An Abstract Illusion – The Sleeping City
Merhaba.
WINDIR efsanesi Svartesmeden Og Lundamyrstrollet parçasını çaldıklarını gördüğümde dikkat kesildiğim İsveçli An Abstract Illusion, ilk albümünden beri yakından takip ettiğim gruplardan biri. Melodik death metali daha progresif ve atmosferik bir şekilde işleyerek başlayan yolculukları, pek çok sene sonu listesinde kendine yer bulan Woe ile iyice progresif death metal sınırlarına varmış, grubu OPETH gibi isimlere yaklaştırmıştı. Progresif death metal gibi ucu bucağı belli olmayan bir türde, kendine ait bir yer bulmuştu An Abstract Illusion ama birçok grubun yapacağının aksine, biz olduk deyip bulduğu yere yerleşmektense alanını genişletmek için yeni hamleler, progresif sıfatının altını dolduran fikirlerle yollarına devam ettiklerini görmek büyük keyif.
Bu bağlamda The Sleeping City‘e baktığımızda hem yine çok doyurucu bir müzik hem de Woe‘ya kıyasla farklı bir ruh hali, karakter görüyoruz. Birden fazla ismin dahil olduğu vokal kısımları çok daha ön planda ve aktif, BLOOD INCANTATION vari grupları anımsatacak raddeye ulaşmış, zaman zaman synthwave hissiyatı veren bir klavye kullanımıyla altı dolu, o enfes synth. parçacıklarının üzerinde salınarak albümün duygusal tarafını besleyen keman ve çello (üç konuk müzisyenin marifeti) gibi enstrümanlarla zenginleşen bir An Abstract Illusion var elimizde. Grubun beyni diyebileceğimiz Karl Westerlund’un dengeli, incelikli besteciliği dahilinde farklı unsurlar birleşip harika bir albüme dönüşmüş. Tabii Westerlund’un harika arpejlerini, duygusal sololarını da unutmayalım.

Progresif tabanı fantastik senkoplar, süslü müzisyen numaraları gibi şeylerden ziyade klavye başrolünün yarattığı o ethereal atmosfer ve bütünden parçaya gitme kafasındaki bol katmanlı beste yapısıyla açıklamak daha doğru olur. The Sleeping City, kimi anlarda (Emmett mesela) çok güçlü ve uzun uzadıya devam eden sololar ve karmaşık ritim kalıpları sunsa da aslında albüm melankoli ve depresyon (Woe ile bu açıdan benzerler) kakofonisini ustalıklı bir bütüne dönüştürüyor. Örneğin bir dinleyici, klavyenin bu denli aktif olmasını sevmeyebilir ama hızlı karar vermeden bütüne odaklanıp bir-iki defa çevirmeyi tavsiye ederim bu noktada; sevmediğiniz unsurlar bile An Abstract Illusion’ın kompleks yapısı içinde lezzetli gelmeye başlayabilir. Normalde içimin çekildiği, çok baydığım LEPROUS‘un iyice bokunu çıkardığı o synth. temiz vokal kombosu, Forest Flower‘ı dinlerken hiç kulağıma batmıyor mesela.
Adının hakkını veren Like A Geyser Ever Erupting, bir yandan kendine ait acayip bir dünya yaratırken bir yandan da albümün en sert anlarını barındırmasıyla favorilerimden bir tanesi. Djent, progresif metal, black metal, death metal, dissonant müzik ve hatta 8-bit kafalarında ilerleyen klavye; teknik dehası içinde kaybolup gitmeden, fikirleri çorba etmeden tüm bunları nasıl böyle güçlü bir şekilde birleştirebilmek gerçekten büyük iş bence. Benzer bir durum Forest Flower‘da da var gerçi; parçanın ilk yarısı yukarıda bahsettiğim son dönem Leprous’u gibiyken 2. yarıda ortaya 90’lar folk black metal gruplarından esintiler bile çıkıyor ki her seferinde hayretle dinliyorum.
Çok uzatmayacağım, çünkü kısım kısım anlatılamayacak bir albüm bence ama en azından odadaki file işaret edip The Sleeping City‘i bir başyapıt olmaktan alıkoyan şeyi konuşalım biraz. Albümün prodüksiyonu REZALET ya. O kadar çok şey oluyor, katman katman parçalar yazmışlar diyoruz; KEŞKE BİR DE DUYABİLSEK! Abartıyorum tabii, öyle dinlenemeyecek seviyelerde bir şey değil ama hakikaten biraz daha incelikli, nefes alan, dinamik aralığı geniş bir prodüksiyonu olsaymış alıp yürürmüş. Willowtip Records ile yolları ayırmanın vakti gelmiş bence; o şirket için fazla büyük bir müzik yapıyor An Abstract Illusion.
Son parçada yaşanan doygunluk ve biraz da önceki parçalarda olan bitenin tekrarı nedeniyle gelen yorgunluğu da düşünürsek (böyle bir müzik için 1 saat biraz iddialı), zayıf prodüksiyon ve uzunluk haricinde her şey dört dörtlük bana sorarsanız. Sene sonu listesi hazırlayabilecek miyim göreceğiz ama eğer yaparsam mutlaka yer alacak. Yıl içerisinde kaçırdıysanız ve ola ki progresif death metal / ekstrem progresif metal dinleyicisiyseniz The Sleeping City‘e mutlaka zaman ayırın. Hatta normalde böyle şeyler dinlemeseniz bile, bir şekilde bu yazıya denk geldiyseniz bile bir bakın. Şaşırabilirsiniz.
87/100


