Mors Principium Est – Embers of a Dying World

Melodik death metal benim için zor bir tür. Beni metale doğru dürüst başlatan ve kesinlikle ekstrem metali bana sevdiren tür olmasına rağmen, son yıllarda belli başlı birkaç grup dışında dönüp dinlemiyor olmamın kendimce oldukça sağlam sebepleri var. Her şeyden önce MDM sınırları gerçekten çok dar bir tür ve bunun acısı türü icra eden grup sayısı arttıkça gitgide daha fazla belli ediyor kendini. Öyle gözüküyor ki gruplar kendilerini diğer MDM gruplarından farklı kılacak bir şeyler ortaya koymayı başaramıyor ve elimizde üç aşağı beş yukarı aynı müziği yapan elli tane grup kalıyor. DARK TRANQUILLITY, AT THE GATES gibi efsaneleri bir kenara koyarsak türün en “büyük” grubunun en iyi halinde bile bunların en kötü hallerinin yanına yaklaşamamış bence vasat oğlu vasat (burada vasatın anlamının kötü değil, ortalama olduğunu hatırlatayım çok küfür yemeden) INSOMNIUM olması melodik death metalin ne hallerde olduğunun özeti gibi.

Kendini farklı kılmak için müziğine senfonik elementler katan melodik death metal grupları da bir süre sonra birbirinin aynısını hale gelmeye başlasa da, bu işi nispeten iyi yapan gruplardan biri MORS PRINCIPIUM EST. Hemen hemen iki yılda bir albüm çıkartma geleneğini “Embers of a Dying World” ile devam ettiren grup bu albüm ile de kendi çizgisini korumayı başarmış ve her ne kadar türün kalıplarına sıkışmışlıktan etkilenmemeleri elbette ki oldukça zor olsa da, en azından bu kalıpları sonuna kadar zorlayarak ve ellerindeki imkanların tamamını değerlendirerek ortaya nispeten varyasyonlu bir kayıt çıkartmış.

Bu varyasyonların elbette ki konu MDM olunca belli bir liste içinden seçiliyor olması grubun ilhamlarını da fazlaca gözler önüne seriyor. In Torment çalmaya başlayınca beyninizin size “dur AT THE GATES çalıyor” sinyalini göndermeye başlamasına engel olmak mümkün değil mesela. Ya da bonus şarkı The Drowning’in (ki bonus şarkıyı albümün sonuna değil de beşinci sıraya koymayı nasıl akıl etmişler anlamadım) genelinde öylesine bir CHILDREN OF BODOM, nakaratlarında ise son dönem IN FLAMES nakaratları etkisi var ki bazen eh dedirtiyor.

Oldukça senfonik ve gitgide heyecanı tırmanan enstrümantal Genesis ile ihtişamlı bir açılış yapan “Embers of a Dying World”, Reclaim the Sun gibi karizmatik isimli bir şarkıyla ise asıl patlamayı yapıyor. Türün olmazsa olmazlarından melodik rifleri yazma konusunda zaten eksiği yok MORS PRINCIPIUM EST’in; ancak bence en önemli kuvvetleri DARK TRANQUILLITY’yi en iyi yapan, kimi zaman klavye desteği kimi zaman ise yalnızca gitarların gücü ile insanın yüreğini dağlayan bir hüznü müziklerine enjekte edebilmelerinde yatıyor. Masquerade’in veya Christina Marie’nin çok başarılı konuk vokallerinin de katkısıyla Death is the Beginning’in (ki aynı zamanda grubun isminin İngilizcesi de oluyor bu) göz yaşartıcılığı yalnızca bir illüzyon değil, fazlasıyla gerçek bir duygu hüzmesi oluveriyor müzikleriyle.

MORS PRINCIPIUM EST’in senfonik yanından ve bu konuda nasıl farklı bir yaklaşım sergilediklerinden bahsetmemek mümkün değil. Türü icra eden ve müziklerini klavye ile zenginleştirme yoluna gitmiş hemen hemen tüm gruplar bunu iki amaç için kullanıyorlar: müziğin genel arkaplanını klavye ile oluşturup gitarları atmosferin parçası olarak değil direkt rif saçmaları için kullanmak, yahut klavyeleri melodik rifleri yakından takip edecek şekilde yazıp gitarların ihtişamını arttırmak. MORS PRINCIPIUM EST’in ise dikkatli dinleyince değişik bir şeyler peşinde olduğu anlaşılıyor. Klavyeleri çoğunlukla müziğin genel ritmini (= davulları) zenginleştirecek şekilde yazıyor grup ve bu sayede çoğu şarkıda aslında fazlalıkla kullanılmayan klavyeler dahi sanki sürekli senfonik bir arkaplan üzerine çalınıyormuş hissiyatı yaratıyor.

Albümün son yılların en başarılı albüm kapaklarından birçoğuna da imza atmış Eliran Kantor’un elinden çıkma, Hollandalı meşhur ressam Johannes Vermeer’in The Astronomer tablosuna ölümcül bir gönderme olan kapağına da biraz değinmek gerekir sanıyorum. Son yıllarda başyapıt üzerine başyapıt patlatan Kantor’un yine harikalar yarattığı, hem albümün genel temasına (apokaliptik bir zaman dilimi) hem de genel olarak karanlık atmosferli bir melodik death metal albümüne çok iyi uyum sağlayan kapağın hastası oldum desem yeridir.

Netice itibariyle “Embers of a Dying World” belli kalıplar içinde olabildiğince iyi bir albüm diyebilirim. Her ne kadar bazen yukarıda bahsettiğim “şu an şu grup çalıyor” hissiyatı bazı anlarda can sıkıcı olabilse de bunu göz ardı edince toplamda oldukça keyifli dinlenilebilen, epey iyi bir eser. MORS PRINCIPIUM EST ikinci gitaristiyle yolları ayrılmasına rağmen türün kalburüstü gruplarından biri olarak kariyerine devam ediyor.

85/100

EmbersOfADyingWorld

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir