Miserere Luminis – Sidera
Merhaba.
Darren Aronofsky sineması, trajediyi insanı olduğundan üst bir noktaya taşımanın aracı olaran tanımlar sıklıkla. Anlam arayışından tutun da kaos ve düzene dair felsefi tartışmalar, çok daha elle tutulur trajediler olan ölüm, kayıp ve acının aklınıza gelebilecek diğer her hali, Aronofsky filmlerinde dibi görüp oradan yükselmenin sembolleri olarak kullanılır. Trajedinin insanı dönüştüren, güçlendiren şeyler olduğu iddiasındaki filmleri de izleyicide derin izler bırakmıştır; Pi, Requiem for a Dream, The Wrestler, The Whale ve elbette The Fountain.

Özellikle The Fountain, bugün konuşacağımız yeni Miserere Luminis albümü Sidera için önemli bir referans noktası gibi duruyor. Filmin müziklerini besteleyen Clint Mansell’in yaylı kullanımıyla Sidera‘nın yaylılarının benzerliği veya albüm kapağındaki -bence- bedeni yanarken ruhu yükselen bir insan tasviriyle filmin soundtrack albümünün kapağındaki görselin neredeyse aynı olması gibi detaylar değil yalnızca zihinlerde bu bağlantıyı yaratan. İki eser de trajedisinin içerisinde yitip gitmektense o kayıp ve acı hislerinden güç alarak tüketicisini aşkın bir noktaya taşımayı hedefliyor; Sidera da en az The Fountain kadar başarılı üstelik bu konuda.
Kanada’nın atmosferik black metaldeki önemli isimlerinden Miserere Luminis, 18 yıl içerisindeki sadece 3. albümü Sidera ile senenin -şimdilik- en çarpıcı eserlerinden birine imza atmış. GRIS, SOMBRES FORETS gibi işlerden de tanıdığımız Neptune, Annatar, Icare üçlüsünden bu kadar çabuk bir yeni albüm beklemiyordum açıkçası. 2023’ün beğenilen işleri arasındaki Ordalie sonrası, daha önce olduğu gibi şöyle bir 15 sene daha uykuya çekilirler sanmıştım ama Sidera hem çok çabuk hem de çok etkili bir biçimde geldi.
İnsanı derinden etkileyen, duygusal tarafı yüksek, fakat demin de dediğim gibi melankolisinin, trajedisinin etkisiyle ayılıp bayılmak yerine o hislerle Miserere Luminis’in yeni bir şeye evrildiğini müjdeliyor Sidera. Zaten gitarist Annatar da acı, öfke ve kaybın bir simya süreciyle dönüştürülmesi, şeklinde tanımlamış albümü. Acıyla yıkanmak, göksel bir ateşle yanarken arınmak ve küllerinden daha üstün, aşkın bir şey olarak doğmak belki de. Grup özelinde konuşmak gerekirse, nihayet arzuladıkları veya hak ettiklerini düşündükleri daha yüksek konuma erişecekler bu albüm sayesinde, orası kesin gibi.

Müziğe bakalım biraz. Beş bestenin tamamı da başlangıçta Ordalie‘deki parçaların, yaratılan atmosferin devamı niteliğinde işler gibi hissettirse de aslında her biri, progresif, post-rock, post-hardcore, black metal ve tüm bunların detaylarına gizlenmiş orkestral yaylı&piyano dokunuşlarından oluşan birer harman şeklinde; fazlasıyla heyecan verici ve atmosferden, duygudan ziyade müziğe odaklanmak isteyenleri de fazlasıyla doyuracak kadar dolgun.
Vokali tümüyle çıkarsak enstrümantal haliyle bile harika bir albüme dönüşebilecek parçalar, birden fazla duyguyu yoğun bir katarsis hali içerisinde, çiğ bir biçimde insanın üzerine boca eden Icare & Annatar ikilisinin vokalleriyle daha da tesirli. Duygusal yükün tamamı vokalde ve o yükün altından öyle rahat kalkılmış ki bazen vokalin perişanlığına dayanamayıp arkada dönen poliritimlere, katman katman melodilere, tek bir sazın kendi başına yarattığı o puslu evrene odaklanmaya çalışırken buluyorum kendimi. Vokal bazen yorucu olabilir, kabul etmek gerek, ama esas tadı da orada Sidera‘nın.
Tüm bunlara capcanlı, berrak ve her bir enstrümanı rahatlıkla ayrıştırabildiğimiz harika prodüksiyon da eklenince Sidera, şimdiden yılın en iyileri arasına girecek güce sahip gibi. Özellikle biraz kıtırlı, pürüzlü bırakmışlar ki o steril, duru, mekanize hava albümün duygusunu boğmasın. Nefis bir tercih. Black metal kaosunun arasında dahi o temiz gitar arpejlerini açıkça duyabilmek, De cris & de cendres‘in son bölümünde piyanonun arkasındaki o zil vuruşlarının rezonansı… Uzun süredir dinlediğim en iyi prodüksiyon olabilir gerçekten bu türde.
Ben genel kanının aksine öyle yürek parçalayıcı, aman abi açma tadımız kaçmasın seviyesinde bulmuyorum Sidera‘yı açıkçası. Zaten söyledim, vokal hakikaten insanı perişan edecek kuvvette, fakat albüm sona erdiğinde, bir arayışa, umuda ve umutsuzluğa dair pek çok hisle, elbette ki biraz buruk ama halimden de çokça memnun oluyorum. Kısacası gerçek bir sanat eserinin yarattığı, insana özgü tüm o hisler hücum ediyor kalbime Sidera‘yı dinlerken. Bu kadar erişilebilir bir yerde duruyorken neden kendinizi bu sanattan mahrum bırakasınız ki? Bir bakın, belki sizin de zihninize, kalbinize doluşur bir şeyler.
88/100


