Psychonaut 4 – Neurasthenia

Muhammed İzmirlioğlu

Merhaba dostlar, bugun ilk kritiğim “Neurasthenia” ile sizlerleyim. Gürcistanlı grubumuzu DSBM dinleyenlerimiz 2012 yılında yayımlanan “Have A Nice Trip” albümüyle hatırlayacaklardır diye umuyorum (burada grubun zamanında epey olay yaratmış Antihuman klibinden bahsetmek istemiyorum). Öncelikli olarak söylemem gerekiyor ki grubun geçen sene yayımladığı La Deca[Dance] II klibinden sonra gruba dair umutlarımı biraz yitirmiştim, çünkü hem müzik olarak hem de tavır olarak eski karanlık-hüzünlü havalarını yitirdikleri, müziği bozup olayı iyice (kaba tabirle) itliğe vurduklarını (bahsettiğim klibe bakma fırsatınız olursa “itlik”ten kastımı anlayacaksınız) sezmiştim bu yüzden yeni albümlerine dair bir beklentim yoktu… Ama yanılmışım.

“Neurasthenia”ya kısa bir başlangıç yapmamız gerekirse bu albümde Psychonaut 4 sanki şu zamana kadarki olan albümlerinde olanları zirveye taşımak istemiş gibi hareket ediyor diyebiliriz. Mesela daha önceki albümlerde nadiren kullandıkları etnik öğelerde güzel atışlar yapabiliyorlardı fakat bu albümde daha yoğun ve sağlam bir kullanım söz konusu. “Peste Noire ve Shining’den alışığız bu tarz hareketlere” diyebilirsiniz. Bahsettiğim tam olarak bu değil ve yapılmak istenen o ise bile, alışık olduğumuz türden değil. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz; gece bir köy meyhanesinden çıktığınızda kulağınıza esen bir Gürcü türküsü mü dersiniz? Ya da geceden kalınmış bir sabah; buz gibi Gürcistan sokaklarında bir başınıza geziyormuş hissiyatı? Hatta albümün bazı kısımlarında mızıka ve başka yerel enstrümanlarla bunlar çok net hissettiriliyor. Albümün prodüksiyonu konusunda söylenilebilecek çok fazla bir şey yok, hemen hemen her şey yerli yerinde diyebilirim. Psychonaut 4 bu albümde sabit parça yapılarından ve sıkıcılıktan çok uzak. Her parçada en azından grubun standardı olmayan bir öğe bulunabilir ve bunlar parçalara uygulanırken bunların göze batırılmadan işlenmesi ayrı bir marifet. Uygulanmış olan bu deneysellikte ne bir fazlalık ne de uyumsuzluk olduğunu düşünüyorum. Zira bunlar tarzın içinde tehlikeli hareketler olduğundan tebrik edilesi bir şey yapmışlar. Tek tek bu deneysellikleri açıklamayı gerekli bulmuyorum, dinlediğinizde fark edebilirsiniz diye umuyorum.

Albümdeki en dikkat çekici unsurlardan bahsedilmesi gerekirse; ki vokallerle başlamak istiyorum, bol varyasyonlu olması bir tarafa daha önceki albümlerinde olmayan unsurlar denenmiş ve yine başarılı olunmuş. Gerçekten bunun nedeni “ne hissettirmek istiyorsa onu hissettirebilmesi” olarak düşünebiliriz. Buna örnek olarak; müzik geri plana düştüğünde titreyerek: “annem babam öldü, artık babam yok, baba yok” diye çığlık atmaya başladığında, bunu gerçekten size hissettiriyor. Hissettirebiliyor. Gürcüce ve yer yer Rusça sözler söylüyor ve bunları bilmediğimiz dillerde söylese bile, öyle bir şekilde bunu hissettiriyor ki, o an söylediği kelimeleri bile anlarsınız demek geliyor içimden.

Vokal bey titreyerek, ağlayarak, hıçkırıklara boğularak, hatta ve hatta bunların hepsini aynı anda yaparak şarkı söyleyebiliyor. Sanki “Benim olayım bu!” dermiş gibi bunların çoğunu parça içerisinde müziğin durduğu anlarda, adeta göze sokarak da yaptığı için dikkatinizi çekeceğine eminim.

Peki albümde ne olmasa daha da iyi olabilirdi? Göze batabilecek başlıca unsur olarak bahsedebileceğim (albüm kapağındaki unsurlardan bahsetmezsek) parça isimleri ve parçalardaki İngilizce kısımlar konusunda biraz daha ince görüşlü olabilmeleri gerekliliği. Tamam, olaylar, konular ve temalar belli çizgiler içerisinde işliyor olabir. Uyuşturucu, seks, intihara meyilli olmak… Ama Bad T.rip, Sleeping Pills Suck, Hangover diye parça isimleriyle karşılaşıldığı zaman akıllarda soru işaretleri oluşabiliyor. Biraz ciddiyetsiz duruyor gibi sanki.İlk görüldüğünde “acaba çok basite mi kaçmışlar?” diye düşünülebilir; haklı ve doğal bir durum bu ve hatta ben de öyle düşünmüştüm. İşin kötü tarafı bu şarkılar albümdeki en ön plandaki şarkılar diyebilirim. Bu konuda daha isabetli bir karar verilebilirdi tabii; ama olsun, sağlık olsun.

Albümü tarz içerisinde farklılaştıran en önemli unsur olarak gözüme çarpan en önemli öğe anlaşılabilirlik. Albümdeki riflerin akılda kalıcılığından tutun, şarkılardaki melodik kısımlara, diğer yerel veya alışılageldik enstrümanlarla yapılan ezgilere kadar müthiş bir akılda kalıcılık ve anlaşılabilirlik söz konusu. Bu anlaşılabilirliğin dozu biraz daha fazla olsaydı albüm içersindeki karanlığın ve bunalımın önüne geçebilir miydi diye düşünülebilir; ama öyle bir durum yok. Gerçekten o kadar fısıltı, hıçkırarak ağlama sesleri içerisinde o karanlığı, bunalımı ve hüznü yaşatırken bunu karmaşıklıktan, anlaşılmazlıktan uzak gayet duru ve anlaşılır bir biçimde yapmışlar. Hissettirilmek istenmiş ve başarılmış olduğunu düşünüyorum.

Evet dostlar, kritiği daha fazla uzatmadan şunlarla son noktaları koymaya başlayayım: Psychonaut 4 bu sene Ekim ayında yayınladığı “Neurasthenia “ile yıl sonu listelerinde yer edinecektir diye düşünüyorum. Albümdeki akıcılık, anlaşılabilirlik ve akılda kalıcılıktan yukarıda yeterince bahsettim. Albüm süre olarak 1 saat 12 dakika ve bu süre ilk başta göze fazla gözükse de sıkıcılık adına bir şey göremiyorum o yüzden süre konusunda olumsuz bir şey düşünmüyorum. Albüm boyunca cidden muhteşem melodiler ve samimi dakikalar sizleri bekliyor. İçinize attığınız acılar ve hüzünler varsa “Neurasthenia” bunların üzerine tuz basmak suretiyle canınızı daha da yakabilecek bir albüm.

2016 yılının sonuna iki ay kala böyle bir albümle karşılaşmanın mutluluğu içinde “Neurasthenia”nın çoğu DSBM severe bu yıla dair ileride güzel ve karanlık anılar bırakacağını söyleyebilirim.

87/100

a0523503756_10

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir