Sigh – In Somniphobia

sigh-in-somniphobia

İlk duyduğunuz anda çok seveceğinizi anladığınız bazı gruplar vardır hani. Mutlaka mükemmel bir müzik yapmaları gerekmez; ama ilk duyuşta kanınız kaynar, neredeyse ilk görüşte aşk gibi. SIGH benim için ilk duyuşta aşk olmuştu mesela. Gece gündüz progresif ve avangard black metal grubu araştırıp hatmettiğim bir dönem ilk defa (ve grubun tarihine göre oldukça geç) tanıştım SIGH ile. Dinlediğim ilk albüm “Gallows Gallery” idi ve geçmişini hiç araştırmadığım için sıfıra yakın beklentiyle dinlemeye başladığım Japonya kökenli bir grubun abuk kapaklı albümü beni bir süre kendisini tekrara almak zorunda bırakmıştı. Müziğin senfonik yönünün sırf senfonik olmak için değil, gazı köklemek için kullanılmasıydı sanırım beni en çok etkileyen. Sonradan SIGH’ın epeyce köpeği olduğumu söylemeliyim. Avangard metal camiasında bir dev olan grubu o zamana kadar keşfetmediğim için şanssız hissettiğimi de.

Girişte bu kadar laf kalabalığı yapmamın amacı, SIGH’ın önemli bir grup olduğunun altını çizmek aslında. Buralarda dinleyeni çok mudur bilemiyorum; ama dediğim gibi, Avangard metalde zirvedeki birkaç gruptan biri aslında. Bu kritiği yapmak istemekteki asıl sebebim ise “In Somniphobia”, SIGH’dan beklediklerimin bile ötesinde bir albüm olması. CATTLE DECAPITATION’ın adeta ortalığı yıkan “Monolith of Inhumanity“sine ve o kadar çok seviyorum ki arada gizli gizli ağlıyorum diyebileceğim DEATHSPELL OMEGA’nın “Drought”ına rağmen gözümde 2012′nin en iyisi şu ana kadar.

Uyku, uyku korkusu ve rüyalar (daha doğrusu kabuslar) üzerine bir konsepte sahip albümün çoğunluğu “Lucid Nightmares” şarkısının kesitlerinden oluşuyor. “Lucid Dreaming” konsepti kabaca, rüyada olduğunun farkına varıp, rüyayı kontrol edebilme yetisi diyebiliriz. “Lucid Nightmare” ise buradan yola çıkarak, karabasan tabir edilen uyku felcine varan, açıkçası başına gelmiş kişilerin düşüncesiyle bile gerilmesine sebep olan bir tabir. Böyle keskin bir konsept dahi, SIGH’ın kendi stilinde ele alınmış; dinlerken gerginlik değil, bir alınıp götürülme hissiyatıyla dinletiyor kendini. Elbette burada bulutların üzerinde gezdiren bir Pink Floyd atmosferinden değil; gitar soloları, klavye destekleri ve bilhassa saksofon dokunuşlarıyla insanı sarmalayan avangard bir atmosferden bahsediyoruz. Bu atmosfer, türün genel cıvıklığına dokunmadan, belli bir ürkünçlük sınırında gidip geliyor. Bu noktada Eliran Kantor imzalı kapağa da bir selam vermek gerek. Her ne kadar kendine ait net bir stili olmadığını düşünsem, yaptığı iki albüm kapağına bakınca çoğu zaman aynı elden çıktığını anlayamasam da (ki bu konularda zerre eğitimi olan bir insan değilim, eşeklik bende de olabilir), Eliran Kantor’un neredeyse her eserinin içine düşecekmiş gibi olduğumu itiraf etmem lazım. Şimdiye dek en çok beğendiğim eserinin bu albümün kapağında yer alması, üzerine bir de kapağa her baktığımda albümün o ince tüyler ürperticiliğinin pekişmesi her şeyi daha da özel kılıyor.

Uyku, uyku korkusu ve rüyalar (daha doğrusu kabuslar) üzerine bir konsepte sahip albümün çoğunluğu “Lucid Nightmares” şarkısının kesitlerinden oluşuyor. “Lucid Dreaming” konsepti kabaca, rüyada olduğunun farkına varıp, rüyayı kontrol edebilme yetisi diyebiliriz. “Lucid Nightmare” ise buradan yola çıkarak, karabasan tabir edilen uyku felcine varan, açıkçası başına gelmiş kişilerin düşüncesiyle bile gerilmesine sebep olan bir tabir. Böyle keskin bir konsept dahi, SIGH’ın kendi stilinde ele alınmış; dinlerken gerginlik değil, bir alınıp götürülme hissiyatıyla dinletiyor kendini. Elbette burada bulutların üzerinde gezdiren bir Pink Floyd atmosferinden değil; gitar soloları, klavye destekleri ve bilhassa saksofon dokunuşlarıyla insanı sarmalayan avangard bir atmosferden bahsediyoruz. Bu atmosfer, türün genel cıvıklığına dokunmadan, belli bir ürkünçlük sınırında gidip geliyor. Bu noktada Eliran Kantor imzalı kapağa da bir selam vermek gerek. Her ne kadar kendine ait net bir stili olmadığını düşünsem, yaptığı iki albüm kapağına bakınca çoğu zaman aynı elden çıktığını anlayamasam da (ki bu konularda zerre eğitimi olan bir insan değilim, eşeklik bende de olabilir), Eliran Kantor’un neredeyse her eserinin içine düşecekmiş gibi olduğumu itiraf etmem lazım. Şimdiye dek en çok beğendiğim eserinin bu albümün kapağında yer alması, üzerine bir de kapağa her baktığımda albümün o ince tüyler ürperticiliğinin pekişmesi her şeyi daha da özel kılıyor.

Etrafta bu enstrümanlarla bu tarz müzik icra eden tek grup SIGH değil elbette. Onları bu kadar farklı kılan unsur beni en başta mesafeli durmaya iten sebeple aynı ama; Japonya çıkışlı olmaları. J-Metal’e inanılmaz bir önyargısı olan bir insan olan beni bile böylesine etkileyebiliyor olmalarının altında, doğu ezgilerinin şarkıların içine inanılmaz bir akıcılıkla yediriliyor olması var. Grubu ya da albümü ilk kez dinleyen birinin onların kökeni hakkında bir tahminde bulunabileceğini sanmıyorum; fakat dinledikçe şarkıların içlerinde anlık da olsa farklı bir enstrüman, ya da oryantal bir düzenlemeyle karşılaşmak normalleşiyor. Ülkemizden çıkan ve bölge kültürünü metale yedirmeye çalışan grupların “ver burada arkadan kanunu bağlamayı” kafasından çıkıp yapmaları gerekeni rahat bir sadelikle yapıyor SIGH. Tabii ki burada avangard bir müzik icra ediyor olmalarının, birçok farklı unsurun müziğe yedirilmesine olanak sağlayan parça yapılarının bir avantaj olduğunu belirtmek gerek.

Black metal’in progresif-avangard yönünü icra eden çoğu grup/müzisyen gibi, SIGH’ın yaptığı müzik de black metal’den gittikçe uzaklaştı ve caz ağırlıklı bir yöne kaydı, bunu kabul etmek gerek. Müziğe bir şans vermeden bunun kötü bir durum olduğunu düşünecek kadar “troo” değilseniz, bunun bir problem olmadığı konusunda hemfikir olmamız gerek. Birçok parçada (ama en çok “Amnesia”da) deneyimlenebilecek gözlerinizi kapatıp bir klavye solosunun saksofon solosuna, onun ise yavaş yavaş bir gitar solosuna evrilmesinin verdiği “hafif hafif yerden havalanma” hissiyatını verebilecek çok fazla albüm yok etrafta.

Çok uzatmadan toparlayalım. Yazıdan albümden ne bekleyeceğinizle, ya da nasıl bir müzik icra edildiğiyle ilgili fazla bir fikir edinememiş olabilirsiniz. Bu, grubun türü ne kadar doğru icra ettiğinin bir kanıtı olarak alınabilir. Farklı türde 3-4 albümün ihtiva ettiği kadar fikir içeren bir albüm “In Somniphobia”, ve 23 yıllık bir grubun (şahsi fikrimce) kariyerinin en iyi albümü. Ekstrem metalden ve deneysellikten az biraz bile hoşlanıyorsanız, bu cümle için bir şans vermeye değer diye düşünüyorum.

93/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir