Metallica – Hardwired… to Self-Destruct

“Metallica’yı geçin de Kreator kütür kütür geliyor yine, thrash dediğin böyle olur!”

Konuya 1998-1999 yıllarından beri bilinçli bir şekilde metal dinleyen biri olarak yıllardır hiç ama hiç anlam veremediğim bu tip önermelerle ilgili bir-iki cümleyle başlayayım ki kimse kimsenin vaktini çalmasın. Metallica, uzun yıllardır bir thrash metal grubu değil arkadaşlar. Neden insanlar yeni bir Metallica şarkısını Bay Area gruplarının veya Avrupa’nın büyük thrash devlerinin yeni materyalleri ile karşılaştırıyor, bütün samimiyetimle söylüyorum, anlamıyorum. Her ne kadar malumun ilamı olsa da peşin peşin söylemiş olayım: Eğer Metallica’nın yeni albümünden dörtnala thrash bekliyorsanız gerçekten de yakın zamanda Kreator’un yeni albümü gelecek mesela, ona yönelin Kaldı ki ilk paylaştıkları şarkı mis gibi. Her neyse, bu konuya tekrar döneceğim.

Şimdi de Metallica ile ilgili çok kişisel şeylerden bahsedeceğim bir paragrafa girebilir, henüz ilkokul sıralarındayken Commodore 64 oyun kaseti sandığım, üstündeki yazıları silinmiş bir kaseti çalıştıramayınca normal bir teype takıp Master of Puppets’ın ilk notalarıyla hayatımın değiştiğinden bahsederek nostaljiden nostaljiye koşabilirim aslında. Ne var ki, bu müziğe gönül vermiş çoğu insanın Metallica ile kendi çocukluk yıllarından kalma muhakkak enteresan bir anısı olduğu ve Metallica 1980-2000 arası doğan birçok insanın hayatını öyle veya böyle değiştirmiş bir grup olduğu için, bu noktada sizleri 1 dakikalığına kendi özel Metallica anılarınızdan birini tekrar hatırlamaya davet ederek bu faslı da kısa kesiyorum.

Hardwired to…Self-Destruct, milyonlarca farklı kültüre, zekaya, algıya ve bilince sahip insanların bildiği Metallica’nın 35. senesini geride bırakan kariyerinde çıkardığı son albümü ve aylarca, yıllarca hakkında konuşulacak, ahkam kesilecek, tartışılacak bir albüm aynı zamanda. Çünkü herkes Metallica’dan bir parça istiyor ve herkes o parçayı elde etmek için ölümüne savaşmaya hazır.

Uzun zamandır Metallica’dan duyduğum en Metallica şeyleri barındıran albümden tabii ki “gitar şöyle, davul böyle, kapak tasarımı öyle,” diye bahsetmeyeceğim. Bu tür bir incelemeyi bu müzikten benden çok daha fazla anlayan sanal dünya şovalyelerine bırakıyorum. İsteyen Load benzerliği üzerinden methiyeler düzsün, isteyen Lars’ın kötü davulculuğuna sayfalarca nefret yorumu yazsın, isteyen de James’in deformasyona uğramış yanaklarından bahsetsin, sonuçta herkesin keyfinin kahyası kendi.

Metallica, dünyada ayakta kalan son gerçek rock star gruplardan biri, belki de sonuncusu. 70’lere, 80’lere ve 90’ların bir bölümüne damga vuran büyük, gerçek rock yıldızlarından geriye kalan son ekip. Ne yeni bir Jimmy Hendrix, ne yeni bir Motörhead, ne yeni Nirvana, ne yeni bir Guns N’ Roses, ne yeni bir AC/DC ne de yeni bir Metallica olmayacak. Ruhunun bir bölümü o yıllarda saklı olan herkes için, popüler müziğin geldiği notkayı az buçuk irdeleyebilen her aklı başında insan için bu çok acı bir gerçek. Bu nedenle 35 yıllık bir grubun hala yeni bir şeyler üretmesi ve bu ürettikleriyle tüm dünyada başka hiçbir grubun başaramayacağı bir düzeyde yankı yaratması, belki de artık düşüncelerimizi bu taraflara yöneltmemiz gerekiyordur. Belki de artık Metallica’nın yeni şarkısı iyi mi kötü mü tartışmasına girmek yerine Metallica’nın öyle veya böyle Metallica olarak hala tüm dünyanın gözü önünde olmasına minnet duymak gerekiyordur. Belki bu cümleyi okuyacak kişinin “Metallica fanboyu nasıl öveceğini şaşırmış,” değerlendirmesi yapıp geçmesi yerine paragraf boyu anlatmaya çalıştığım şeyi yakalamaya gayret göstermesini temenni ediyorumdur.

Tabii ki iyi ve kötü yaptıkları şeyler var. Tabii ki herkese aynı ölçüde hitap etmeleri imkansız. Fakat önemli olan bu değil. Metallica, sizin veya benim bayıldığımız metal gruplarıyla aynı kulvardaki, aynı piyasadaki bir grup değil. Ya da Metallica’nın rakibi metal piyasasındaki gruplar değil. Metallica, çok daha üst seviyedeki bir piyasada yer alıyor. Dinleyici olarak müzik hakkında her tür yorum hakkına sahip kişileriz ve bu engellenemez elbette. Ben insanlar çıkıp Metallica hakkında kötü bir şey demesin artık, gibi bir şey demeye de asla çalışmıyorum tabii ki henüz delirmediğim için. Sadece biraz kafayı kaşımak, beyinleri gıdıklamak, düşüncelere yeni bir yol sunmak niyetindeyim.

Albümle ilgili söyleyebileceğim, albümde gördüğüm en kıymetli şey ise James Hetfield’ın sesinin geri dönmüş olması. Bazı anlarda öyle eskiye gidiyor ki o ses, ne söylediğinden bağımsız olarak dinleyiciyi de alıp götürüyor geriye. Bunun dışında iki dakika araştırmayla kimi şarkıların Black Sabbath hissi verdiğine, bazı anlarda neredeyse Pantera dinliyormuş gibi hissedebileceğinize dair, albüm prodüksiyonun nihayet ortalama bir düzeye çekilmiş olduğuna dair, dünyada artık sadece Metallica’nın emek harcayıp kendisini onurlandıracağı şekilde bir şarkı ve klip hazırlayarak Lemmy’ye saygı duruşunda bulunmasına dair, kısaca çeşit çeşit tespitler bulabilirsiniz, hepsi de doğru. Metallica uzun bir süre sonra kendi müziği ile hem kendisinin hem de hitap ettiği insanların sevdiği şeyleri harmanlamaya karar vermiş tekrar. Bana göre bunu da başarılı bir şekilde yapmış.

Sadece albüm ile ilgili bir bu kadar daha kritik yazabilir ve iyice iticileşebilirim ama bu yazının ana fikrine aykırı olacağı için burada kesiyorum. Ben Metallica’nın yeni albümünü sevdim, konuyla ilgili düşüncelerim de özetle bunlar.

84/100

20160818_193928_7549_939483

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Metallica – Hardwired… to Self-Destruct” için bir yorum

  • 22 Kasım 2016 tarihinde, saat 05:58
    Permalink

    bence Load’dan beri çıkmış en iyi Metallica albümü. hatta daha iyi diyeceğim ama sıcağı sıcağına gaz bir yorum olmaması için kendimi frenliyorum. neden derseniz, Load’dan sonra çıkmış her Metallica albümünde problem vardı.

    misal Reload, Load’a göre baya (baya) zayıftı. St. Anger Metallica için fazla modern ve rezil bir bir davul tonuna sahipti (böyle dememe bakmayın albümün yarısından fazlasına deliriyorum.). Death Magnetic ise müthiş besteler barındıran tam bir prodüksiyon faciasıydı. Broken, Beat & Scarred, The Day That Never Comes ve All Nightmare Long gibi başyapıtlar varken nasıl o patlak sound’a kurban gittiler anlamak mümkün değil.

    bu albümde ise; sound üst kalite, besteler şahane, Hetfield’in vokali mükemmel, Robert Trujillo, “ben burdayım” diyor ilk defa. cidden tüm bunlara rağmen bu albüm hakkında olumsuz yorum yapanlar ya Megadeth lobisi ya da kulakları beyinlerine doğru şeyi iletmiyor. benden bu kadar. bu arada hoş geldin Korhan.

    Yanıtla
    • 22 Kasım 2016 tarihinde, saat 07:38
      Permalink

      Esas sen hoş geldin ya hehe. Load kadar zamana karşı durabilecek mi görmek lazım ama Load sonrası en sorunsuz albüm bu gerçekten. Bundan sonrası için daha da heyecanlanıyor insan.

      Yanıtla
      • 29 Kasım 2016 tarihinde, saat 06:44
        Permalink

        eğer yanlış duymadıysam Lars, Lemmy’nin cenazesinde “bu albüm son olacak bizde bırakıyoruz” tarzı bişey demişti. keza “Trump seçilirse amerikayı terk edip danimarkada hayatıma devam ederim de demişti”. ama Lars bu. sözlerinde durursa sonrası olmayacak sanırım. ama keşke olsa. şöyle şahane bir albümden sonrası olması işimize gelir.

        Yanıtla
        • 29 Kasım 2016 tarihinde, saat 11:58
          Permalink

          Her yerde “Bir 8 sene daha beklemeye niyetimiz yok,” diyorlar ya ben zannetmiyorum bırakacaklarını. Bir de Lars “Bundan sonra çok daha sık Lemmy tribute yapacağız,” gibi bir şey söylemiş. Lars gibi bir adamın bile birilerine saygı duyduğunu bilmek güzel ya sdf.

          Yanıtla
        • 29 Kasım 2016 tarihinde, saat 21:25
          Permalink

          Ahah, Danimarka bu duruma ne diyor acaba.

          Şaka maka Death Magnetic’i de hiç fena bulmamıştım ben, bu albümü de gayet beğendim, dediğin gibi umarım burada bırakmaları gibi bir durum olmaz. Load’dan sonra ilk defa bu kadar ışık veriyorlar benim için.

          Yanıtla
  • 23 Kasım 2016 tarihinde, saat 13:21
    Permalink

    First things first, ellerine sağlık Korhan. Metallica diye bağırmayan ama neden herkesin Metallica diye bağırması gerektiğinin üzerinde duran etkili bir yazı olmuş.

    Ben biraz şövalyelik yapayım, ilk olarak yaklaşık iki haftadır hem müzikal hem de piyasa kararları dolayısıyla Metallica’nın doğru adımlar atma konusunda ne kadar tutarlı bir grup olduğunu tekrar hatırlamış oldum. Tüm ana akım medyada metal veya rock ile ilgili her haberi, gitar barındıran müziği öyle veya böyle dinleyen herkesin sosyal medya ana sayfalarını, Spotify bildirimlerini son iki haftadır kaplayan tek şey Metallica. Herkes onlarca farklı açıdan Metallica konuşuyor, hem teknik hem duygusal açıdan müziklerine, kliplerine yüzlerce paragraf yazı yazıldı iki haftada. Öyle veya böyle, bir daha neden bir Metallica’nın gelemeyeceğini, daha da önemlisi Metallica’nın şahlanması için yapması gereken tek şeyin en iyi ve sürekli yaptıkları şeyi tekrar yapmak olduğunu görmek, çok özel ve hüzünle karışık mutluluk dolu, umut veren ama bir o kadar da erişilmezliği görüp çaresiz bırakan, eşsiz hisler yaratan bir tecrübe bence.

    Aşırı kişisel kısımdan sonra müzikal kısma geçeyim. Hardwired yayınlandığından beri albüme karşı sadece sempati beslediğim için albümün tamamı benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Diğer taraftan, tıpkı Reload’da olduğu gibi her ne kadar bütün olarak ortalama bir albüm olduğunu düşünsem de Hardwired To Self Destruct da şarkı bazında bazı inanılmaz şeyleri barındırıyor. Moth Into The Flame ve Hardwired gibi dinlenir dinlenmez sevilen, vurucu şarkıların yanında biraz daha uzun ve insanın aklına doğrudan değil aşama aşama kazınan, Metallica’nın belki de Load’dan beri yazdığı en iyi birkaç riften bazılarını barındıran Halo On Fire ve Spit Out The Bone gibi, yalnızca Death Magnetic sonrası Metallica’sının yaratabileceği şaheserler bu albümün en karakteristik özelliklerinden. Lead/rif dengesi, vokal dinamikleri ve ritim yapılandırması olarak her yaştan insanı tekrar Metallica fanboy’u haline getirebilecek kadar yenilik dolu şarkılar bana kalırsa.

    Son olarak da Lars’a değinip bitireyim. Albüm çıktıktan sonra bir yerde Kirk’ün albümden çok da memnun olmadığını, aklındaki fikirleri albüme sokamadığını, bunun sebebinin de Lars’ın James’i albüm yazım sürecine çok daha fazla katma isteği olduğunu söylediğini okudum. Hem albümlerin sahne arkası performans videolarından hem de grubun röportajlarında verdiği açıklamalardan, tüm elemanların albüm için ne kadar heyecanlı ve kişisel bir bağ ile albüme bağlı olduklarını görmek mümkün. James’i yazım sürecinde öne çıkarmak da yukarıda saydığım rif bazlı ve dinamik şarkıların prodüksiyon ve şarkılardaki arka plan atmosferiyle birebir bağdaşması açısından verilebilecek en doğru karar olmuş gibi geliyor.

    Ayrıca albümdeki davul performansı yeni bir paragraf açtıracak kadar nefis. Bir yerde Metallica’nın neden groovy olduğuna dair bir yazı okurken genelde şarkılarını belirli bir bpm aralığında yazmış olduklarını ve bu aralıkta ritim açısından Lars’ın dinamiği dalgalanan ve riflere temel sağlayıp bir o kadar da yer açan, ne yaptığının çok farkında davullarının en önemli rolü oynadığını okumuştum. Albümde birkaç şarkıda, en belirgin olarak Spit Out The Bone’da, bu dinamikteki vites değişimlerinin şarkıya ne kadar can verdiğinin bir de bu yaklaşımla farkına varmış olduğumdan albümün davullarından oldukça memnunum.

    Albümün sadece olumlu taraflarına değindim çünkü bu dönemde bu tarz bir Metallica dinliyor olmak, bir sonraki albümleri için heyecanlanmak bile albümün olumsuz kısımlarını dillendirmek yerine göz ardı etmeme yetiyor.

    (İlk CD – Atlas Rise) + Spit Out The Bone = 8
    (İkinci CD – Spit Out The Bone) + Atlas Rise = 6.5

    Yanıtla
  • 24 Kasım 2016 tarihinde, saat 20:02
    Permalink

    tabii ki ilk dört trash albümüyle kıyaslanamaz ama özellikle st. anger ın ardındna ilaç gibi hem death magnetic hemde hardwired..to self destruct grup adeta ikinci baharını yaşıyor. 35 ine merdiven dayamış bendenize de yaşatıyor. kısacası dinleyin dinlettirin efendim.

    Yanıtla
  • 29 Kasım 2016 tarihinde, saat 06:37
    Permalink

    Here Comes Revenge + Murder One mükemmel ötesi ya. bu arada google girişi yapınca istemsiz nick değitşti. ben ismail vilehand’im hala.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir