında veya uyduruk rock barlarda sulu ve ucuz da olsa bardak bardak içki içip hem de leş gibi mekanlardaki rezalet sistemlerde de olsa yerel grup konserinde tepişip sevdiğim grubun albümünü satın alabildiğim dönemde dinlediğim ve sevdiğim bu müziği nasıl anlatayım ki? Ne kadar bağ kurulabilir? Bu müziği yapan adam grubunu kurduğunda 15 yaşındaydı ve Batı Almanya’nın 10-15 bin nüfuslu uyduruk bir yerinde çaldığı müzik sayesinde tüm hayatını bira içip dünyayı dolaşarak geçirdi. Bugün 48 yaşında ve dünya tatlısı bir kız çocuğuna sahip olması dışında, yaptığı şeyler hala aynı büyük oranda. Hala o uyduruk yerde, küçük ama birçok açıdan dertsiz ve rahat hayatının keyfini çıkarıyor.

Bizim için ise artık her gün yeni bir bilinmez ve tepetaklak olmuş, yokuş aşağı gidiyoruz. Açıkçası ben her gün bir öncekinden biraz daha umutsuzum, umutsuz olunca da gördüğünüz üzere kararıyor zihnim hızla. DESASTERChurches Without Saints yazısı okumaya gelenler için üzgünüm, tek yapabileceğim belli ki kendimi bugünden çok daha iyi hissettiğim bir günde yazdığım The Oath of an Iron Ritual yazısına yönlendirmek olacak sanırım. Konuya bambaşka yerlerden girmeyi planlıyorken Infernal’ın şu fotoğrafını gördüm ve yazı bambaşka bir noktaya geldi. Gerçi zaten düşününce Desaster 30 küsür senedir aynı müziği yapıyor. Kimse de onların neyi nasıl yapacaklarına karışıp vay şu saate yapın, yok bu saatte yapmayın demiyor belli ki. Ben ise yarın biri çıkıp müziği toptan yasaklıyorum dese onu bile kabullenecek milyonlarla aynı akıl hastanesine kapatılmış olmanın bilinciyle evde yumruklarımı sıkıyorum.


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp abone olabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

8 thoughts on “Desaster – Churches Without Saints: Veya Endişelenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim?

  • 23 Haziran 2021 tarihinde, saat 02:35
    Permalink

    Çok güzel yazmışsınız, keşke bunların yazılması gerekmeyen zamanlar görüyor olsaydık. Onun dışında, genel olarak, bu sitedeki diğer içeriklerin de birbirinden güzel ve kaliteli olduğunu düşünüyorum. Malesef elimden takdir etmek dışında pek bir şey gelmiyor bu yüzden yalnızca iyi niyetinizin, güzel çabanızın devam edebildiği noktaya kadar en iyi şekilde devam etmesini dileyebiliyorum. Hiç haddime değil belki ama, böyle güzel işler sergileyen insanlar hakkındaki en büyük korkum, bazen yeterince takdir edilmiyor olabilecekleri hissine kapılırlar mı diye düşünmek oluyor. Bu yüzden her fırsatta çabalarının değerini söylemek gereğini üstümde hissetmeden edemiyorum. Kendimi kaptırıp biraz uzattım ama yorum bırakmaya karar vermişken bu fikirlerimi de aradan çıkartayım dedim. Vakit buldukça bu sitede zaman harcıyorum ve çok keyif alıyorum. Sağolun.

    Yanıtla
    • 23 Haziran 2021 tarihinde, saat 10:46
      Permalink

      Neredeyse fake sanılacak kadar güzel bir yorum bu. Metal öncelikli olarak bir tutku, sonra iş olduğu için motivasyon dalgalanmaları yaşıyorum tabii ki sık sık. Düştüğüm yerden kaldıracak olan da gene müzik zaten. Hafta sonuna yeni Darkthrone’lar, Pestilence’lar, Amenra’lar yolda; toparlarım yani bir şekilde.:) Teşekkürler yorum için.

      Yanıtla
    • 23 Haziran 2021 tarihinde, saat 14:01
      Permalink

      O kadar saçma bir haldeyiz ki neyden bahsetsem ne hakkında konuşsam bir şekilde ülkenin durumuna yolsuzluklara rezil ötesi yönetime baskıya diktatörlüğe geliyor konu. Zaten bir kesimin saçmaladığı yetmezmiş gibi orta yolcular “Ama onlar da biraz haklı şimdi” gibi gerizekalı yorumlar yapıyorlar. Her ne olursa olsun apolitikleşmesini isteyen insanların çoğunluğuna rağmen Metalperver(ve orada bir yerde olan diğer platformların) aman apolitik olayım kafasında olmaması çok hoşuma gidiyor. İyi ki Metalperver var.

      Yanıtla
      • 23 Haziran 2021 tarihinde, saat 20:49
        Permalink

        “Zaten kafa dağıtmaya yer arıyoruz,” minvalindeki uzak duruşları ve eleştirileri de bir noktaya kadar kabul ediyorum aslında ama bir yandan da anlamsız ve hatta bazen zararlı buluyorum biraz da. Kaçış yok çünkü. Kaça kaça bu noktalara gelindi.

        Yanıtla
  • 23 Haziran 2021 tarihinde, saat 20:25
    Permalink

    Mukemmel bir yazi olmus. O fotograftan sonra bu yazinin cikmasini o kadar iyi anliyorum ki. Avrupadaki gruplarin Turkiye’deki gibi sacmasapan dertleri olmamasina ragmen yine de o kadar iyi yerli gruplarimiz var ki, bu salak dertler de olmasa ulkeden kimbilir ne cevherler cikacak.

    Yanıtla
    • 23 Haziran 2021 tarihinde, saat 20:51
      Permalink

      Çok doğru. Bin türlü zorluğun yanında hala taş gibi metal yapan ve metal yaşayan insanları biraz daha rahat yaşamlar sürseler neler olabileceğini düşünmek iyi bir terapi aktivitesiymiş, bir bunaldığımda yapayım bunu haha.

      Yanıtla
      • 24 Haziran 2021 tarihinde, saat 09:08
        Permalink

        Elinize sağlık, çok güzel yazmışsınız.

        Yanıtla
  • 6 Eylül 2021 tarihinde, saat 20:41
    Permalink

    Sık sık gelip bu yazıyı okuyorum.

    Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış misali yazıyı yazana teşekkür bile edesim gelmiyor.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.